Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Üreticinin sorunları da, umutları da gelecek yıllara!..

6.11.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Bu haftaki yazımızda, isterseniz gelin farklı bir şey yapalım. Bir süredir deprem ve Covid-19 salgını konuları arasında sıkışıp daralan bilincimizi ve yüreğimizi özgürleştirip, kırsal kesime doğru ‘yeşil’ bir yolculuğa çıkaralım…

Geçtiğimiz günler, birçok tarımsal üründe hasat dönemiydi… Bu yılki hasat dönemi, üretici için oldukça sıkıntılı geçti. Üzerine coronavirüs salgınının getirdiği zorluklar da eklenince, sorunlar daha da ağırlaştı.

 

Salgın koşullarında bağbozumu

Bizim çocukluğumuzdan bu yana sürdürdüğümüz bir aile geleneğimiz vardır. Üzümün hasat dönemlerinde, bağ evine göçeriz. Gediz ovasında gözümüzün alabildiğince uzanan ‘yeşil deniz’in güzelliklerini duyumsarız. Sıcak yaz akşamlarının dingin sessizliğinde, ağustos böcekleri korosunun doğa konserini dinler; Bozdağ’dan Kula dağlarına doğru kayan yıldızlara dilek tutarız!.. Ama doğrusu, bağbozumlarında işler hep böyle keyifli gitmez; aynı zamanda üreticinin dertleriyle de hemhal olup dertleniriz.

Bu gelenek kuşaktan kuşağa devreder ve her yıl yaşanır. Bu yıl da, salgın koşullarına karşın, bağbozumunda yine üretim yöresinde üzüm üreticilerinin arasındaydık. Hasat dönemini üreticilerle birlikte yaşadık. Onların derdine, tasasına ortak olduk. Üreticilerin çektikleri zorlukları, sıkıntıları bir kez daha gözledik, duyumsadık ve içselleştirdik.

Salgın koşulları, tarımsal hasadı da olumsuz etkilemişti. Yöreye dışarıdan gelen çalışan sayısı azalmıştı. Bu nedenle, ilk kez bu yıl, üzüm işçilerinin aynı günde iki kez işe gittiğine tanık olduk. Bağbozumunda zamana karşı da yarışıldığı için, çalışanlar sabah gün ışırken bağa giriyorlar, 06.00-13.00 saatleri arasında üzüm kesiyorlardı. Öğleden sonra da 14.00-20.00 saatleri arasında bir başka bağa işe gidiyorlardı. Böylece çifte yevmiye kazanıyorlardı. Aslında günümüzde insan hakkına ve çalışma hukukuna aykırı olan bu durum, çalışan da çalıştıran da rıza gösterdiği için giderek yaygınlaşıyordu.

 

Hasat döneminden gözlem ve izlenimler

Ürünü yetiştirmesi kadar, hasadı ve özellikle de satması başlı başına bir dertti. Küçük aile ziraatı yapan aileler, sırayla birbirlerinin bağlarının üzümlerini kesiyorlardı. Böylece hasat maliyetini düşürüyorlardı. Üreticilerin kendi buldukları deyimlerle ‘ödünç’ ve ‘değişik’ olarak adlandırdıkları bu modern imece olayı, bir bakıma üreticilere nefes aldırıyor ve işlerini kolaylaştırıyordu.

Son yıllarda, özellikle üzümün taze -üreticinin deyişiyle yaş- olarak satımında, üreticinin dolandırılma riski var. Bu risk, ekonomik sıkıntının arttığı dönemlerde daha da fazlalaşıyor. Tıpkı bu yıl olduğu gibi… Kuralsız, denetimsiz piyasa koşullarında, kötü niyetli dolandırıcılar, üreticinin bir yıllık emeği alın teri ürününü çarpıp geçiyorlar. Böylece yöre insanının deyimiyle, ‘üreticinin eli hamurda, ama karnı aç kalıyor’…

Bu konuda konuşulan, anlatılan o kadar çok olay ve örnek var ki… Birisi gerçekten çok ilginç: Tepeköylü bir üretici, kendilerini üzüm tüccarı olarak tanıtan kişilerle, ürün bedeli tartı kantarında ödenmek üzere anlaşır. Bağından üzüm kesilip kamyona doldurulur. Tartıda alıcılar çeşitli bahaneler ileri sürerek üreticinin parasını ödemezler. Bunun üzerine üretici kamyonu bırakmaz ve cep telefonundan 71 yıl sonra CHP’ye yerel seçimi kazandıran Alaşehir Belediye Başkanı Ahmet Öküzcüoğlu’na ulaşıp yardım ister. Başkan da hemen belediye zabıtalarını gönderip, üreticiye ve ürününe sahip çıkar. Dolandırıcılar da üzümü bırakıp kaçarlar.

Bu örnek olay; halkçı belediye başkanlarının, hayata-insana nasıl dokunduklarını ve yörelerinin gündemine nasıl müdahil olduklarını, ne gibi ilginç sorunlarla karşılaştıklarını çarpıcı biçimde gösteriyor. Tabii en önemlisi de üreticinin yaşadığı riskleri ve çektiği sıkıntıları-zorlukları!..

 

“Üreticinin karnını yarmışlar, kırk tane gelecek sene çıkmış”

Yalnızca üzümde değil, bu yıl pamuk üretiminde de sorunlar ve sıkıntılar adeta dizboyuydu. En büyük sıkıntı da pamukta ithalat yapılmasıydı. En kaliteli pamuğun yetiştirildiği Ege yöresinde, pamuk ekicileri, Ege’nin karşı kıyısından, Yunanistan’dan pamuk getirilmesini kabullenemiyorlardı.

Ege’de çiftçinin durumunu anlatan çok yaygın bir özdeyiş var: ‘Üreticinin karnını yarmışlar, kırk tane gelecek sene çıkmış’. Dolayısıyla üreticinin gelecek seneleri tükenmez. Üreticiler, sorunlarının çözümünü de, umutlarını da gelecek yıllara erteliyorlardı. Gelecek hasat dönemlerinin, üreticinin sıkıntılarının azaldığı üretim yılları olmasını diliyoruz.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test