Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Murat Kışlalı; ''Yargı iktidarın zayıfladığını görmeye başladı!..''

25.9.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Gazeteci yazar Murat Kışlalı, GÖZLEM’in ülke gündeminin başında olan konularla ilgili sorularını cevapladı. İşte görüşleri…

GÖZLEM– Anayasa Mahkemesinden çıkan “Enis Berberoğlu” kararı ile Ankara 33. Ağır Ceza Mahkemesinden çıkan “Mansur Yavaş” kararı, Yargıda “bağımsızlığa doğru bir dönüşüm olduğunu” gösteriyor mu?

K– Bunlar aslında buzdağının görünen yüzü. Her ne kadar AKP iktidarı son yıllarda kendi yargısını yaratmak için Savcılar ve Hakimler Yüksek Kurulu aracılığıyla ve ayrıca yeni hakim alımları sürecinde büyük bir kadrolaşmaya giderek yargıyı ele geçirme yolunda çok ilerlemiş olsa da, son dönemde yargıdan iktidar aleyhine çok ilginç kararlar çıkabildiğini görüyoruz. Bu gelişmeler benim dikkatimi ilk olarak Danıştay İdari Dava Daireleri’nin hükümet aleyhine verdiği bir kararda çekti. Danıştay İdari Dava Daireleri’ni, Danıştay’ın yönetim kurulu gibi düşünebilirsiniz. Buradan böyle bir karar çıkmış olması iktidarın Danıştay’a hâkim olmadığını gösteriyordu. Bence çok ilginç. Bunun nedeni bağımsızlığa doğru bir dönüşümden ziyade, hükümetlerin gücünün düştüğü düşünülen, yeni bir seçimin ufukta olduğu dönemlerde bürokrasi eskiden olduğu gibi mevcut hükümet lehine karar vermekte “çekince” göstermeye başlar. Zaten mevcut hükümetin, iktidarın gücünü kaybettiğini buradan anlarsınız. Bence yargıdaki bu kararlar, kısmen bu tarz bir gelişmenin sonucu. Ayrıca yargıda hâlâ başka grupların da etkisi olduğu, mücadele alanının burada da sürdüğü anlaşılıyor. Öyle olmasa FETÖ’ye karşı yürüttükleri mücadele ile bilinmelerine rağmen FETÖ’den içeri sokulan bunca gazeteci varken, FETÖ’cü oldukları bu kadar bariz olan çok sayıda kamu görevlisi yargı kararlarıyla aklanıp, serbest bırakılmazdı. İktidarın yargıya tüm çabalarına karşın tam olarak hâkim olamadığı anlaşılıyor. Bunun da ötesinde Anayasa Mahkemesi’nin Enis Berberoğlu ile ilgili kararını çok ilginç kılan bir yönü var. Nisan ayı itibarıyla Anayasa Mahkemesi’nde eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün atadığı üyeler ile Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın atadığı üye sayısı eşitlenmişti. Buna karşın Berberoğlu kararı oybirliğiyle çıktı. Sadece CHP’den Cumhurbaşkanlığı adaylığı bekleyen Gül’ün değil, Erdoğan’ın atadığı üyeler bile, iktidarın aleyhine, Yargıtay’ın Berberoğlu kararının karşısında yer aldı. “O kadar da değil” dediler. Bu karardan Cumhurbaşkanı’nın “memnun olduğu” düşünülemez. Bu tavır bile başlı başına yargıda büyük bir çatışma alanı olduğunu, bunun sonucunda da iktidarın ciddi biçimde güç kaybettiğini ve hatta belki de gidici olduğunu gösteriyor. İktidarın zayıfladığını görüyorlar. Kendilerini olası bir yeni döneme hazırlıyorlar. Hem devlet yönetiminde, hem de yargıda iktidara yönelik ciddi bir cemaatler, gruplar kavgası olduğu anlaşılıyor.

GÖZLEM– Sizce, Devlet Bahçeli, Doğu Perinçek, Süleyman Soylu, Metin Feyzioğlu gibi isimlerde son yıllarda görülen “büyük dönüşüm” süreçleri konusunda ne düşünüyorsunuz; sebepleri ne olabilir?

K– Samimi düşüncelerimi söyleyeyim. Devlet Bahçeli’nin dönüşümü bence esas Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesi sürecinde gerçekleşti. Daha sonra MHP’nin tek başına iktidar olamayacağı kesinleştiğinde, en azından iktidar rantından faydalanarak kadroları bir arada tutma adına AKP ile Cumhur İttifakı kuruldu. Ancak Devlet Bahçeli gibi Atatürkçü yapıda olduğundan en ufak şüphe duymadığım bir siyasetçinin bu büyük dönüşümünün neyle ilgili olmuş olabilir, bilemiyorum. Doğu Perinçek’in siyasi çizgisi aslında, AKP’nin “açılım süreci” siyasetini bırakıp şovenist milliyetçiliğe dönme algısı yaratmasından sonraki siyasetiyle çok uyuşuyor. Ancak bunun ötesinde, Perinçek de, kendi söylemleriyle sahada etkin bir piyon olmasına karşın, seçimlerde yüzde 1 oyu bile yakalayamayınca, kendi politikalarından vazgeçerek değil ama sanki iktidar doğru yolu bulmuş gibi iktidara dönük ılımlı ve destek veren mesajlar vermeye başladı. Bunun ardında esas olarak devletin önemli kademelerinde kendi çizgisindeki yöneticilerin yer almasını istemesine, maddi olarak değil ama devlet yönetimi rantından pay istemesine ve bunu bu şekilde alabileceğini düşünmesine bağlıyorum. Süleyman Soylu tipik bir Makyavelist. Kendi çıkarları doğrultusunda pozisyon alıyor. Bu nedenle de uzun yıllar itibarıyla bakıldığında savrulmuş gözüküyor ama şu an için AKP içinde Erdoğan sonrası en önemli 2-3 lider adayından birisi olması, bu konumlanmasının kendi lehine işlediğini de ortaya koyuyor. Metin Feyzioğlu da gerçek çizgisiyle bir muhalefet sürdürdükten sonra bu şekilde yetkili makamlara gelerek istediği – kişisel veya daha geniş kitlelere ilişkin – değişiklikleri, iyileştirmeleri yapamayacağını gördüğü için “en azından uzlaşma yoluyla değiştirebildiğim kadarını değiştireyim” anlayışına dönmüş gözüküyor.

GÖZLEM– CHP içinde “eski tüfeklerin çıkardığı” ve de sürdürülmek istenen “Canan Kaftancıoğlu / Atatürk” olayı konusunda görüşünüz? Ülkenin içinde olduğu bu hassas süreçte, “bu soyut kavga” ne anlama geliyor?

K– CHP içinde “Atatürk’e sahip çıkarak, Atatürk’ten de iyisini yaparız” tarzında, özellikle insan haklarına, Atatürk’ün ulus anlayışına, sözde “diktatör”ce yaklaşımlarına ilişkin kapalı eleştiriler içeren yarı romantik – yarı pratik bir eğilim olduğu gerçek. CHP’deki “Atatürk portresinin indirilmesi” tartışmaları da bunun bir parçasıydı. Kaftancıoğlu’nun Atatürk’le temel bir problemi olmayacağı kesin ama “CHP’nin sağa kaydığı, Atatürk Türkiyesi kazanımlarını yeterince savunmadığı” suçlamalarının yapıldığı ve bu suçlamaların da iktidara gelmek adına kısmen doğru olduğu bir dönemde, hem de Lozan’ın yıldönümünde Atatürk’e “Atatürk” diye hitap etmemenin, dincilerin yaptığı gibi “Mustafa Kemal” diye hitap etmenin anlamı ne? Bu size ne kazandırır? Bu zamana kadar oy almadığınız hangi kesimden oy almanızı sağlar? Öte yandan ne kaybettirir? Kusura bakmayın bu “soyut” tartışmayı çıkartan “eski tüfekler” değil, bu şekilde bir konuşma hazırlayarak, bunu üstüne basa basa kullanan Canan Kaftancıoğlu. Dolayısıyla eğer Canan Kaftancıoğlu’nun bir genel başkanlık özlemi vardıysa, bunun artık imkânsız olduğunu söyleyebilirim. Çok büyük bir hata yaptı ve bu nedenle de CHP’yi yine olmayacak bir yerden tartıştırdı. Onun dışında dediğiniz gibi, CHP, Kemal Bey’in belirlediği malum stratejisi yolunda, bu tür yol kazalarını olabildiğince zarar görmeden atlatarak, “dostlarıyla” iktidara doğru mücadeleye devam edecek. Bu tür tartışma veya yol kazalarının gerçek Kemalist’lerin, Atatürkçülerin CHP’den veya onun da içinde bulunduğu muhalefetten ayrılmasına yol açacağını sanmıyorum.

GÖZLEM– Devlet Bahçeli’nin “Türk Tabipler Birliği kapatılmalıdır” diyerek ağır suçlamalarla başlattığı tartışma, “Pandeminin 100’e yakın sağlıklı canı aldığı bir süreçte”, sizce neyi hedefliyor?

K– Bahçeli’nin bazı açıklamalarını, ait olduğu milliyetçi – muhafazakar siyasi tabanı dikkate alarak okumak gerekiyor. Türk Tabipler Birliği (TTB) içinde sağlık politikalarının dışına çıkarak, hükümeti haklı olarak yapamadıklarından dolayı eleştirirken işin içine konuyla hiçbir ilgisi olmayacak şekilde ideolojik, bölücü söylemleri karıştıran veya karıştırdığı algısı yaratılan bir kesim var. Bu kesim aslında tam olarak da MHP’nin karşısında yer aldığı bir kesim. Aslında sağ seçmen hükümeti ve dolayısıyla Cumhur İttifakı’nı Pandemi sürecinin ilk bölümünde başarılı buluyordu. Ama son dönemde vaka sayılarının artışı, peşpeşe gelen ölümler, rakamların gizleniyor olması Cumhur İttifakı’nı ve seçmenini sarstı. Bu seçmen İyi Parti’ye kayıyor. Bu yönelmeyi kesme adına bir hamle gerekiyordu. Burada da yine Cumhur İttifakı adına Devlet Bahçeli önayak oldu ve TTB içindeki bu bahsettiğimiz fırsat penceresini, yani hükümetin sağlık politikalarını, uygulamalarını değil de genelde ideolojisini eleştiren kesimi gerekçe göstererek TTB’yi bir bütün olarak, Türkiye karşıtı, bölücülük yapan bir kurummuş gibi hedefe aldı. Esas amacı safları sıkıştırmak ama bence yine yanlış yapıyorlar. Çünkü birkaç çürük elmayı hedefleyeceğim derken, kendilerine vaat edilenlerin gerçekleştirilmemesine, uygun şartlar yaratılmamasına karşın canla başla çalışan çok geniş bir kesimi karşısına alıyor.

GÖZLEM– Benzer şekilde, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “Anayasa Mahkemesi Başkanı’nı hedefe koyması” ve açıklamalarına “ısrar ile” devam etmesinin sebebi ve hedefi ne olabilir?..

K– İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) şehirlerarası yollarda yürüyüşü yasaklayan kanunun iptali kararını eleştirirken, AYM Başkanı Zühtü Aslan’a yönelik “Polis koruması almana gerek yok. Bisikletle işe git gel bakalım. Anayasa Mahkemesi Başkanı’na söylüyorum, kendi arabamla tek başıma gitmeye ben varım, sen var mısın?” demesi en azından görevi kötüye kullanmadır. Yasa dışıdır. İçişleri Bakanı olarak kamunun üst düzey yetkililerini bizzat verdiği korumalarla korutmak zorunda olan birisi, bu kamu görevlisine üstü kapalı tehditte bulunuyor. Hedef gösteriyor. Üstelik tehdidini gerçekleştirebilecek güç de devlet tarafından kendisine verilmiştir. Ülkenin İçişleri Bakanı olarak emniyet güçlerinin en başındadır. Kendisinin bile bir şey yapmasına gerek yok. İktidarın hedef gösterdiği noktada AKP’nin milisleri diyeceğimiz kesimler bilinçli, bilinçsiz bu tür adımları atmakta hiçbir çekince görmüyorlar. Yakın geçmişte çok yaşandı, bazı kadınlara, gazetecilere olan saldırılar, hatta CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na dönük yumruklu saldırı hep yaratılan ortamın ve yönlendirmelerin sonucu. İçişleri Bakanı bununla da yetinmedi, Anayasa Mahkemesi Başkanı kendisine “Kararlarımız okunmadan, bazen de okunduğu halde yeterince anlaşılmadan eleştirilmektedir” şeklinde yanıt verince hızını alamayarak, Zühtü Aslan’ın bir dönem Polis Akademisi Başkanı olarak görev yaptığını da belirttikten sonra “Aldığı komiser yardımcılarının yüzde 41’ini FETÖ’den ben ihrac ettim” diye salvolarına devam etti. Önceden yaptığı benzer açıklamaları da dikkate alındığında bu açıklamalarına ısrarla devam etmesi, Bakan’ın “baskıyla sindirme” ve “gücünü göstererek” Erdoğan sonrası liderlik yarışında “ön kapma” çabası olarak görüyorum. AYM’de dengelerin biraz değiştiği, Cumhurbaşkanı’nın da bu değişimden pek hoşnut olmadığı, AYM Başkanı’ndan çok “hazzetmediği” Saray kaynaklarınca da ifade ediliyor. Soylu’nun Aslan’a yönelik çıkışının ve bu çıkışını sürdürmesinin, Cumhurbaşkanı’nın bilgisi dahilinde olduğu bilgisi var. Soylu’nun çıkışının özellikle Enis Berberoğlu kararından sonra devam etmesi AYM’nin son kararı Erdoğan’ı rahatsız ettiği için. Soylu da bunu biliyor onun için salvolarına devam ediyor. Ancak AYM’nin Berberoğlu kararını hem de oybirliğiyle verebilmesi iktidarın ciddi bir güç kaybı içinde olduğunu ve bundan kaynaklı önemli bir çatışmanın varlığını gösteriyor.

GÖZLEM– Dünyanın en büyük finansal kuruluşlarının kara para aklama operasyonlarına nasıl aracılık ettiklerini ve 2 trilyon doları bulan para transferlerinde nasıl bir rol üstlendiklerini ortaya koyan ABD Hazinesi’ne bağlı Mali Suçları Araştırma Ağı’na (FinCEN) ait belgeler basına sızdırıldı. Bu belgelerde Türkiye’yi de ilgilendiren bölümler var; “rüşvet” ve “kara para” ağı içinde “şüpheli siyasetçiler, bankalar ve banka yöneticileri” isimleri de belirtilmiş olarak, ağır iddialarla karşı karşıyalar. Görüşünüz?

K– Tabii bu gelişmeler AKP hükümetinin başını ağrıtıyor. Çünkü açıklanan isimler arasında yer alan Rıza Zarrab’ın AKP üst yönetimiyle nasıl ilişkileri olduğu daha önceden de ortaya çıkan, AKP içinde de önlemler alınmasına yol açan bir süreç. Esasen Zarrab’ın gıyabında Türkiye içinde yargılanması gerekirdi ama bunun nerelere varacağının belli olmaması, konunun gündemde sürekli kalacak olması ve daha bir yığın bariz gerekçe nedeniyle en azından bu iktidar sürecinde bunun gerçekleşmeyeceği kesin. Öte yandan uluslararası açıdan bakıldığında bu “sızdırma” operasyonunun zamanlamasına da dikkat etmek gerekiyor. ABD’de seçimlerin yapılmasına beş haftadan kısa bir süre kaldı. Bir taraftan ABD hükümeti İran’a dönük para aklama bilgilerini sızdırıyor. Diğer taraftan da ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran’a karşı eski yaptırımları yeniden yürürlüğe soktuklarını açıklıyor. Fransa, İngiltere ve Almanya ortak bir açıklamayla Pompeo’nun açıklamasının “herhangi bir hukuki etkiye sahip olmadığını” belirtiyor. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres bile bu konuda destek sağlamak için herhangi bir eylemde bulunmayacağını belirterek “Konuya ilişkin belirsizlik var” diyor. Tüm bu süreç ABD Başkanı Trump’un bu İran operasyonunu iç siyasette, seçimler için kullandığı izlenimini yaratıyor.

GÖZLEM– Doğu Akdeniz ve Ege adaları üzerine “Yunanistan – Fransa kurgulu” senaryonun başlattığı gerilim, biraz yumuşar gibi oldu; sizce ne oluyor; sonuç ne olabilir?

K– Yumuşar gibi olmadı. İktidar zoru görünce büyük bir U dönüşü yaparak işi yumuşattı. Önce, 90 gün açıkladığı halde Akdeniz’de Antalya açıklarında sondaj yapan Oruç Reis’i geri çekti. Bu zaten görüşme için Yunanistan’ın koyduğu ön şarttı. Yunanlı yetkililer en üst ağızdan bu durumu “olumlu” bir gelişme olarak açıkladılar. Daha sonra da Cumhurbaşkanı Erdoğan, Almanya Başbakanı Angela Merkel ve AB Konseyi Başkanı Charles Michel ile video konferans sistemiyle görüşerek görüşmelere başlamaya hazır olduklarını iletti. Almanya’nın arabuluculuk çabalarını olumlu karşıladığını söyledi. Halbuki Yunanistan Mısır ile deniz sınırları anlaşmasını Almanya’nın “arabuluculuk” yaparak Türkiye’yi oyaladığı dönemde gerçekleştirmiş ve Türkiye bundan büyük rahatsızlık duymuştu. Burada Erdoğan, bölgedeki Kuzey Kıbrıs Türkleri de dahil tüm ülkelerin temsilcilerinin katılacağı bir konferans yapılması çağrısını da yineledi ama bunun gerçekleşmesi imkânsız, çünkü Kuzey Kıbrıs’ı zaten kimse tanımıyor. İktidar Oruç Reis’i çekip görüşmeleri kabul edince, AB’nin Türkiye’ye yaptırımları görüşeceği 24-25 Eylül zirvesi, Michel’in korumasında korona virüsü çıktığı gerekçesiyle 1-2 Ekim’e ertelendi. Meselenin özü, iktidar; İhvancı, dinci duruşu ve politikalarından dolayı Suriye, İsrail, Mısır ile bir araya gelip bir güç ortaklığı yaratamadığı ve bundan sonra da aynı politikalarından dolayı geri adım atıp yaratamayacağı için kendi başına güçsüz kaldı. Bunun sonucunda da gerilimi düşürmek zorunda bırakıldı.

GÖZLEM– Rıdvan Dilmen’in “isimler vererek ‘Kirlenen spor temizlenmelidir, suç duyurusunda bulunacağım’ şeklindeki açıklamaları ve ağır suçlamaları” başlayan ile “spor yazarları ve hakemler camiasında” bir savaş başladı. “FETÖCÜ’lükle suçlanan” gazeteciler ve eski hakemler de, Rıdvan Dilmen’i “benzer iddialar ile” ağır şekilde suçladılar. Bu arada Fatih Altaylı ile TRT spor programcısı Ersin Düzen arasında TRT ekranlarına kadar yansıyan bir kavgaya başka spor yazarları da katıldı. Görüşünüz?

K– Bu tartışmaları, AKP iktidarı sürecinde Türkiye’de yaşanan dönüşümün ve bunun aktörlerinin yarattığı ortamın spor camiasına yönelik bir izdüşümü olarak görüyorum. Türkiye’de AKP’nin iktidara gelmesi ve sonrasında FETÖ ile yaşanan kırılmayla beraber çok yapılı, girift ilişkili, birbirleriyle içiçe, safların sıklıkla değiştiği ve algı yaratma ve yönetmenin en önemli araç olarak kullanıldığı bir süreç yaşandı. Hiç şüphesiz bu süreç sadece siyasi hayatta değil, paralel olarak onunla çok yakından ilişkisi olan ekonomi ve spor alanlarında da yürüdü. Şimdi yeniden kağıtlar karılıyor, güç dengeleri yerine oturuyor. Bu arada da taraflar, en başta algı yaratmak üzere bir takım yöntemleri kullanarak bu sahnede yerlerini almak, sağlamlaştırmak veya korumak istiyorlar. Rıdvan Dilmen’in cevaben başlattığı bu tartışma da bunun bir parçası olsa gerek.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Yazarlar

Günlük Burç Yorumları Aşk 1 Kasım 2020 Pazar. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un bir öğretmenin tarih dersinde Hz. Muhammet hakkında söylediği sözler dolayısıyla bir Müslüman genç tarafından başı kesilerek öl...

Günlük Burç Yorumları Aşk 30 Ekim 2020 Cuma. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Yayın kurulu üyemiz ve yazarımız Prof. Dr. Hüsnü Erkan, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla bir yazı kaleme aldı.

Yazarımız Ali Naili Erdem, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı için bir yazı kaleme aldı.

Yazarlar
Website Security Test