Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Murat Kışlalı: ''İktidar karşıtı görüşler mahkum ediliyor!..''

11.9.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Gazeteci Yazar Murat Kışlalı, GÖZLEM’in ülke ve dünya gündemindeki önemli konulardaki sorularını cevapladı. İşte görüşleri…

GÖZLEM– Size, Türkiye gündeminde olmayan ama dünyada yaşayan 8 milyardan fazla insanı ilgilendiren bir konuyu soracağız: Birleşmiş Milletler Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO), atmosferdeki sera gazı salınımının yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınına rağmen rekor seviyede olduğu ve küresel sıcaklık artışının gelecek 5 yılda 2,7 santigrat derece artışla "tehlikeli" seviyelere ulaşabileceği uyarısında bulundu. Kurum tarafından hazırlanan rapora yeni rapora göre, Pandemi nedeniyle karantina döneminde karbon salınımı yüzde 17 azalsa da atmosferdeki uzun süreli gaz konsantrasyonları artmaya devam etti. Söz konusu olası artışın Paris İklim Anlaşması'ndaki "küresel sıcaklık artışının 1,5 santigrat derecede tutulması" hedeflerini karşılamadığına dikkat çekilen raporda, iklim değişikliğinin "geri dönüşü olmayan" etkilerinin artmaya devam ettiği ifade edildi. Küresel su seviyelerinin, Grönland ve Antarktika'da buzulların hızla erimesiyle artmaya devam ettiği kaydedilen raporda, 2050'ye kadar sel riski altındaki insan sayısının 1,6 milyara çıkması, 2,7 ila 3,2 milyardan fazla kişinin ise su kıtlığı ile karşı karşıya kalmasının beklendiği belirtildi. ABD gibi Paris İklim Anlaşması’ndan çekilmek isteyen ülkeler, bu uyarıya kulak asmıyor. Milyonlarca insanın bu felaket konusunda doğru dürüst bilgisi yok. “Medya” günlük konularla ilgileniyor. “Çığ gibi büyüyerek gelmekte olan tehlike Dünyayı ve elbette Türkiye’yi de ağır şekilde etkileyecek; görüşünüz?

K– Sadece küresel ısınma ve beraberinde gelecek sel ve su kıtlığı sorunları değil, teknolojinin ilerlemesiyle insan ırkının daha uzun yaşaması ve bunun gelir eşitsizliği ile birleşerek açlık ve gıda sorununa yol açacak olması, yine teknolojinin etkisiyle gücü katlanarak artan ve daha radikal kesimlerin eline geçecek olan kitle imha silahları dünyanın geleceğine dönük çok gerçek tehditler. Ancak yüzyıllar penceresinden bakıldığında genel olarak insanoğlunun bir “gelişim” içinde olduğu görülüyor. İnsan kaynaklı çok büyük bir facia yaşanmazsa, dünyanın bu sorunlarına yine insanın bir çare bulacağını düşünüyorum. Medyanın daha “günlük” konulara ilgi duymasına gelince, insan değiştirebileceği veya etkisini gördüğü konulara daha çok ilgi duyuyor. Barış’ların hapisten çıkarılmaları veya barolarla ilgili yasada bir kamuoyu oluşturabilirsiniz. Küresel ısınmayla ilgili Türkiye gibi bir ülkenin insanları ne derecede etkili ve ilgili olabilir? Medyanın yaklaşımı, insanın “kendine dönük” yapısının doğal bir yansıması.

GÖZLEM– “MİT Haberi” sebebiyle aylardan beri tutuklu bulunan 3 gazeteci tahliye edildi. Ama İstanbul 34’üncü Ağır Ceza Mahkemesi, iki gazeteciye 3 yıl 9 ay, üç gazeteciye 4 yıl 8 aylık cezalar verdi, davada iki gazeteci ise beraat etti. Bu arada “Libya haberi” sebebiyle 3 aydır tutuklu bulunan ODA TV Ankara temsilcisi Müyesser Yıldız’ın tahliye talebi ise Ankara Sulh Ceza Mahkemesi tarafından, avukatının gelmesi beklenmeden reddedildi. Tutuklu 3 gazeteci serbest kaldı, iki gazeteci de beraat etti ama, gazetecilik mahkûm edilmedi mi?

K– Gazetecilikten ziyade aslında iktidar karşıtı görüşler mahkûm ediliyor. Eskiden, FETÖ eliyle yürütülen kumpaslar sürecinde, iddianamelere yalandan da olsa ileri sürülen suçlamaları destekleyecek belge, kanıtlar eklenirdi. Şimdi iktidar, kendi hükümranlığına karşı hayati gördüğü her türlü görüşü, muhalif yaklaşımı eline geçirdiği yargı unsurları aracılığıyla mahkûm ederek baskı altına alma amacı güdüyor. Bunu da fütursuzca, iddianamelere hiçbir elle tutulur belge, kanıt koymadan yapıyor. Bu üç gazetecinin cezaevinde tutulma nedenleri kanıtları karartma ve kaçma şüpheleriydi. Kanıt dedikleri yazdıkları haberler. Bunu karartacak imkânları zaten yok. Yazılmış bir kere. Kaçma olasılıkları olsa, başta kendi iradeleriyle gelip teslim olmazlardı. Üstelik savcının istediği suçtan hüküm giyseler bile, buna karşı gelecek süreyi yatmışlar zaten. Yine de tutuklulukları, bir ders olsun, işkence olsun diye devam ettirildi. Şimdi karar verildi, yine bir kısmı haksız yere ceza aldılar ama hiç olmazsa salıverildiler. Verilen kararla beraat edenler ise, adalet adına bakıldığında hiç yoktan boş yere yatmış oldular. Ama kendilerini içeri atan güçler açısından amaç kısmen de olsa gerçekleşmiş oldu.

GÖZLEM– CHP’den istifa ettikten sonra AKP’ye geçen ve milletvekili seçilen, AKP hükümetlerinde Kültür ve Turizm Bakanlıkları yapan Ertuğrul Günay, bir TV kanalındaki programda sorulan "FETÖ konusu gündeme geldiğinde hemen hemen her kesime yönelik bir operasyon yapıldı, bir çalışma yapıldı ancak ne zaman siyasi kanat konuşulsa muhalifler üzerine yıkılmaya çalışılan bir yapı çıkıyor ortaya. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna “İktidar kendi üzerine gelmesin diye en olmadık yerlere bu suçlamaları yapabiliyor. Geçmişte bu çevrelerin gazetesinde yazmak, onları övmek, onların birtakım etkinliklerini desteklemek, göklere çıkarmak eğer bir yakınlık, bir ünsiyet, iç içe olma görüntüsü ise ve bu suçsa Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kapatılması lazım bence. Çünkü en tepesinden en aşağıya kadar bu ilişki içinde olmayan hemen hemen yoktur" cevabını verdi, görüşünüz?

K– Geçmişte AKP’nin FETÖ ile el ele, kol kola çalıştığını en tepe ağızdan, “Ne istediniz de vermedik?” diyerek ifade eden Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan idi. Ama kendisi aldatıldıklarını, milat olarak da 17-25 Aralık 2013 soruşturmalarını gördüklerini ifade ediyor. Bu tarihten sonra AKP içinde FETÖ ile hâlâ ilişkisi olanlar FETÖ’nün siyasi ayağı olarak kabul edilmeli. By Lock’u olan, Bank Asya ile para ilişkisini sürdürenler. Ama bu da yetmez, FETÖ’nün siyasi ayağının etkili olabilmesi için yürütmede, icraatte yer alması gerekir. Bu nedenle de muhalefeti FETÖ’cü olmakla suçlamak hakikaten bu mücadeleyi sulandırmaktan öteye geçemez. Muhakkak AKP yönetimi kendi içinde FETÖ ile ilgisi olanlardan bazılarını bu milat sonrası ayıkladı. Ama bunları suçlamadı, haklarında bir işlem başlatmadı. Kamu kurumlarından binlerce kişi, çoğu da haklı olarak atılır, yargılanırken, FETÖ’nün AKP içindeki siyasi ayağının yargılandığını görmedik. Bu kişilerin tespit edilmesine ilişkin samimi bir çaba dahi gösterilmedi. Cumhur İttifakı’nın küçük ortağı MHP lideri Devlet Bahçeli, FETÖ’nün siyasi ayağının ortaya çıkarılması için Meclis’te bir araştırma komisyonu kurulmasını önerdi. Onu bile örtbas ettiler, 15 Temmuz araştırma komisyonunun raporunu dahi ortadan kaldırıp Meclis başkanlığına göndermediler. Dolayısıyla iktidarın FETÖ’nün siyasi ayağını ortaya çıkarmaya dönük samimi bir çaba içinde olmadığı gibi bunu gizlemeye dönük bir çaba içinde olduğu görülüyor. Dolayısıyla Ertuğrul Günay “...en tepesinden en aşağıya kadar bu ilişki içinde olmayan hemen hemen yoktur” derken haklı gözüküyor. Bunun da ötesinde bu ayağın hâlâ faaliyette olduğuna dair kendi içlerindeki suçlamaları, ihbarları ve icraatları görüyoruz. Dolayısıyla eğer siz samimi bir şekilde, tespit ettiğiniz miladı dikkate alarak AKP içindeki FETÖ’cüleri ayıklamaya soyunmazsanız, FETÖ’nün siyasi ayağını ortaya çıkartmazsanız, bu eninde sonunda yaratılan ve muhtemelen FETÖ tarafından kurgulanan bu algılarla devleti idare edemez hâle gelmenize yol açar. Benim de anladığım, AKP hâlâ bu sistemin dışına çıkamadığı, bir kafa karışıklığı yaşadığı ve bunun da kendine karşı kullanılmasına olanak tanıdığı için devleti idare edemez bir noktaya geldi.

GÖZLEM– Pandemi konusunda, ülkenin dört bir yanından kötü haberler geliyor. Türk Tabipler Birliği başta, ölüm, hastalanan sayısı ve ağır hasta sayısı bakımından gelen haber ve rakamlarla, Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı rakamlar arasında büyük farklar var. Bakanlığın açıkladığı rakamlarda bile iki ay içinde yüzde 100’den fazla artış görülüyor. Cumhurbaşkanlığı katından, İçişleri ve Sağlık Bakanlıklarından, valiliklerden her gün “yeni tedbir” açıklamaları üst üstü geliyor, Türkiye, Pandemi’yi nasıl atlatacak?

K– Çok ağır atlatacak. Zaten bahsettiğiniz gibi ağır geçiyor. Bir yere kadar götürdüler. İlk zamanda okulların kapatılması ve yaşlılara dönük yasaklar faydalı oldu. Bunu aslında süreci çok iyi yönettiklerinden, çok iyi kararlar alıyorlar diye değil, en kolayı ve yük getirmeyeni bu olacağı için buna karar verdiler. Bu hakikaten pandemiyi bir süreliğine baskıladı. Ama bunu uzun sürdüremediler. Aslında bu konuyla ilgili, erken açılma sürecinde çok uyarıldılar. O dönemde artarda çok hata yapıldı. Henüz vakalar sıfırlanmamıştı, süreç devam ediyordu. Ama ekonomik sebeplerle gözü kararttılar. AVM’ler açıldı. Normalleşme geldi. Aslında bu yeniden açılmada yapılması gereken şey, belki açılma tarihleri bir ay sonra olmalıydı ve küçük yerlerden büyük yerlere doğru olmalıydı. Bütün bunlar yanlış üstüne yanlış. Bayramlaşmalar, 15 Temmuz, Ayasofya, Giresun gibi mitinglerle bu artış çok hızlandı. Niye şaşırıyorlar, niye bireysel olarak insanları suçluyorlar anlamıyorum. Normalleşmeye geçtiklerine kendileri inanmak istediler. Şimdi sonbaharda bizi çok ağır bir süreç bekliyor. Bu virüse gripler karışacak. Covid, grip ayırmakta güçlük çekilecek. Eğer acele etmeyip sonbaharda bu kadar ağırlaştırmasalardı daha kolay olurdu, altından kalkılabilirdi. Sağlık çalışanları tükenmiş durumda. Çok daha fazla doktor hem enfekte oluyor, hem ölüyor. Bakanlık bunları doğrulamıyor ama sağlık çalışanları kişisel koruyucu malzeme, ekipmanlarda hâlâ sıkıntı çekiyor. Hasta yükü arttıkça daha da zorlanacaklar. Özellikle önümüzdeki kış ağır geçecek. Muhakkak yeni sınırlamalar getirilecek. Okullar açılmayacak veya çok kısıtlı açılıp yeniden kapanacak. Futbol müsabakalarında seyirciden yine vazgeçtiler. Ama okulları kapatmak çözüm değil. Vaka sayısını düşüreceksiniz, hasta sayısını azaltacaksınız. Çok hızlı bulaşıyor, çok çeşitli yollarla bulaşıyor. “Toplumun büyük kısmı geçirecek ve öyle azalacak” anlayışı, stratejisi de doğru değil. Tüm dünyanın yüzde 50-60’ının enfekte olacağı öngörülüyor. Bunu beklemek demek yıllar sürecek demektir. Bu, böyle bir sürece bırakılamaz. Virüs yapısını da değiştirebilir. Çıkış için aşının bulunması çok önemli. Toplumsal bağışıklığı yükseltmede acil çözüm olacak şey aşı. Umarız en kısa sürede bulunur da pandeminin etkisi azalır. Acaba bu memnuniyetsizlik, pandeminin de yayılmasıyla bir siyasi krize, yönetim krizine yol açar mı? İktidarın bu önlemlerle ilgili hırçın yaklaşımları aslında kendilerinin de bundan kaygı duyduklarını gösteriyor. Doğu Akdeniz, Ayasofya gibi konulardaki hamleleriyle yaptıkları arayışlarda ülke içindeki kötü gidişattan duydukları kaygıyı gösteriyor. Bu değişik denemeler bana bir çıkış yolu aradıklarını gösteriyor.

GÖZLEM– Ekonomi konusunda ise, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak “şartlı” bir “iyimser” gelecek vaat ederek “Pandemide ikinci dalga gelmezse 2021’de yüzde 5 büyüyeceğiz” dedi. Bu açıklamayı nasıl yorumluyorsunuz?

K– Eskiden ANAP döneminde Yıldırım Akbulut fıkraları vardı. Ekonomi teknik bir alan olmasına rağmen, şimdi de Berat Albayrak görselleri bu işlevi üstlenmiş gözüküyor. Tabii Berat Albayrak’ın işi zor. Bir taraftan sosyal de olsa bir bilim olan ekonomiyi, çok daha esnek bir yapıya sahip siyaseti yönettiği gibi yönetebileceğini sanan bir patronu var. Onun verdiği ve tanrının emri gibi gördüğü talimatlar var: “Faizleri arttırmayın çünkü bu ekonomik durgunluğa ve enflasyona yol açar.” Faizleri arttırırsanız ekonomi yavaşlar ama bu kadar dövize bağlı borçlanmışken bu durum iflas etmekten iyidir. Eğer önünüzdeki seçimlere hakikaten ısrarla söylediğiniz gibi 3 yıl varsa, iflas etmedikten sonra ekonomiyi düzeltecek bir vaktiniz olur. Ayrıca faizler enflasyonu değil, enflasyon faizleri belirler. Israrla faizleri düşük tutmaya çalışırsanız, o para dövize, altına dolayısıyla ithalat yoluyla da enflasyona dönüşür. Ancak Cumhurbaşkanı’nın tek amacı ekonominin büyüme hızını düşürmemek. Cumhurbaşkanı samimi olarak buna inanıyor. Dolayısıyla pandemiden, dış borca ekonomideki bu saplantısı, ekonomiyi yönetilemez hâle getiriyor. Bunun ceremesini de damadı çekiyor. Albayrak’ın sözlerine gelince, pandemi “Allah’ın hikmeti” olabilir ama bunu önlemek ve ekonominin normal sürecine dönmesini sağlamak da devletin işi. Mesele “Pandemi olmasaydı yüzde 5 büyürdük” demek değil, pandemiye rağmen, bu süreçten büyük zarar gören dar gelirli kesimi de destekleyerek eninde sonunda yeniden sağlayacağımız yüzde 5 büyümeye nasıl ulaşılacağını programlamak.

GÖZLEM– Pandemi ve ekonomi konuları gündemin başında iken, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli birdenbire “İdam cezası” konusunu ortaya attı. Ne diyorsunuz?

K– İnanın, her ne kadar idam cezası kendi imzasıyla kalkmış olsa ve bu son çıkışını bir nebze de gündemi değiştirmek için yapmış olsa da, Bahçeli’nin açıklamasındaki ifadelerinde bir samimiyet de görüyorum: “İdam cezasının hukuk mevzuatımıza tekrar alınması, iğrenc ve ilkel suçların işlenmesini caydırabilecektir. ... İlk başta akla gelen ve makul bir şekilde tartışılmasında fayda bulunan cezai yaptırımların arttırılması, derinlikli ve tesirli hale getirilmesidir.” Bahçeli hedeflediği kitleyi de “Çocukları, kadınları, masum ve mazlumları en aşağılık yöntemlerle hedef alan caniler” olarak açıklıyor. Kadına yönelik şiddet ve cinayetler bu ülkenin bana göre en önemli üç meselesinden bir tanesi. Pek çok uzmanın aksine ben sadece kadın cinayetleri için verilecek idam cezasının, diğer önlemlerle beraber, hem caydırıcı olacağını, onun da ötesinde kamuoyu vicdanını son derece rahatlatacağını düşünüyorum. Bir kadını farazi bir “namus” kavramının ardına sığınarak öldüren bir kişinin yaşama hakkı olmadığını düşünüyorum. Ama bununla birlikte şunu da söyleyeyim: Tabii ki idam cezası getirilmemelidir. Çünkü Emin Çölaşan’ı susturmak için bile FETÖ’cülükten dava açtıran bu iktidar, ortada cinayet olmasa dahi muhalif gördüklerini kanıt, belge, olay olmadan bir kulp takarak idam sehpasına göndermekten çekinmez. Böyle bir düzenleme tamamen iktidarın işine gelecek şekilde kullanılır. Bu nedenle de muhalefet böyle bir değişikliğe onay vermeyecektir ve bu değişiklik gerçekleştirilemez. Dolayısıyla bunu önermek tabii ki bir açıdan da gündemi değiştirme hamlesidir. Öte yandan idam cezasına karşı bilimsel bir şekilde gösterilen “AB’den çıkarız, devlet intikam almaz” gibi gerekçeler bana hiç tatmin edici gelmiyor. İdam cezasına bu tür gerekçelerle karşı çıkan hukukçuların, ayrıntılı olarak kadın cinayetlerini önlemek için ne tür önlemler alınması gerektiğiyle ilgili öneri ve çalışmalarını merak ederim. Bu nedenle idam cezası getirilmese bile, kadın cinayetlerini önlemek için işe Devlet Bahçeli’nin önerdiği gibi “cezai yaptırımların arttırılması, derinlikli ve tesirli hale getirilmesi” çalışmaları ile başlanabilir. Ama ittifak ortağının böyle bir öneriyi dikkate almasını da beklemem, çünkü özelde kadın cinayetleri, genelde ise toplumun şiddet eğilimindeki artışın, iktidarın yürütmek zorunda hissettiği kutuplaşma siyasetinin bir sonucu olduğunu düşünüyorum.

GÖZLEM– Doğu Akdeniz krizinin içinden BM, NATO, AB, ABD (İsrail), Rusya, Türkiye, Fransa, Yunanistan sizce nasıl çıkacaklar?

K– Aklı başında bütün uzmanların söylediği, bizim yapmamız gereken; denizlerdeki kendi Münhasır Ekonomik Bölge’mizi belirlemek ve bunu Birleşmiş Milletler’e bildirmek. Sonra da bölge ülkeleri ile birer birer çelişkili bölümleri münazara etmek. Suriye ve Mısır ile derhal arayı düzeltmek. İsrail ile tekrar yakınlaşmak. Bunun için bölgede ABD’nin egemenliğini kırmak istediği Rusya ile daha kapsamlı bir ortaklık içinde bulunmak. Çünkü bölgede bizim çıkarlarımıza en fazla ters düşen ülke ABD. Ayrıca Yunanistan’a karşı uluslararası alanda haklılığımızın teyidi için adaların silahlandırılması ve Meis haritasının anlamsızlığı konuları ısrarla anlatılması ve kullanılması gerekir. Yunanistan ve onun destekçisi AB, Türkiye’nin tek başına kalmadığını gördüğünde ve kamuoyu baskısını hissettiklerinde anlaşmaya daha eğilimli olacaktır.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Yazarlar

Günlük Burç Yorumları Aşk 1 Ekim 2020 Perşembe. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri. Ekim ayında burçların aşk hayatı nasıl olacak? Burçları neler bekliyor?

Esra Erol'un programında yaşanan skandal bir olayla gündeme oturan Cengiz Koraltan'a Ülkücü oldukları anlaşılan bir grup meydan dayağı attı. Dayak görüntüleri sosyal m...

Günlük Burç Yorumları Aşk 30 Eylül 2020 Çarşamba. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları Aşk 29 Eylül 2020 Salı. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları Aşk 28 Eylül 2020 Pazartesi. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Yazarlar
Website Security Test