Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Kara Delik 2: Siyaset!..

28.8.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Çocukluğumdan beri; gençliğimde ve de 65 yılı aşkın gazetecilik hayatımda “siyaseti sevemedim!..”

Ailemde, “ailemizin büyük dayısı” ve de “Kurtuluş Savaşı’na Atatürk’ün, İnönü’nün, Mareşal Fevzi Çakmak’ın silah arkadaşı olarak katılmış” General Aşir Atlı ile yaşadım ve gördüm siyasetin ne olduğunu, çocukluğumda.

Babam Albay Fuat Uluç’un “abi / kardeş ilişkileriyle başlayan ve uzun yıllar süren Türkeş ile aile ve görev beraberliğini” siyasetin ne hale getirdiğini “gençliğimde ve gazeteciliğimde” yaşadım.

Siyasetin “Atatürk ile İsmet İnönü beraberliğini nasıl aşındırdığını” ve de İsmet İnönü ile Mareşal Fevzi Çakmak’ı “siyasetin kırılganlık ve küslük günlerine nasıl sürüklediğini” de gençlik ve gazetecilik dönemimde tanıklık ettim.

Aslında “Kabil’in kardeşi Habil’i, Romulüs’ün kardeşi Romüs’ü öldürmeleriyle açılan “kanlı sahnenin”, o zamanlardan beri nelere mal olduğunu ders kitaplarında da, “meraklı olduğum” tarih ve siyasi tarih kitaplarında da defalarca okudum. O günlerden bugünlere gelirken de tarihlere geçen ve bazıları milyonlarca insanın öldürülmesine yol açan “benzer nice siyaset faciasını ve katliamını” okuyarak geldim.

Tercüman’da çalışırken, rahmetli patronum Kemal Ilıcak’ın “Tercüman’ın bir kontenjanı var, aday olarak seni bildirmek istiyoruz” önerisini de… Gaziantep Milletvekili olan “Paşa Dayımızın (Aşir Atlı) karşı partiden aday olan silah arkadaşlarıyla arasına “kara kedi” gibi giren siyaseti ve de “Babam ile Türkeş’in arasındaki güçlü abi – kardeş halkasını bile kıran” siyaseti, gün be gün yaşayan bir kişi olarak… “Beni affedin, Tercüman Kontenjanını benden daha iyi dolduracak abilerim, arkadaşlarım var gazetemizde. Siyaseti benden çok daha iyi bilenler var. Milletvekili adayı olarak onlardan birini seçin, beni affedin” diyecek ve reddedecek kadar…  “Çok yoğun bir sempatim(!) vardı, siyasete!..

Bugün de öyle… Siyaseti Dünya için de, Ülkem için de “kara delik” olarak görüyorum. Kardeşi kardeşe, dostu dosta, arkadaşı arkadaşa, babayı oğula, karı kocayı birbirine düşürüyor, hatta halkı bölüyor ve düşürmeye de, bölmeye de devam edecek!..

Bugün ülkem, her gün canlar alan Pandemiyle, ekonomik, sosyal krizlerle, Dış ilişkilerindeki büyük zorluklarla, etrafındaki düşmanlarla karşı karşıya, “içerdeki siyaset sahnesine bir bakalım”; ne hâlde?..

10 yaşına kadarları bir yana bırakalım geriye kalan onlarca ve onlarca milyon insanımızı üzen “umutlarını kıran” bir cenderenin içine sokup bıraktı, siyaset bizleri!..

Nasıl seveyim siyaseti; “bir karadelik gibi” kimleri ve neleri içine çekip yuttuğunu gördükçe?..

 

İnternet’ten “esen” rüzgarlar!..

İşte “Demokrasi ve Siyaset Tahterevallisi” kime yararı olacak?..

 

Olmaz böyle şey!..

İçimden yazı yazmak gelmiyor; “demokratik hukuk devletlerinin kanunlarının, İslamiyet başta İbrahimî dinlerin kitaplarının ret ve yasak ettiği, büyük suç ve  büyük günah saydığı” cinayetlerin, ülkemizde “adalet mekanizmasının karar mercilerinde” hele hele “kadınların öldürüldüğü, tacize uğradığı” vakalarda “cezaların türlü çeşitli ve de kabul edilemez gerekçelerle nasıl hafifletildiğini” gördükçe, hayattan bile “keyif almamaya” başladım!..

Dahası, gazetelerde bu konudaki olayların haberlerini okudukça, TV’lerde dinledikçe, “insanlığımdan da utanmaya” başladım.

Din Alimi “dedem” Kilis Müftüsü Muharrem Efendi ile “Türk Milliyetçisi ve askeri” babam Albay Fuat Uluç, dayılarım Albay Cemal Bilgiç ve Albay Hayati Erginbilgiç ve de okuduğumuz okullarda “değerli” hocalarımız bizlere “insanlığı, ahlakı, hukuku, suçu, cezayı” böyle öğretmemişlerdi.

Bitmedi; gazetecilikte “üstat” gazeteci hocalarımız, “insan ve hayvan öldürme, çocuk ve kadınlara taciz” konularının üzerine “dikkatle eğilmenin ve haberleştirilmelerinde çok hassas davranılmasının, sayfalarda değerlendirilmesinin gereklerini” altlarını çizerek, örnekleriyle anlatmış ve öğretmişlerdi!..

Bugün “bu suçları işledikleri” iddiasıyla yakalanıp, savcıların ve hakimlerin önüne çıkarılanların, “fikir suçları işleyenler aylarca, hatta yıllarca, mahkemelerin nihai kararları olmadan demir parmaklıkların arkasında yatarken” nasıl “ Adli kontrol” şartı ile serbest bırakıldıklarını, tahliye edildiklerini, cezalarının “kılık kıyafete bakılarak” nasıl hafifletildiğini gördükçe, “Olmaz böyle şey” diye bağırdığımı da yazıma ilave ederek, “bugünlük” noktayı koyuyorum.

 

Erdem ve Politika!..

Yalancılar, üç kağıtçılar, madrabazlar, hokkabazlar ve riyakarlar fink atarlar. Her türlü kıskançlıklar ve çekememezlikler salonları doldurur. Kennedy “Fazilet Mücadelesi” kitabında “Parlamentodaki ahlaksızların sayısı tüm Amerika’daki ahlaksızlardan fazladır” der. Ama buna rağmen “Bizim Parlamentoya gereksinimiz vardır” görüşü, gerçeğin en çarpıcı örneğidir.        Ali Naili Erdem

 

Sözün Özü

Kutlama, “İçişleri Bakanı’nın valiliklere gönderdiği talimatla meydanlarda yapılacak kutlama” değildir. Kutlama, “30 Ağustos Zafer Bayramı’nın büyük milletimin kalbinde ve gönlünde coşkuyla kutlanmasıdır! Ben, hem de “GÖZLEM’in 30 yaşına basmasının da mutluluğu içinde” iki bayramı beraber kutluyorum, “Pandemiye rağmen” mutluyum; bir günlük!..”

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test