Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Murat Kışlalı; ''Adalet ve hukukun yeniden tesisine ilişkin bir niyet zaten yoktu''

27.11.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Gazeteci yazar Murat Kışlalı, GÖZLEM’in Türkiye’nin gündemindeki olay ve gelişmelerle ilgili sorularını cevapladı. Kışlalı, “ekonomide ve hukukta reform” açıklamaları, Bülent Arınç’ın istifası ve Alaattin Çakıcı’nın Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik tehditleri kakında açıklamalarda bulundu. İşte görüşleri…

GÖZLEM – Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Ekonomide ve hukukta reform yapılacak” açıklamasından sonra gelişen Bülent Arınç ve Alaattin Çakıcı olaylarının vardığı nokta, “AKP, siyaset belirlemede MHP / Bahçeli’nin şemsiyesi altına mı girdi” sorusunu siyaset kulislerinin önemli gündem maddelerinden biri yaptı; ne diyorsunuz?

K – Ben o kadar ileri gitmiyorum ama ortaya çıkan tablo şu; Yeni Cumhurbaşkanlığı sisteminde AKP’nin iktidarda kalması MHP’nin desteğine bağlı. Yüzde 50+1 formülü tamamen Erdoğan’ın ve AKP’nin aleyhine döndü. Bahçeli ve MHP olmadan Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmek için yüzde 50+1’i yakalamasına imkân, bu günkü şartlarda yok denecek kadar az. Erdoğan bunu gördüğü için İyi Parti’yi de yanına çekecek “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” çalışmasının olabilirliğini sorguladı. Buna alternatif taktikler olarak Millet İttifakını çatırdatmaya, hatta HDP’yi bir şekilde devreye sokmanın şartlarını değerlendirmeye çalıştı. Ancak; ekonomi, kötü yönetimin ve pandeminin de etkisiyle çok kötü durumda. Dış politikada hareket alanı kalmadı. Bunun iç politikaya olumsuz yansımaları da, geçici Azerbaycan galibiyeti hariç, ortaya çıkmaya başladı. Şimdi muhalefet açık bir şekilde seçim istiyor. Erdoğan bu şartlarda seçime gidilirse, sadece AKP’nin değil, esas kendisinin kaybedeceğini ve Cumhurbaşkanı seçilemeyeceğini görüyordur. Şayet Devlet Bahçeli, 2002’de Kemal Derviş’e kızdığı gibi, bu sefer de bir sebeple Erdoğan’a kızıp fevri, ani bir hareketle muhalefetin seçim çağrısına “Evet” derse, -ki aslında kendi açısından böyle bir ihtimal çok düşük, çünkü MHP’nin yüzde 10 barajını geçme ihtimali zayıf – Erdoğan çok zor durumda kalacak. Öte yandan ekonominin düzelmesi ve en azından AB tarafından tehdit edilen yaptırımlara maruz kalmayarak daha da kötüleşmesinin engellenmesi için Erdoğan önceki haftalarda “Hukuk, adalet, piyasa kurallarına dönüş ve geleceğimiz AB” açıklamalarını yapmıştı. Şimdi bunun gereği olarak Bülent Arınç’ın “Kavala ve Demirtaş bırakılsın” çıkışıyla nasıl bir ortam doğacağını izledi. Ancak baktı ki MHP bu çıkışa çok tepkili ve Alaattin Çakıcı aracılığıyla da işin kontrolünün elden çıkabileceği tehditinde bulunuyor, bu durumda mecburen çok ciddi bir geri dönüş yapıp hem Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemi’ne kapılarını kapatarak “Türkiye’nin Cumhuriyet tarihindeki büyük reformunun Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi olduğunu, bunu MHP ile birlikte gerçekleştirdiklerini ve yeni reformları da Cumhur İttifakı olarak hayata geçireceklerini” ifade etti, hem de Bahçeli’nin fevri bir karar almasını engellemek adına Arınç’ın önerilerini reddetti ve Arınç’ı çok ağır ifadelerle hedef alarak Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu’ndan istifa ettirdi. Eğer kendi duruşu, Arınç’a gösterdiği tepkideki kadar sert olmuş olsaydı, bu tepkiyi göstermek için üç gün beklemezdi. Erdoğan havayı kokladı ve Bahçeli’yi çok küçük de olsa kaybetmek riskini tamamıyla ortadan kaldırmak istedi.

 

GÖZLEM – “Bu gelişmeler, kulislere, MHP genel başkanı ve sözcülerinin, ana muhalefet CHP başta bütün muhalefet partilerine ‘ağır ithamlarla dolu’ açıklamalarla hücum ölçüsünü arttırırken, siyasette ve rejimde yumuşama işaretleri vermeye başlayan ve ‘AB ve Avrupa hedefimiz’ diyen Erdoğan’ın da ‘çok sert açıklamalar’ ile siyaset zirvelerini yeniden germesi, ‘hukuktaki reformun nasıl yapılacağı’ sorusuna ‘umutsuzluk ekledi’ yorumunu” getirdi. Görüşünüz?

K – Öyle bir umut zaten yoktu. Hukuk ve adalete ilişkin ifadeler, gerçekten bu alana değil, yabancı sıcak parayı çekmeye dönük, ekonomi bazlı bir çıkıştı. Belki bir kaç konuda yabancı sermayeyi memnun edecek ve görüntüyü kurtaracak hukuki kararlar alınabilirdi. Hakikaten “büyük bir haksızlık yapıldığı” algısı var olan Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş’ın kararlarının ters çevrilerek serbest bırakılmaları, görüntüyü kurtarma ve zaman kazanma adına yeterli olabilirdi. Ama Arınç olayından sonra bunun da imkânı kalmamış gözüküyor. Hakikaten Arınç olayı ile beraber “adalet ve hukukun tekrar tesis edileceği” balonu patlamış oldu. Öte yandan, Erdoğan’ın “adalet ve hukuk” çıkışından sonra mahkemelerden gelen şu bir kaç kararı burada sıraladığımızda, bu çıkışın zaten “samimi” olmadığı ortaya çıkıyor: Alaattin Çakıcı’nın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik tehditlerine Erdoğan’dan bir tepki gelmedi. Gazeteci Murat Ağırel’in beraat ettiği yazı için yeni dava açıldı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Kanal İstanbul Projesi’ne karşı çıkan ilanlarına dönük soruşturma başlatıldı ki burada eninde sonunda İmamoğlu’nun görevden alınmasının altyapısının oluşturulduğu düşüncesindeyim. “Kavala ve Demirtaş tahliye edilmeli” diyen Arınç MHP ve bazı AKP’liler tarafından neredeyse linçe uğradı ve Erdoğan kendisini çok ağır sözlerle Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu’ndan istifa ettirdi. Cumhurbaşkanlığı İletişim ve Strateji Dairesi Başkanı Fahrettin Altun’un Kuzguncuk’taki kaçak pergole ve şöneminesine dair haberi paylaşan gazeteci Yüksel Özbek’e soruşturma açıldı. Aynı habere ilişkin fotoğrafların çekilmesinden dolayı CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na ilişkin verilen “takipsizlik” kararı, Altun’un avukatlarının itirazıyla Anadolu Sulh Ceza Hakimliği tarafından kaldırıldı. Bunlar sadece son bir haftada gerçekleşen adalet ve hukuğa aykırı gelişmeler. Hakikaten “adalet ve hukukun yeniden tesisine” ilişkin bir niyet olsaydı, bu olaylarda çok farklı gelişmeler izlerdik.

 

GÖZLEM – Bu tablo üzerinde tartışmalar sürerken, hafta başında CHP Lideri Kılıçdaroğlu ile İYİ parti Lideri Akşener, “Cumhur yönetilemiyor, her gün daha kötüye gidiliyor, halka gidilmeli” açıklamalarıyla, “erken seçim” istediler. Millet İttifakı’nın “erken seçim” talebi ile gündemin ilk sırasına oturması konusunda görüşünüz; daha önce “erken seçim” talebi karşısında “Burası kabile devleti mi” diyen ve “AKP’nin erken seçimlerle iktidara geldiğini unutan” Erdoğan nasıl bir vaziyet alabilir?

K – Erdoğan bu günkü şartlarda, ekonomi bu kadar kötüyken ve dış politikada köşeye sıkışmışken kesinlikle erken seçime gitmek istemez. Aslında Meclis’in alacağı erken seçim kararı kendisine bir dönem daha Cumhurbaşkanı olma şansı vereceği için eninde sonunda bir “erken” seçim yapılacak. Ancak ben bunun, olağanüstü bir durum olmazsa, 2021’in sonbaharından önce olabileceğine ihtimal vermiyorum. Olağanüstü durum da işte yukarıda bahsettiğim, Devlet Bahçeli’nin ani bir kararla erken seçim istemesi, yani Cumhur İttifakı’nı bozmasıyla olur. Bu durumda AKP’nin erken seçime karşı koyabileceğini sanmıyorum.

 

GÖZLEM – Muhalefetin erken seçim talebi ile “Cin şişeden çıktı, artık erken seçim kapıda. Bu durum da bürokrasiyi ve adalet mekanizmasını yönetme bakımından AKP / MHP ortaklığı için daha zor günleri beraberinde getirecektir” deniliyor, ne dersiniz?

K – Muhalefetin, daha doğrusu Millet İttifakı’nın daha önce daha cılız bir şekilde dillendirdiği “erken seçim” isteğini şimdi daha yüksek sesle yinelemesi bence çok doğru bir karar. Bunun üzerinde ısrarla durulması ve iktidarın erken seçimden kaçtığı” algısının yaratılması çok önemli. Ama ondan da önemlisi Millet İttifakı’nın olası bir erken seçimde HDP ile beraber Saadet Partisi, Deva ve Gelecek partilerini de çevresinde toplayacak geniş bir muhalif cephenin oluşturulması için gerekli organizasyonu sağlamasıdır. Bu zor bir iş ama CHP’nin HDP ile İyi Parti’nin ise Saadet Partisi, Deva Partisi ve Gelecek Partisi ile beraber bunun örgütlenmesini yapması ve şekillendirmesi şart. Benim algım bu yönde bir miktar adım atılmış olduğu yönünde.

 

GÖZLEM – Pandemi konusunda gelinen durak, “üçüncü zirve” ve bunu söyleyen de Sağlık Bakanı. Artık “acı gerçekler” saklanamaz hâle geldi. On binlerce vaka sayısı da açıklamalara girdi ve Türk Tabipler Birliği’nin verdiği rakamların “gerçek” olduğu da resmen itiraf edildi. TBB başkan ve yöneticilerine “hain” diyenlerin, “TBB kapatılmalıdır” diyenlerin “özür dilemeleri” gerekmiyor mu?

K – TBB’ye “hain, terörist” diyenlerin, “TBB kapatılmalıdır” diyenlerin lügatlerinde “özür” kelimesi olsaydı, zaten ülke baştan bu duruma gelmezdi. Aslında iktidarın karşısında “yumuşak”, saygılı bir muhalefet var ve muhalefete oy veren yurttaşların büyük çoğunluğu da bu kadar büyük kutuplaştırmalar yaratılmasa iktidarın pek çok icraatına “sesini çıkarmayacak” duruma gelmiş haldeler. Buna rağmen iktidar niçin, hele işler bu kadar kötüyken, bu kutuplaştırma politikalarına devam ediyor? Kanımca bunun sebebi bu ruh halinin “fıtratlarında” olması. Ellerinde değil, bu tür yayılmacı zihniyet hiç bir noktada duramıyor ve iktidarı tuttuğu müddetçe “iki adım ileri bir adım geri” olarak olsa da her aşırılığı daha da öteye taşıma refleksi içinde oluyor. Çünkü bu ruhlarında var ve böyle davranmazlarsa yerlerini daha radikal olanlara kaptırmak durumunda kalacaklarından ya da en azından bunun rantını kendilerinin kullanamayacalarından korkuyorlar. Aşırılaşma daha da aşırılaşmayı getiriyor. Ülkedeki politikanın gittikçe daha seviyesizleşmesi ve daha aşırı tepkisel bir noktaya gitmesinin bundan dolayı olduğunu düşünüyorum. Koronavirüs rakamlarına gelince, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın açıklamalarından artık iyice ortaya çıktı ki, sırf turizm olumsuz etkilenmesin diye 29 Temmuz itibarıyla Bakanlıkça açıklanan “vaka” sayıları yerine çok daha düşük olan “hasta” sayıları açıklanmaya başladı. Bir şekilde artık bunu devam ettirmenin doğru olmadığına Cumhurbaşkanı’nı ikna etmiş olacaklar ki, Bakan Koca hafta içinde 25 Kasım Çarşamba günü ortaya çıkan vaka sayısını 28 bin 351 olarak açıkladı. Aynı günkü hasta sayısı ise sadece 6 bin 814 idi. Demek ki gerçek koronalı sayısı, hastanelere yatırılan hastaların 4 katından fazla. 

 

GÖZLEM – “Faiz artırımı ile döviz ve altındaki yumuşama”, çok geçmeden yerini gene “ters yöne” çevirdi. Çakıcı olayı bile “artış” getirdi. Özellikle “siyaset zirvelerinde MHP’nin etkisi ile gerilimin geri dönmesi”, Pandemi için yeniden gelen tedbir ve yasaklar piyasaları zorlarken, dolar / Euro / altın üçgeninde de “olumsuz gidişi” etkiliyor. Ne olacak bu gidişin sonu?

K – Berat Albayrak’ın gidişi ve yerine bürokrat kökenli isimlerin gelmesi, yerli, yabancı, piyasaya yatırım yapanlarda artık ekonomide bir nebze de olsa “mantıklı” kararlar alınacağı ümidini doğurdu. Ardından Merkez Bankası’nın faiz artışı ve yeni yönetimin söylemleri bu ümidi perçinledi. Ancak aslında yapılan faiz artışı, zaten mevduatta başka göstergeye göre verilen faiz oranlarını çok da yükseltmedi. Bunun üzerine, mevcut ekonominin içinde bulunduğu durumun çok kötü olması ve yakın gelecekte “döviz rezervlerinin düşüklüğü, borçlanmadaki sorunlar, enflasyon ve faizlerdeki yükselme eğilimi, pandeminin de etkisiyle gelirlerin iyice düşmesi ve işsizlik, ve olası AB yaptırımları gibi dış konjonktürel durumlara bağlı ekonomik sorunlar”ın gündeme gelecek olması da eklenince, görüntü iyice karamsar hale geliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “adalet ve hukuk”a ilişkin söyleminin büyük ölçüde “sıcak para girişini sağlamaya dönük göstermelik bir söylem” olduğunun da iyice anlaşılmasıyla bu yönetimin, ekonomiyi bekleyen zorlu dönemde doğru kararlar alabileceğine ilişkin kaygılar yeniden canlandı. Buna bir örnek olarak “aktif oranı” kararını verebiliriz: Hükümet, ekonomiyi canlandırmak için Albayrak döneminde, Nisan ayında serbest piyasa yaklaşımına aykırı olarak bankaları, aktiflerinin belli bir oranını kredi vermeye zorlayacak bir karar almıştı. Albayrak’tan sonraki yeni ekonomi yönetimi bu kararın hemen kaldırılacağı taahhütünde bulundu. Ancak geçen hafta içinde kararın ancak yılbaşında kaldırılacağı açıklandı. Dolayısıyla bu gibi sade yurttaşa çok ayrıntı gelen göstergeler, başta yabancılar olmak üzere tüm yatırımcıları, mevcut bürokrat yönetimin gerekli kararları ne derecede alıp uygulayabileceğine dair kaygılandırıyor. Tamam bir yaklaşım değişimi var ama nereye kadar? Hangi noktada yine Cumhurbaşkanı çıkıp, “Artık bu kadar yeter, faizleri yeniden düşürmeliyiz” diyecek? Kararların rasyonel alınmayacağıyla ilgili kaygılar, mevcut ekonomideki riskler de eklenince, döviz kurları ve altın gibi alternatif yatırım araçlarının en azından değer kaybetmeyeceğine ve hatta orta gelecekte daha da çıkacağına işaret ediyor.

GÖZLEM – Adıyaman’ın Gölbaşı İlçesi’nde stajını tamamlayan öğretmen adayları, 24 Kasım Öğretmenler Günü’nde yemin ederek görevlerine başladı. 26 aday öğretmen için Kaymakamlık bahçesinde düzenlenen yemin töreninde harem-selamlık uygulama yapıldı. Erkek öğretmenler ayrı, kadın öğretmenler de ayrı masalarda yemin etti. İlçe Milli Eğitim Müdürü “Fotoğrafları görünce fark ettim. Bir kasıt yok. İsmi okunan öğretmen, iki masadan birine gidiyordu, kadınlar birine, erkekler birine gitmiş” dedi. Yorumunuz?

K – Bana İlçe Milli Eğitim Müdürü’nün açıklaması inandırıcı gelmedi. Bir ilçedeki stajyer öğretmenler stajlarını tamamlıyor ve yemin töreni yapılıyor. Bu yemin törenine bu öğretmenlerin o ilçedeki idari açıdan müdürü konumundaki İlçe Milli Eğitim Müdürü katılmaz mı? Belki öğretmen değiliz ama, aşağı yukarı hepimiz (tabii ki erkek olanlarımız) askerlik yaptık. Bu yemin eden yedek subay adaylarının yemin törenine, bağlı oldukları okul komutanının katılmaması gibi bir şey. Katılmamış olsa bile, fotoğraflarından sayıları yaklaşık 20-25 kadar olduğu anlaşılan öğretmenlerden hiç biri mi diğer cinsin olduğu masaya gitmez? Bunun önceden planlanmış ve verilen bir direktif sayesinde gerçekleştirilmiş bir eylem olduğu anlaşılıyor. İşin daha acıklı tarafı, liberal görüşlere sahip olduğu ifade edilen ve göreve başladığında kendine duyulan saygı nedeniyle ümit vaadettiği ifade edilen Milli Eğitim Bakanı’nın diğer pek çok örnekte de olduğu gibi bu konuda da kayda değer bir adım atmayacağının artık iyice anlaşılmış olması. Aydın’da dinci kıyafetlerle okula gelen bir kaç öğrencinin başı açık din öğretmenine hakareti ve tehditi, İstanbul’da Kadıköy’de bir imam hatip okulunda haremlik-selamlık ayrımı yapılması, online eğitim programlarında ve kitaplarda yer alan Türkiye Cumhuriyeti ilkelerine aykırı ifadeler gibi konularda kim ne ceza aldı ki?

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test