Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Murat Kışlalı: ''CHP daha etkin pozisyon almalıdır!''

28.8.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Gazeteci yazar Murat Kışlalı, Gözlem’in ülke gündemindeki konularla ilgili sorularını cevapladı. İşte görüşleri...

GÖZLEM– Hemen hemen her hafta “torbadan” ülkenin “gerçek gündemini değiştirecek” bir gelişme, bir olay çıkarılıyor ve ortaya atılıyor. Sadece siyaset sahnesinde değil, ülkece “bu gündem konuşuluyor” ve tartışılıyor. Özellikle Millet İttifakı başta Muhalefet partileri “devamlı tekrarlanan” bu senaryoya neden kendini kaptırıyor ve karşı adımlar atamıyor?

K– Çünkü ülkenin konularına, sorunlarına karşı detaylı ve gerçekçi bir şekilde hazırlanmış ve bugün hükümet olsalar uygulamaya sokacakları kapsamlı bir programları yok. Evet, ortada bazısı genel, bazısı biraz daha ayrıntılı icraata dönük bazı hedefler var ve gittikçe daha belirginleşiyor. Ancak halka “Bizim partimizde bu konunun uzmanı şudur, biz olsaydık şöyle yapardık” diyebilecekleri bir programlama ve iletişim sistemini oluşturabilmiş değiller. Giresun’daki sel felaketini ele alalım. CHP buraya yerel yönetimlerden sorumlu genel başkan yardımcısı başkanlığında bir heyet yolladı. Çarpık yapılaşmaya, yapılan hatalara dikkat çektiler ama bu vahim olayın suçunu AKP’nin üzerine ne kadar yıkabildiler? Eğer kendileri hükümette olsaydı ne yapacaklardı? Kimleri suçlarlardı? Hiç mi suçlu bir kamu görevlisi yok? Ülkenin gündemi hep değişiyor ve değişecek. Mesele o gündeme göre hızlı, etkin ve etkili bir şekilde pozisyon almak. Bunun için de her konuda gölge bir bakanlar kurulu gibi bir yapılanmanız ve bunun altında kapsamlı bir çalışma gerekir.

GÖZLEM– Geçen hafta da “gündemi değiştiren gelişme ‘Karadeniz’de bulunan doğal gaz’ olayı” idi. Bu konuyla ilgili düşünceleriniz. Ankara’da neler konuşuluyor?

K– Karadeniz’de doğalgaz bulunması olayının arka planını yıllarca devlette görev yapmış çok önemli bir uzmanına sordum. Genel olarak anlattıklarını özetliyorum: “Bu olay bir muamma. 2004’ten beri bilinen bir saha. Varsa bile çok kompleks bir yer. Romanya’daki Neptün sahasını Exxon terk ediyor. Keşif yaptılar ama kuyu açamadılar. Karadeniz’in jeolojik yapısı biraz farklı ve zor. Doğru da olabilir ama bir atışta bir kerede bulmak da mucize. Bu kadar büyük bir rezerv miktarı bulmak için 2-3 yıl aramak gerekir. Bence ekonomiye iyi haber lazımdı. Berat Albayrak da zora düşmüştü. Onu da parlatmak için tam emin olmadan açıkladılar. Ama eninde sonunda gerçek rakamlar, çıkartıp çıkartamayacakları ortaya çıkar. Eğer gerçek değilse çok zorda kalırlar. Şimdi esas yapılması gereken uluslararası bir bağımsız denetim şirketinin “rezerve verification” denilen çalışmayı yapması, “Evet TPAO’nun yaptığı doğrudur, buradan çıkan veriler bizde de aynı çıkmıştır” şeklinde bir rapor sunması lazım. Bir uzman olarak bana sorduğunuzda ben ‘Bir bağımsız danışman bunu onayladı mı?’ Buna bakarım. Esası budur. O zaman gerçek olduğu anlaşılır. Bunu yapmıyorlarsa bu durum şüpheli demektir. 8 tane drilling yapıldı. Her birinin maliyeti 110-145 milyon doların arasındadır. 8 tane kuyu açmışlarsa 1 milyar dolara mal olmuştur. Bunun hesabını birinin vermesi gerekir. Jeolojik formasyon olarak Karadeniz’de doğalgaz olmaması imkansız. Ama diyelim ki buldun, çıkarmak için ortak bulman, finansman bulman lazım. Mevcut konjonktürde ABD ile Avrupa ile aran kötü. Kim gelir ki? Zaten gaz fiyatları çok düşük. Doğu Akdeniz bu kadar tartışmalıyken, neredeyse savaşın eşiğine gelmişken kim Türkiye ile ortak olur? Eğer buradan gaz çıkarılırsa bu tabii ki Türkiye için önemli. Yılda 10-15 milyar dolar ödüyorsun doğalgaza. Tüketim 45-50 milyar metreküp. İyi bir işletmeyle zorlarsan yılda 15 milyar metreküpe kadar üretim alabilirsin. Tüketiminin üçte birini oradan almış olursun. İyi bir pazarlık kozu olur. İran ile aran kötü, iptal et. ABD ile bu sayede aranı düzelt. 2021 yılına kadar Gazprom kontratı var, o yenilenirken veya İran’a karşı kullan. Çok büyük koz olur. Öte yandan mevcut doğalgaz fiyatları çok düşük. Daha ucuza gaz bulup getirebiliyorken orada pahalıya mal ediyorsan bir anlamı da yok. TPAO yetkilileri ‘Her şekilde 100-150 milyar metreküp bile olsa bizim için çok önemli bir oyun kurma stratejisi’ diyorlar. TPAO önceden 800 milyar açıklayacaktı ama herhalde çok inandırıcı gelmeyecek diye 320 açıkladılar. Belki biraz daha tutup ondan sonra bir kaç ay sonra ‘800’e çıktı’ diyecekler. Bakan hafta içinde bir televizyon programında ‘Bir iki katman daha var’ gibi bir şey dedi. Şimdi bu haber üzerine Hazine SWAP anlaşmasına çıktı. Bu rüzgardan faydalanmak istiyorlar.”

GÖZLEM– Yıllardır birçok kere ve özellikle seçimler öncesinde ‘bulunan petrol ve doğal gaz” müjdelerinin, yıllar geçtiği halde gerçekleşmemiş olması gerçeği ortada iken, “bu defaki müjdenin, oy tabanında ‘Cumhur / Millet İttifaklarının durum ve konumlarını’ değiştirmesi” sizce mümkün olabilir mi?

K– Değiştirmese bile en azından ondan önceki haftanın AKP aleyhine oluşmuş olan gündemini değiştirdiği için, iktidar doğalgaz açıklamasından istediği şekilde faydalanmış oldu. Daha az entellektüel olan seçmen üzerinde “hükümet iyi işler yapıyor” algısını pekiştirmiştir. Sonuçta bu kitle konunun ayrıntılarına girmiyor, aklında olsa olsa satır altı veya üç beş cümlelik bir haber olarak kalıyor. Bu tür haberleri ben daha çok kendi tabanından karşı tarafa geçişleri engelleme, tabanına tutunacak gerekçe sağlama çerçevesinde değerlendiriyorum. Yoksa kimse doğalgaz bulunduğunu açıkladı diye AKP’ye oy vermeyecekken, vermeye karar vermez.

GÖZLEM– “Doğal gaz” gündemini, Giresun’daki “sel ve heyelan felaketi” değiştirdi. Şehitler ve kayıplar verdik. Hemen her yıl Doğu Karadeniz’de “sel ve heyelan” faciaları yaşanırken, “bir türlü tedbir alınamamış olması”, aksine “ıslah çalışmaları yerine, doğadaki dengeleri bütünüyle bozarak sel ve heyelanı tetikleyecek betonlaşmaya (dere yataklarındaki HES’ler) devam edilmesi” konusundaki görüşleriniz?

K– Ankara’da iktidar çevrelerinde konuşulan bir konu, gelecek ilk seçimler öncesi iktidarın yeni bir af hazırlığında olduğu şeklinde. İktidar yeni bir imar affına gidecek. Çarpık yapılaşmadan kaynaklı faciaların mağdurları çoğunlukla bu yapılaşmayı yapanlar veya onlarla beraber hareket edenler olduğu için, iktidar da bu kesimden ciddi bir rant sağladığı için bu iktidarla bu tür yapılaşmanın düzeleceğini, değişeceğini, bu sorunların giderileceğini sanmıyorum. İstanbul’da bir deprem olacak. Bu kesin. 1999 Yalova depreminden bu yana halktan çok ciddi bir deprem vergisi alındı ve bu para İstanbul’da sorunlu olan yüz binlerce binanın iyileştirilmesi için kullanılabilecekken kullanılmadı. Aslında çözüm var, muhalefetin gerçekçi çözümleri ortaya çıkarması ve “Bu yapılmalıdır” diye halka anlatması gerekiyor. Bu iktidarın bunu yapmayacağı artık belli.

GÖZLEM – Bölgeye giden Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın “bu acı tabloyu ‘kader’e bağlayarak” basına ve halka yaptığı “Biz dua, sabır, tevekkül, tahammül edeceğiz. İsyan etmeyeceğiz. Cenab-ı Hak'tan gelen her türlü afetin önüne geçemeyeceğimiz için 'Boynumuz kıldan ince’ diyeceğiz ama bundan sonra tedbirlerimizi alacağız” açıklamalarına karşı, “tedbirler, bunca yılın sel ve heyelan tablosu ortada iken, neden hâlâ felaketlerin sonrasına bırakılıyor” sorusunun Ali Erbaş’a sorulması gerekmiyor mu?

K– Ali Erbaş’a öncelikle “alınması gereken tedbirlerin” ne olduğunu sormak gerekiyor. Biliyor mudur, veya buna bir cevabı var mıdır? Hiç sanmam. Çünkü tedbir diye açıklayacağınız önlemlerin çoğu o kesimden oy almanızı engelleyecek önlemler olacaktır. Keşke dediğiniz gibi yaşanan felaketler sonrası ciddi önlemler alınsa. Ancak alınmayacağı daha baştan bu felaketi “toprağa, suya” bağlayan zihniyette. Giresun’daki felakette Tirebolu – Doğankent karayolundaki menfezin altının boşaldığını, ilk selde çökeceğini daha bir yıl önce CHP’nin İl Parti Meclisi üyesi söylemiş. Valiliğe bildirmiş. Burada iki asker ile bir operatör şöförü hayatını kaybetti. Sorumlu tutulabilecek hiç mi kamu görevlisi yok?

GÖZLEM– Pandemide “gri tablo” kararmaya başladı, bilim adamlarının uyarılarına rağmen, “ölüm” rakamları artarken, “hasta rakamları” Mayıs ayındaki seviyelere yükseldi. Sizce bu geriye dönüşte “tedbir disiplininin zayıflamasının rolü” var mı?

K– Muhakkak. Onunla beraber ekonominin canlanmasına dönük kaygıların, insan hayatının önüne geçmesinin de etkisi var. Hatırlarsanız pandeminin ilk döneminde, Türkiye’ye ilk girişinde yurda dönen hacıların büyük etkisi olmuştu. Toplu hareketler yayılmayı sıçratıyor. Son dönemde kamuda normal çalışma düzenine geçiş ve toplu taşımadaki yoğunluluk özellikle büyük şehirlerde vaka sayısının artmasında çok etkili olmuş gözüküyor. Bunun üzerine 350 bin kişinin katıldığı Ayasofya’nın açılışı sonrası da bir sıçrama olduğu anlaşılıyor. Benzer sıçramaların eğer değiştirilmezse 21 Eylül’deki okulların yüz yüze eğitiminin başlaması ve Ekim ortasından itibaren futbol maçlarına üçte bir düzeyinde de olsa seyirci alınmaya başlanacak olmasında da yaşanması muhtemel. Bu durumu daha da kötüleştiren resmi makamlara olan güvenin ciddi biçimde zayıflamış olması. Sadece Ankara’nın eski bir hastanesinde geçen hafta içinde bir binada bir günde 7 kişi öldüğü biliniyor. Nasıl bütün Türkiye’de ölü rakamı 20’lerde olabilir? Bu rakamlar kesinlikle gerçek değil. Öyle olunca da vatandaş resmi makamların soruna dönük çözüm önerilerinden veya soruna ne kadar hâkim olduklarından emin olamıyor. Buna karşı da kurumlar kendi önlemlerini almaya çalışıyorlar. Örneğin son olarak Ankara’da iki önemli üniversitenin yeni dönemde açılmama kararı aldığı ancak bu kararını henüz açıklamadığı konuşuluyor. Çok büyük bir özel üniversitenin de onları izleyeceği ifade ediliyor.

GÖZLEM– “Pandemi” gerekçesiyle “30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamalarına getirilen” yasaklama ve kısıtlamalar konusundaki görüşleriniz?

K– Bu hakikaten de siyaset bilimcilerin incelemesi gereken bir vaka. Niçin iktidar partisi, zaten kendisine oy veren kesime daha fazla oy eklemeyecek, ancak kararsızlardan oy kaybetmesine yol açacak bu tür Atatürk karşıtı icraatlara imza atar? Bireysel düzeyde anlıyorum. Ellerinde değil bu, kendi deyimleriyle “fıtrat”larında var. Atatürk ve onun Türkiye’si ile ilgili her şeyi değiştirmek istiyorlar. Değiştirdikçe de duramayacaklar ve daha fazlasını isteyecekler, daha radikalleşecekler ve bu süreçte de daha ılımlı olanları, kararsız olanları kaybedecekler. Öte yandan bu durumu muhalefet açısından irdelediğinizde en büyük iş İyi Parti’ye düşüyor. Ben Zafer Bayramı gibi ulusal bayramlarda veya Atatürk’ü bire bir ilgilendiren konularda MHP seçmeninin duyarsız olabileceğini sanmıyorum. Yine bu Zafer Bayramı kararında eminim Devlet Bahçeli çok rahatsız olmuştur ancak tabii açıkça bir tepki veremiyordur. Ancak bu tür kararlar sonucunda MHP seçmeninin İyi Parti’ye kayması çok olası ve muhalefetin bu pencereyi sonuna kadar kullanması gerekir.

GÖZLEM– İçişleri Bakanı’nın Valiliklere gönderdiği “bu kısıtlama ve yasaklama talimatına karşı” Ana Muhalefet Partisi’nden “gösterilmesi gereken tepkinin gelmediği” ve “Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun Gandi stratejisine karşı tepkiler olduğu” yönünde eleştiriler var; ne diyorsunuz?

K– Muharrem İnce’nin çıkışıyla beraber artık bu; iktidara gelebilmek için CHP’nin kendi ilkelerinden uzaklaştığı, bu ilkelerini kendi aleyhine bir algı yaratılmasını engellemek adına bir nevi bastırmaya çalışan bir politika izlediği ve bunun da parti içinde ciddi sıkıntılara yol açtığı artık iyice açığa çıktı. Ancak CHP’nin Zafer Bayramı’nı bir olay çıkarmadan tam gücüyle kutlayacağı konusunda bir şüphe olduğunu sanmıyorum. Buradaki püf nokta “bir olay çıkarmamak”. Kemal Kılıçdaroğlu iktidarın eline “mağduriyet” yaratacak bir koz vermek istemiyor. Bu şekilde idare edebilirse, kısmen ekonomiyi teslim edebileceği Ali Babacan ile Ahmet Davutoğlu’nun partilerini de Millet İttifakı’nı bir şekilde eklemleyerek yapılacak ilk seçimleri kazanmayı planlıyor. Öte yandan konuyu biraz daha açacak olursak, Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığı seçimi için sarfettiği “Abdullah Gül’den niye korkuyorsunuz?” ifadesinden sonra Gül’ün Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı olma şansının kalmadığını düşünüyorum. Buna ilk seçimlerde zaten Meral Akşener karşı çıkmıştı. Şimdi pek çok keskin CHP’li için Gül’ün adaylığı kırmızı çizgi oldu. Millet İttifakı’na kabul ettirilse dahi Gül’e CHP’de oy vermeyecek çok büyük bir kitle çıkacaktır. Bu durumda Muharrem İnce’nin veya adaylığını ortaya koyarsa Meral Akşener’in Gül’den daha çok oy alacağını tahmin ederim.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test