Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Murat Kışlalı: ''Kılıçdaroğlu’nun strateji değiştirmesi, AKP’yi sıkıştıracak!.''

11.12.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Gazeteci yazar Murat Kışlalı, ülke gündemindeki konu ve gelişmelerle ilgili GÖZLEM’in sorularını cevapladı. İşte görüşleri…

GÖZLEM– CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 500 bin TL’lik tazminat davasına açmasına yol açan “sert açıklama ve konuşmalarına”, CHP yöneticilerinin ve milletvekillerinin de “aynı sertlikte konuşmalarının eklenmesi, bu arada art arta Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanları’nın, “kendilerinden önceki AKP’li belediye başkanları hakkında, ‘usulsüzlük ve yolsuzluk’ iddiaları ve dosyalar” ile adaletin kapısını çalmaları, CHP’de “pasif muhalefet yerine, aktif bir muhalefet siyasetine dönüşü” mü ifade ediyor?.. Kılıçdaroğlu, “muhalefeti, kendi sahasında savunmadan, rakip sahada hücuma mı” dönüştürüyor?..

K– Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın hakkını yemeyelim. Melih Gökçek dönemine ait yolsuzluk dosyalarını açalı belli bir süre oluyor. Ancak bu istisna bir tarafa, söylediğiniz gibi CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu artık seçime gitmenin zamanının geldiğini düşünüyor ve bu nedenle AKP’yi köşeye sıkıştıracak şekilde muhalefet dozunu arttırıyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan bugünkü şartlar altında seçime gitmeyi göze alamayacağı için aslında CHP’nin stratejisi her iki şartta da CHP açısından kazanç sağlamış olacak. Erdoğan seçime gitmezse CHP, AKP’yi ve Cumhur İttifakı’nı köşeye sıkıştırdığı için puan toplamaya başlayacak, ki böylelikle “CHP’nin oyları artmıyor” söylemini boşa çıkartmış olacak. Diğer taraftan ola ki Erdoğan seçime giderse, daha da büyük ihtimalle MHP’nin desteğini sürpriz bir şekilde yitirirse, CHP ve muhalefet cephesi seçimlerden zaferle çıkacak. Çünkü Erdoğan hem içeride Pandemi ve ekonomik kriz nedeniyle; hem de dışarıda gittikçe kötüleşen ABD-AB yaptırımlar baskısı ve Irak – Suriye – Doğu Akdeniz ve Ege sorunları nedeniyle böyle bir seçimden kazançlı çıkamayacak. İşin ilginç tarafı ekonomide, çok ciddi bir daralma ve borç sorunu ülkenin yakın geleceğini, belki 1-2 yılını meşgul edecek. Yani seçimlerin zamanında, 25 Haziran 2023’de yapılması durumunda dahi Cumhur İttifakı açısından çok olumlu gelişmeler yaşanması beklenmiyor.

GÖZLEM– Kılıçdaroğlu’nun “Cumhurbaşkanlığı adaylığı ile ilgili olarak” Bütçe müzakereleri sırasında AKP’lilerden gelen sataşmalar sırasında “onlara verdiği cevap” konusunda ne diyorsunuz; sonra “kararı Millet İttifakı verecek” diyerek yumuşattığı bu karşılık sizce ne ifade ediyor?

K– Kılıçdaroğlu önce “Aday olup olmayacağımı kim söyledi?” dedi. Sonra “Kararı Millet İttifakı verecek” diye konuştu. İyi Parti’de Kılıçdaroğlu’nun sözleri “Cumhur İttifakı’nı boşa çıkarmak için yapılan açıklamalar” olarak değerlendirildi. Meral Akşener’in Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı olmak istediği bir sır değil. Kılıçdaroğlu kesinlikle kendisi aday olmaz, bu tür tartışmalardan Millet İttifakı aleyhine malzeme çıkmasına imkan tanımaz ve zamanı geldiğinde de bunun nedenini çok basit bir şekilde açıklayabilir. Kanımca aday olmayacak olmasının nedeni şu: Kılıçdaroğlu aday olursa, CHP’lilerin oylarının büyük çoğunluğunu alarak Erdoğan’ın karşısına (Sandık ikinci tura kalırsa) çıkabilir. Ancak bu durumda, ülkenin bu siyasi yapısında Kılıçdaroğlu’na oy vermeyecek sağ veya muhafazakar tandanslı çok geniş bir kitle çıkacaktır. Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan’a karşı kazanma şansı olduğunu düşünmüyorum. Kendisi de bu basit matematiği yapıyordur. Bunun nedeni daha iyi bir aday olmaması değil, ülkenin üçte iki sağ, üçte bir sol seçmenli siyasi yapısı. Dolayısıyla Kılıçdaroğlu herhalde Meral Akşener ile bu konuyu zamanı geldiğinde görüşecektir. İlk olasılık, ilk turda sağdan da oy alabilecek Ekrem İmamoğlu veya Mansur Yavaş gibi bir CHP adayı çıkartmak olur. Bu durumda Muharrem İnce’nin de Cumhurbaşkanlığına adaylığını koyacağını tahmin ederim. Muhalefetin Cumhurbaşkanlığı yarışı İnce, Akşener ve CHP’nin adayı arasında geçer. İkinci seçenek ise Kılıçdaroğlu’nun baştan Akşener’in adaylığını onaylayarak, Millet İttifakı’nın kazanacağı bir seçimde Akşener ile beraber güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçip bir koalisyon Başbakan’ı olarak ülkeyi yönetmek isteyecek olmasıdır. Bu seçeneğin gerçekleşmesi için hem CHP içinde, hem CHP ile HDP arasında, hem de genişletilmiş muhalif cephenin küçük ortakları olacak Saadet Partisi, Deva Partisi ve Gelecek Partisi ile Millet İttifakı ve özellikle İyi Parti arasında geniş zeminli bir anlaşma veya anlayış sağlanmış olması gerekir. Bu da şimdiden başlaması gereken kapsamlı bir çabayı gerektirir. Ayrıca CHP’nin bir aday çıkartmaması için siyasi şartların çok daha zorlaşmış, örneğin demokrasinin çok daha askıya alınmış olması, ekonominin çok daha bozulmuş Türkiye’nin dünyada yalnızlaşmış olması, hem de bu durumun topluma ve seçmene çok iyi anlatılması gerekir. Kılıçdaroğlu’nun “Dokunulmazlığımı kaldırtmazsanız namertsiniz, vatan hainisiniz” çıkışını da ben biraz bu stratejinin bir parçası olarak görüyorum. Çünkü artık “bıçak kemiğe dayandı”, iş zaten oraya gidecek. “Hiç olmazsa muhalefet olarak bunu bir fırsata dönüştürelim ve ülke bu çarpık sistemden kurtulacağı bir seçimle yeni bir şans yakalasın” düşüncesinde.

GÖZLEM– Kılıçdaroğlu’nun “CHP muhalefet stratejisini Gandi’nin ‘pasif muhalefet’ stratejisinden yeni ve ‘aktif’ bir muhalefet rotasına dönüştürmesinde, Muharrem İnce ve Mustafa Sarıgül’ün kuracakları kesinleşen “CHP tabanından oy alacak” yeni parti girişimlerinin rolü var mı?.. Özellikle “cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yüzde 1 oyun bile çok önemli rol oynayacağı” bir ortamda, kulislerde “bu sebep – sonuç ilişkisi” konuşuluyor; sizin görüşünüz?

K– Kılıçdaroğlu’nun muhalefeti sertleştirmesinde değil de “Benim aday olmayacağımı nereden biliyorsunuz?” çıkışında Muharrem İnce faktörünün etkili olduğunu düşünüyorum. O çıkış daha çok İnce’ye bir cevaptı. Öte yandan Muharrem İnce Cumhurbaşkanlığına adaylığını koyarsa ilk turda muhalif cepheden oy alacağı kesin. Tam da bu nedenle, İnce adaylığını koysa da koymasa da, bu durum ilk turda Erdoğan’ın oylarını etkilemeyecek. Erdoğan’ın daha fazla veya daha az oy almasına neden olmayacak. Dolayısıyla İnce’nin adaylığını koyması sadece ve sadece muhalif cephenin ilk sırada yer alacak adayının (ki o adayın Muharrem İnce olacağını sanmıyorum) oylarının düşmesine neden olabilir. Örneğin Kılıçdaroğlu Mansur Yavaş’ı aday gösterdi diye sağ-merkeze yakın bir politikacıya oy vermek istemeyen bir CHP seçmeni ilk turda Muharrem İnce’ye oy verebilir. Ancak iş ikinci tura kaldığında muhalif seçmenler toplanıp muhalefetin adayına oy verecektir. Artık Türkiye o şekilde bölündü ki soldan Erdoğan’a oy çıkmasına imkân yok. Dolayısıyla İnce’nin veya Sarıgül’ün Cumhurbaşkanlığı adaylığı sadece ilk turda muhalefetin en çok oy alacak adayının (Akşener’in veya CHP’nin göstereceği makul bir adayın) oylarını azaltır. İşin belki ikinci tura kalmasına neden olur. Ancak sonuçta sonucu değiştirmez. Öte yandan Muharrem İnce’nin kuracağı parti bir şekilde muhalif cephenin içinde yer almazsa, genel seçimlerde bu partiye gidecek az da olsa oy miktarı, boşa gitmiş olacaktır. Bu açıdan, eğer bu parti muhalif cephe içinde yer almazsa, bir işbirliği yapılmazsa, bir kayıp olacaktır. Ancak bunun çok büyük bir kayıp olacağını sanmıyorum. Sonuçta Muharrem İnce muhalefetin bariz olarak aleyhine olacak bir yönelim içinde olamaz. Kendi varlığına ters düşmüş olur. Kılıçdaroğlu’ndaki strateji değişiminin ise İnce’nin ve Sarıgül’ün siyasi hareketinden çok konjonktürle ülkenin içinde bulunduğu ve gittikçe kötüleşmeye giden durumuyla ilgili olduğunu düşünüyorum. Kılıçdaroğlu da bu gidişle eğer tansiyonu arttırmaz ve iktidarı seçime zorlamazsa, baskıcı rejimin çok daha ileriye gideceğini ve demokrasi dışına doğru yönlenebilecek başka seçenekleri uygulamaya sokmaya başlayacağını görüyordur.

GÖZLEM– “Hafta sonunu kapalı geçirmek durumunda olan tekel bayilerine ‘haksız rekabet’ olacak” denilerek, marketlerde “içki satışının yasaklanması” ile Meclis’teki bütçe müzakereleri sırasında Danıştay bütçesi görüşülürken, AKP Aksaray Milletvekili eski Vali Cengiz Aydoğdu kürsüde “Bizim tarihimizde hiçbir şekilde şahsın hukukunu, kişinin temel hak ve hürriyetlerini düzenleme devlete bırakılmamıştır, bunu toplum kendisi yapmıştır. Şeriat her şeyin üzerindedir, yani hukuk her şeyin üzerindedir. Şeriat kelimesinden korkarız, hayır öyle değildir, şeriat bizim hukukumuzdur, genel hukukumuzdur, örfi hukuk bunun içindedir. Padişahların yaptığı hukuk hukukçuların hukukudur” demesi aynı günlere rastladı, ne diyorsunuz?

K– Tam da bahsettiğim kaygılar işte bu radikalleşmeyle ilgili. Cumhurbaşkanı Erdoğan her ne kadar pragmatik bir siyasetçi olsa da, içinden geldiği dinci kesimin şartları uygun bularak ileri sürdüğü çok daha radikal açılımlara, kendisi açısından fayda sağlamayacak hatta zararlı olacak olsa bile, bu alanı başka kişi ve güçlere bırakmamak adına boyun eğebiliyor. Pratikte bulaşmayacağı o yola girebiliyor. Ayasofya kararı bunun çok güzel bir örneği. “Ben laik değilim. Bir Müslüman hayatını inancının esaslarına göre düzenlemek zorundadır” dediğinizde, sizin sözlerinizi bir adım ileriye götürecek, durumdan vazife çıkaranlar da işi “Şeriat bizim hukukumuzdur”a kadar götürürler. Aslında pratikte Erdoğan öyle konuşsa da; esasta şeriat hukukunu getirmeye çalışmıyor, getirse bunun kendi zararına da olacağını düşünüyor olsa bile, bir süre sonra ister istemez bu yönlendirmelerle kendisini önüne geçemeyeceği bir yolda ilerliyor bulabilir. Uzun süre iktidarda kalan yayılmacı tüm ideolojilerin geleceği nokta bu radikalleşme tehlikesidir. Biz de maalesef bu süreci yaşıyoruz. Alkolün yasağı, kız-erkek çocukların karma sistem dışına çıkartılarak haremlik selamlık sınıflarda okutulması, yargıda dini referanslar verilmesi, bunun da ötesinde açıkça şeriat isteğinin ifade edilmesi hep bu radikalleşmenin sonucu. İktidar bu radikalleşmeyi meşru kılmak için de dinci kesimin hep kullandığı “takiye” yöntemini kullanıyor. Alkole ilişkin yasak, Pandeminin bir gereğiymiş gibi sunuluyor. Sonra da “rekabete uysun” diye alkol satabilen büyük marketlere de ikincil bir yasak getiriliyor. Üstelik İçişleri Bakanlığı’nın genelgesinde böyle bir yasak yer almıyor. Yetkililer de yasağın kendilerince üst makamlarca sözlü olarak aktarıldığını ifade ediyorlar. Öte yandan, acaba dinci yönetim, şimdilerde sıkça tartışma konusu olan; “Alkol, virüsün akciğerlere inmeden bir süre yerleştiği boğazdan geçtiği için hastalığa karşı korunma sağlıyor” savından mı rahatsız oldu, düşünmeden edemiyorum.

GÖZLEM– Pandemi’de işsiz, esnaf, çiftçi, “yasaklar arasında kapatılan” işyerlerinin sahip ve çalışanları “maddi destek beklerken”, elektrik şirketlerine “devlet müteahhitlerine yapılan kıyaklara benzer” bir destek geldi. “Elektrik dağıtım ve tedarik şirketleri temsil, ağırlama ve seyahat gibi keyfi harcamalarını ve dernek aidatlarını bile 5 yıl daha elektrik faturalarına ekleyebilecekler”. Ne diyorsunuz?

K– Bunlar hep iktidara yakın şirketler. Lobi faaliyetlerinde bulunuyorlar. Sorunlarının büyük çoğunluğunu da siyasi seviyeye çıkmadan denetleyici ve düzenleyici organlarla halledebiliyorlar. Liberalizmin çarpıcı gerçeği bu. İktidarlar da kendisine yakın şirketlere fayda sağlıyor. “Neyin karşılığında?” sorusu akla gelen ilk sorulardan birisi. Ama sonuçta bu uygulamalar birer birer birbirine eklenerek seçmenlerin tepkisini çekip, “iktidarın iktidarda kalma süresinin kısalmasına katkıda bulunuyordur” diye düşünüyorum.

GÖZLEM– Pandemi’de hâlâ 14 veya 28 günlük tam kapanma kararı alınmayıp geçici ve eksik kararlarla durum “idare edilmeye” çalışılırken, şimdi bir de işin içine Corona aşısıyla ilgili tartışmalar girdi. Yorumunuz?

K– Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın açıklamalarına göre Türkiye Çin aşısından 50 milyon doz alacak. Bazı iddialara göre bu aşının 3 milyon dozu şimdiden geldi ve AKP’lilere uygulanmaya başlandı. Bakan’a Çin aşılarının kaç liraya geldiği soruldu. Önce cevap vermedi sonra 11 dolar civarı olduğunu ifade etti. Eğer bu rakam doğruysa, fiyat Çin’in Brezilya, Endonezya gibi ülkelere sattığı fiyatla aşağı yukarı aynı. Ancak Bakanlığın Pandemi ile ilgili verilerde hep yanıltıcı bilgiler verdiği, rakamları doğru açıklamadığı bilindiği için bu konudaki açıklamaları da şüphe uyandırıyor. Özellikle aşının fiyatını ilk başta söylemediği için şüpheler iyice artıyor. Sonuçta nasılsa ortaya çıkmayacağını düşündükleri için çok daha yüksek bir bedelle alınıyor olsa da 11 dolar rakamı ortaya atılmış olabilir. Bu işin bir yönü. Diğer yönü ise Türkiye’de herkese yetecek kadar aşı alınamamış olması. Her kişiye iki doz aşı uygulanacağı için Çin aşısından 25 milyon kişi yararlanacak. Koca, Pfizer ile iki Türk girişimcinin sahip olduğu Alman şirketi BioNTech’in ortaklığından önce 1 milyon doz aşı alınacağını açıklamıştı. Bu rakamın son olarak 25 milyona çıktığını söyledi. Bu aşıların da alınacağını varsaysak bile, kişi başına iki dozdan Türkiye’de toplam 37.5 milyon kişi aşı olabilecek. Oysa Türkiye’nin 18 yaş altı hariç nüfusu, 6 milyon Suriyeli ile beraber 70 milyon olarak kabul ediliyor. Dolayısıyla 140 milyon doza ihtiyaç var. 65 milyon doz eksik. Dünyada şu anda aktif olarak en fazla satılan aşı AstraZeneca aşısı. 100’den fazla ülke aldı. ABD 500, Hindistan 500, AB 400, Japonya 120, İngiltere 100 milyon doz aldı. Toplam satışı 2,4 milyar doz. Dozu 3 dolara satılıyor. Dolayısıyla çok ucuz olduğu ve normal buzdolabında saklanabildiği için bizim gibi dar gelirli ülkeler tarafından da çok tercih edilen bir aşı. Ancak Bakan Koca bu aşıdan almayı “tercih etmediklerini” söyledi. “Türkiye’deki aşı açığının niye bu aşıyla karşılanmadığı” sorusunu şöyle cevapladı: “AstraZeneca vermek istiyor. Almaktan yana olmadım. Bekletiyorum. Vatandaşıma ‘Yüzde yüz güvenebilirsiniz. Ben de yaptırmak istiyorum’ diyebileceğim bir aşı olma noktasında daha emin değil dünya. Uzun vadeli bağışıklık sonuçlarını bilmiyoruz. Erken dönem başarı sonuçlarını dünya görmedi. Yalnızca AstraZeneca için değil BioNTech için de söylüyorum. Bunlar mRNA aşısı. Yani genetik yollarla elde edilen aşılar... Orta ve uzun vadeli sonuçlarını dünya bilmiyor. Çünkü salgında mRNA yönetimiyle ilk kez kullanılıyor”. Bir defa AstraZeneca, mRNA aşısı değil. Bakan bunu bilmiyorsa bu çok garip. Bilip de böyle söylüyorsa yine bir güvenilirlik sorunu ortaya çıkıyor demektir. Ayrıca aşının önce yarım doz, bir ay sonra bir doz alınarak yapılan testlerinde yüzde 94 etkinlik sağladığı ortaya çıktı. Bir artı bir doz olarak yapılan testinde de yüzde 60’ın üstünde etkinlik sağlıyor. ABD’de ilaç izni veren kurum tarafından yüzde 50’nin üzerindeki her oran kabul görüyor. Dolayısıyla en azından başlangıç için nispeten küçük bir bedelle, dozu 3 dolardan 65 milyon doz yaklaşık 200 milyon dolara tüm ülke aşı olabilecekken iktidar bu çözümü tercih etmiyor. Koca “2021 Nisan’ından sonra aşıya ihtiyacım olmayacak. Çünkü benim aşım devreye girecek” diyor. Yetişip yetişmeyeceği belli olmayan Türk aşısını bekliyor.

GÖZLEM– Varlık Fonu’ndan, “Türk medyasının tiraj ve reyting bakımından yüzde 85’inden fazlasını elinde bulunduran ve AKP iktidarını destekleyen” Demirören Grubu ve İtalyan Ortağına 10 yıl için devredilen Milli Piyango’da bahis oyunlarının sayısı ve oralardan gelen gelirler çığ gibi artarken, yapılan “komisyon” ve “KDV’yi sıfırlama” destekleri konusunda görüşünüz?

K– Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hürriyet Gazetesi’nin de içinde yer aldığı Doğan ailesine ait medya şirketlerini Demirören ailesine sattırdığı bilinen bir gerçek. Demirören’lerin bu şirketlerden ciddi biçimde zarar ettiği tahmin ediliyor. Dolayısıyla bu KDV “kolaylığı” da, medyadaki zararlarını kısmen tazmin etmek için bu gruba sağlanmış “kolaylıklar” arasında olabilir. Özellikle iktidar ile iktidarı destekleyen ve “yandaş” diye adlandırılan gruplar arasındaki ilişkileri; “zaman içindeki bir anda yapılan” münferit birer işlem olarak değil, zamana yayılmış bir bütün olarak düşünmek ve ona göre değerlendirmek lazım. Tüm bu alışverişlerin içinde tarafların hep “haksızlığa uğradıklarını” ifade etmelerine rağmen ulaştıkları genel bir “denge” var gibi geliyor bana.

GÖZLEM– RTÜK ve Basın İlan Kurumu’nun “kendileri mahkemelerin de yerine koyarak” muhalif gazete ve TV’lere verdikleri ağır cezalar konusunda görüşünüz; bu uygulamalar, “Anayasa’nın basın özgürlüğü ile ilgili” maddelerine aykırı düşmüyor mu?

K– Tabii ki hem Anayasa’ya, hem de kurumların kendi yasalarına aykırı düşüyor. Üstelik uygulamaların kıstası yasalar değil, yayımcı kuruluşların siyasi duruşları, yani yandaş mı muhalif mi oldukları. Aynı konuda yandaş şirketlere karşı bir ceza verilmezken, muhaliflere karşı verildiği sıkça rastlanan bir olgu.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Yazarlar

Günlük Burç Yorumları 26 Şubat 2021 Cuma. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları 25 Şubat 2021 Perşembe. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları 24 Şubat 2021 Çarşamba. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları 23 Şubat 2021 Salı. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları 22 Şubat 2021 Pazartesi. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Yazarlar
Website Security Test