Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Okullar Açılacak mı?

14.8.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Eğer Eylül ayına kadar pandemide “Reprodüksiyon” olarak ifade ettiğimiz, virüsün bulaşma veya bulaşıcılık katsayısı dolayısı ile hastalığın yayılma hızı düşmüşse, elbette okullar açılabilir, neden olmasın!? Ya da güvenli fizik mesafe sağlanan, maske ve kişisel hijyen koşullarının sağlandığı geniş sınıflarda periyodik dezenfeksiyonunun yapıldığı, öğrencilere viral testlerin rutin taramasının uygulandığı bir organizasyon ile okullarda eğitim başlayabilir tabii ki.

Bilindiği gibi,CoVid19 öncesi her sene, yılın bu günleri ilk-orta ve yükseköğretim çağındaki tüm öğrenciler ve onların ailelerinde yoğun bir telaş içinde eğitim dönemi hazırlıkları başlardı. Bu durum Türkiye’de neredeyse bir çok ülkenin genel nüfusuna eşdeğer bir kitleyi, sosyal ve ekonomik dinamikleri ile etkileyen devasa bir sirkülasyon anlamına geliyor.

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından yayınlanan "Milli Eğitim İstatistikleri-Örgün Eğitim " istatistik verileri geçen sene için; okul öncesi eğitim, ilköğretim ve ortaöğretim düzeyinde toplam 18 milyon 108 bin 860 öğrencinin örgün eğitim aldığını gösteriyor. Bu rakamın 9 milyon 394 bin 125'i erkek, 8 milyon 714 bin 735'i kız. Tahmin edileceği gibi büyük çoğunluk devlet okullarında eğitimlerine devam ediyor. Genel olarak belirtmek istenirse, 15.088.592’si devlet, 1.440.577’si özel ve 579.691’i de açık öğretim kurumlarında okumakta. Genel olarak eğitim dönemi yaş grupları bağlamında okullaşma oranlarımız da 3-5 yaş grubunda yüzde 44,05, 4-5 yaş grubunda yüzde 56,24, 5 yaşta yüzde 75,17, 6-9 yaş grubunda yüzde 98,28, 10-13 yaş grubunda yüzde 98,64 ve 14-17 yaş grubu için yüzde 88,22 şeklinde istatistiklere yansımakta. Eğitim kurumlarımızda görevli öğretmen sayısı da 1 milyon 77 bin 307. Bu kitle fizik mekan olarak toplam 66 bin 849 okul ve 706.015 dersliği kullanmakta.

Yüksek Öğretim Kurulu(YÖK) verilerine göre de 7.560.371 üniversite öğrencimiz var. Akademisyen sayımız da 166 bin 225. Bunların 26 bin 453'ü profesör, 15 bin 451'i doçent, 39 bin 464'ü doktor öğretim üyesi, 36 bin 461'i öğretim görevlisi ve 48 bin 396'sı araştırma görevlisi…

Her ne kadar bu veriler geçen senekiler olsa da kabaca 26 milyonu öğrenci ve 1 milyon 250 bini öğretmen olmak üzere yan işkolları ile birlikte 30 milyonluk bir kitleden bahsediyoruz.

CoVid19 pandemisi için durum tespiti yaptığımızda, ülkemizde onaylanmış vaka sayısının 240 bini geçtiğini görmekteyiz. İyileşenler de 224 bin civarında. Ölen vatandaş sayısı ise 5 bin 829. Dünyada ise belirlenmiş vaka sayısı 19 milyon 800 bini, iyileşenler ise 12 milyon 500 bini geçti. Pandemi nedeni ile ölen vaka sayısı 730 bin.

Ülkemizde ve kıta Avrupa’sında azalan vaka sayı ivmesi son haftalarda giderek yükselme eğilimine girdi. ABD’de ise 5 milyonu aşan vaka sayıları ve 170 bine dayanan ölümler ile pandeminin üssü halinde ve kapsamlı karantina dâhil yoğun bir mücadeleye rağmen kötü gidiş devam ediyor. Yeni vaka sayıları Ülkemiz, Almanya ve İngiltere yeniden binli rakamları test ediyor maalesef.

Hastalığın görünür gelecekte dünya gündeminden kalkması için olumlu bir gelişme de söz konusu değil. Aşı çalışmaları yapan 100’ü aşkın merkezin bazılarında test aşamasına gelindi. İtalya’daki Roma Spallanzani Bulaşıcı Hastalıklar Hastanesi gibi merkezlerde gönüllü deneklerde aşı testleri yapılmaya başlandı. Aşı güvenle uygulanacak hale gelse bile dünyadaki 8 milyar insana yetecek üretim ve uygulama zaman periyodu bile, bu virüsle insanlığın bir süre daha beraber yaşamasını zorunlu kılıyor. Son zamanlarda hastalarda, biz klinisyenlerin gördüğü virulanstaki artışa rağmen hastalık progresyonundaki hafif seyir kanısı daha fazla analize muhtaç. Sonuçta evde takip ve yatan hasta algoritmasını sürekli güncellemek ve bazı ilaçlara tedavi protokolünde yer vermek şu an gelinen noktadaki tıbbi yaklaşımımız. Uluslararası orijinli farklı çalışmalara göre hesaplanan veriler ve değişkenlerin projekte edildiği yayınlarda, kümülatif vaka sayılarının resmi rakamlardan 10.5 kata kadar çok olduğu görülüyor. Dolayısı ile sonbahara yaklaşırken gerek mevsimsel değişiklikler ile grip vaka sayılarındaki artışın doğal beklentisi, gerekse okulların açılması ile 30 milyon insanı kapsayacak bir yakın temas dönemi, pandemide yeni bir ivmelenmeyi yaratma potansiyeli olarak tüm toplumun tedirginliğini arttırmakta.  

O zaman 2020-2021 eğitim/öğretim döneminin başlangıcına yaklaşırken okulların açılması konusuna tekrar dönebiliriz. Geldiğimiz noktada MEB, CoVid19 Güvenli Okul Fizik Ortamı kılavuzu yayınlamalı ve uygun sertifikayı alan fizik alt yapısı bu koşulları karşılayan okullarda standart eğitime izin vermeli. Diğer okullar için ise aşamalı bir sistem yaratılmalı, internet eğitimi, sabah ve öğleden sonra sınıflara ayrılmış, gün aşırı ya da her ay bir hafta blok tatil dâhil evde ve okulda yapılacak hibrit sistemleri içeren yeni modellemelerle yepyeni bir eğitim sistemi yaratılmalıdır. Sadece evde internet eğitiminin yararlarının sınırlı olduğu geçmiş tecrübelerden görüldü. Bakanlığın, uzaktan/online öğrenme süreçlerinin özellikle dezavantajlı öğrencilerde, negatif farklılaşmayı derinleştirdiği ayrıca genel anlamda sosyalleşme bağlamında birey psikolojisini olumsuz etkilediği görüldü. Belki ilk ve son sınıfların standart eğitime alındığı, ara sınıfların ise home-office formatında evde eğitim ve haftada bir okullarda entegre eğitime tabii olduğu ara bir sistem yaratılabilir. Bu arada fizik mekan dezenfeksiyonu kuralları ve öğrencilere periyodik testler de bu kapsamda zorunlu olarak planlanmalı.

Sonuçta, pandemi sürecine özel inovatif bir eğitim dönemini kurgulamak zorunluluğu ile karşı karşıyayız. Umarım,2020/2021, pandemi ile ilgili gelişmelerden etkilenmiş son eğitim/öğretim dönemi olur.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test