Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Milli bayramlara gölge düşürmeyelim

28.8.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı Devleti’nin yıkılması sonucunda Türk milletinin fertlerinin ve kendisini orijin olarak Türk hisseden değerli vatandaşlarımız tarafından kurulan bir devlettir ve sözünü ettiğimiz insanların vatanıdır.

Bu vatan, şüphe yok ki kan ve can fedakarlığı ile kurulmuştur.

Bu vatanı kuran kadro ise Türklerin “Atası” saydığı ve Mustafa Kemal adındaki bir kumandanın önderliğinde bunu başarmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması, bütün vatanseverlerin canları pahasına ve büyük fedakarlıklarla başarılmıştır.

Elbette Osmanlı İmparatorluğu’nu kuranlar da ecdadımızdır. Ancak bir dünya devleti olarak bugüne gelmemizde muvaffak olamamışlardır.

Dünyanın sürekli değişen şartlarına uyum sağlayamamışlar ve bu geç kalışın bedelini koca bir imparatorluğun, Osmanlı’nın tarihe gömülmesiyle ödemişlerdir.

Tabi ki 600 yıllık bir sadaret, kolay iş değildir. Bu zaman diliminde örnek zaferler de kazanılmıştır, tarihe güzel anılar da bırakılmıştır. Şüphesiz bütün bunlarla iftihar da etmekteyiz.

Gelelim Türkiye Cumhuriyetimize.

Evet, Osmanlı’nın son bulması ile Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. 2023 yılında ise 100 yaşına gelecektir ve biz de asırlık Cumhuriyetimizi Türk Milleti olarak gönülden bir coşkuyla kutlayacağız. Kendini Türk hisseden tüm vatansever insanlarla beraber.

Şunu ifade etmek gerekir ki son yıllarda devlet yönetiminde din işleri ve idari işler arasında ayrım ve dengenin ana unsuru olan “laiklik” konusunda bazı zafiyetler yaşanmaktadır.

Özellikle kutsal dinimize yönelik yorumlar ve bunlardan kaynaklanan davranışlarda yaşanan sapmalar, toplumsal huzursuzlukları artırmaktadır. “Osmanlıcılık” ile, geçmişi canlandırma hayalleri ile dini bayramlarımız ve milli bayramlarımız konusundaki yorum ve değerlendirmelerde zafiyetler gözlenmektedir.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı gibi, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı gibi, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı gibi bayramlarımızda yüce kahramanımız ve Atamız Mustafa Kemal Atatürk’ün isminin anılmasında kıskançlık görüntüsü veren durumlar göze çarpmaktadır. Bu bayramlar bir şekilde dini kurum ve kuruluşların öncülüğünde kutlanmaya çalışılmakta, dahası çeşitli bahaneler öne sürülerek yasaklamalara kadar giden davranışlar ise toplumsal ayrımcılık görüntüsü vermektedir.

Geçmişten hatırladığımız çok acı bir örnek de; eski bir cumhurbaşkanının neredeyse her milli bayramda hastalanması ve kutlamalara katılmaktan imtina etmesidir.

Bu acı tablo ve davranış ile buna benzer durumlar, Türk toplumunda adeta “nefret” uyandırmıştır. Bu tip hareketler, toplumumuzu bölmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin oluşturan toplum hırslı, çalışkan, eğitimli ve gelişen dünya teknolojilerine uyum gösteren insanların bileşiminden oluşmaktadır.

Gittikçe Yüce Atatürk’ün prensipleri doğrultusunda demokratik, güçlü, özgürlükçü, adalet ve eşitlik anlayışı üzerinde yükselmeye layıktır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin iktidarına, muhalefetine, özellikle tüm siyasetçi kadrolarına hitap etmek istiyorum...

Evet, Osmanlı atamızdır. Onlarla her zaman iftihar ediyoruz.

Ancak bizler, yüce Türkiye Cumhuriyeti’nin fertleriyiz.

Lütfen din ile devlet işlerini birbirine ve özellikle siyasete bulaştırmayınız.

Bu hafta sonunda 30 Ağustos Zafer Bayramımızı kutlayacağız. Bunu lütfen bir sakatlığa uğratmayalım. Salgın nedeniyle almamız gereken tedbirleri alalım, hep beraber olalım.

“Türkiye Cumhuriyeti güçlüdür” diyebilmek için “kırmızı çizgilerinizin” olması gerekir. İktidardaki ve muhalefetteki siyaset adamlarımız olarak bir araya gelip bu kırmızı çizgileri tespit ediniz.

Cumhuriyetimizin bekasının tek şartı, budur.

Günümüzün koşulları ortadadır; “akıllar başlarda” olmalıdır.

Bayramlara lütfen dokunmayalım; zira toplumumuz bu konuda çok hassas.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test