Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Murat Kışlalı: “Kadına şiddet konusunda iyileşme zor görünüyor!”

24.7.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Gazeteci – Yazar Murat Kışlalı, GÖZLEM’in “ülke gündemindeki konular ile ilgili” sorularını cevaplandırdı. İşte görüşleri…

GÖZLEM –Eski AKP Milletvekili Mehmet Metiner’in, bir TV kanalındaki programda “isim vermeden” İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu hedef alarak “FETÖCÜLERE görev veriliyor, görevlerine iade edilenler var” iddiasıyla başlayan, aynı programa katılan Soylu’dan çok ağır tepki görmesiyle devam eden çatışma, “Mehmet Metiner’in iddialarının doğru olduğunu ortaya koyan örneklerin ortaya saçılması ile” ülke gündeminin zirvesine oturdu. Görüşünüz?

K –İçişleri Bakanı Soylu’nun tepkisi, konuyla ilgili gerekli olduğu kadar mücadele verilemediğinin bilinmesinden kaynaklanan bir suçluluk duygusunun refleksiydi. Soylu’nun ve örneğin Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün FETÖ ile gerekli mücadeleyi verecek isimler olduğu kesin. Ancak daha üst seviyeden ihtiyaçları olan teşvik ve yönlendirmeyi görmediklerine ilişkin göstergeler var. Öyle olunca da bu tarz ithamlara karşı aşırı tepki gösterebiliyorlar. Öte yandan Metiner’in de programdaki kendi deyimiyle “uyarılarını” elle tutulur isim ve belgelere dayandırmaması, bunları açıklamaması da aynı sebepten kaynaklanıyor. Dolayısıyla FETÖ ile samimi olarak mücadele etmek isteyenlerin istedikleri kadar ileri gidemedikleri anlaşılıyor. Bunun nedeni de tabii işin eninde sonunda ciddi biçimde kendilerine dokunacağıyla ilgili kaygılar. Sonuçta genel görüntü, iktidar ile FETÖ’nün zoraki bir anlaşma sürecine girdikleri yönünde.

GÖZLEM –Bu konunun AKP içinde, Cumhurbaşkanlığı kabinesinde ve nihayet siyasetin zirvelerinde hangi sonuçları olabilir? Mesela Cumhur İttifakı’nın “sadık ortağı” MHP nasıl tepki verebilir?

K –Metiner-Soylu tartışması AKP’yi ikiye bölmüş durumda. AKP’de de FETÖ ile yeterince mücadele edilmediğini düşünen ciddi bir kesim var. Ayrıca Cumhurbaşkanı’nın da bu tartışmadan ve TV’de yapılmasından rahatsız olduğu ifade ediliyor. AKP’de bir kesim Soylu’nun istifasını vererek Cumhurbaşkanı’nın sabrını zorladığı ve bundan sonra fazla bir hareket alanının kalmadığını, son dönemdeki aşırı hırçınlığının da bundan kaynaklandığını düşünenler var. Tabii MHP’nin Soylu’nun arkasında olmasının da bir ağırlığı olduğunu dikkate almak gerek. MHP açısından bakıldığında ise, Bahçeli her zaman FETÖ’nün siyasi ayağının ortaya çıkarılmasıyla ilgili, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı da rahatsız edecek çıkışlarda bulundu. Ama bunların arkası gelmedi. İlk siyasi ayak tartışmasını Bahçeli başlatmıştı. 15 Temmuz’dan sonra belli aralıklarla dile getirmişti. Ancak Bahçeli ve MHP Soylu’dan yana tavır koyuyor. Soylu’nun bu konuyla ilgili mücadelesini beğeniyor, başarılı buluyorlar.

GÖZLEM –AKP’yi Mehmet Metiner – Süleyman Soylu restleşmesi sarsarken, MHP’de de Cemal Enginyurt şoku yaşandı. Ordu Milletvekili, “fındık üreticsinin haklarını savunarak”, Tarım Bakanı’nın açıkladığı “fındık rekoltesi rakamının gerçek olmadığını, çok yüksek açıklanan rekolte rakamının açıklanacak taban fiyatının çok düşük olacağını ve yabancı, fındık kartellerini sevindireceğini” iddia etmiş ve “üreticisinin haklarını sonuna kadar savunacağını” söyleyerek Tarım Bakanı’nın “çok ağır” suçlamıştı. Bu açıklamalarından iki gün sonra, “kesin ihraç” talebi ile parti disiplin kuruluna sevk edildi. MHP içindeki “halkı savunmak mı, Erdoğan’ı ne olursa olsun desteklemek mi” tartışmasını ortaya seren bu olay konusunda görüşünüz?

K –Enginyurt sadece bu konuda değil başka konularda da zaman zaman Cumhur İttifakı’nı zora sokabilecek değerlendirmelerde bulunuyordu. Daha önceki haftalarda da bahsettiğim gibi, her ne kadar Bahçeli, Erdoğan’ın aldığı pek çok kararda kraldan çok kralcı gibi davransa da, Cumhur İttifakı’nı eninde sonunda sarsacak darbe, Enginyurt olayında da görüldüğü gibi AKP ideolojisi ile politikalarının MHP’nin tabanının eninde sonunda kabul edemeyeceği bir noktaya getirmesinden kaynaklanacak. MHP’yi yakından bilen bir uzmanın değerlendirmesine göre, Enginyurt ile ilgili MHP ve Bahçeli’de de ciddi biçimde rahatsızlık vardı. Akşener’in MHP’yi ele geçirmesini engel olan davayı Cemal Enginyurt açmıştı. Onun için çok sabrettiler. Enginyurt MHP’nin yaramaz çocuğu gibi. Fox TV’ye çıkan Cumhuriyet’e konuşan, paldır küldür istediğini söyleyen, “Ne var ben ülkücüyüm doğru bulduğumu söyleyemeyecek miyim” diyen bir isim. Tanrı Dağları’nda uluduğu için de Bahçeli’nin tepkisini çekmişti. Bahçeli’nin kendisini “Siz iyi niyetli olabilirsiniz ama siz çiğ etsinizdir, basın ister sizi ızgara et yapar, ister yahni yapar. Dikkat etmelisiniz” diye uyardığı biliniyor. Enginyurt’un çok aykırı çıkışları oldu, çok beklediler ama şimdi atacak gibi gözüküyorlar. Atabilir, atıp geri alabilirler. Bahçeli kendisiyle ilgili ismini vererek “Milletvekili Cemal Enginyurt’un açıklamaları partimizi bağlamamaktadır” demişti. Enginyurt’un da çok umrunda olmadığını söylediği, “Beni olsa olsa partiden atarlar ülkücülükten atamazlar ya” diye konuştuğu ifade ediliyor. Ancak bununla beraber son dönemde twitterdan sürekli Bahçeli’ye güzellemeler yapması da dikkat çekiyor.

GÖZLEM –İstanbul Sözleşmesi’ne karşı çıkan zihniyetin ağırlık koyduğu bir süreçte, “kadın taciz ve cinayetlerinin yoğunlaşması” ve “kadın gruplarının ve derneklerinin yurt çapında tepki göstermesi” konularındaki görüşünüz?

K –AKP’nin Erdoğan’ın deyimiyle “fıtratı”, yani doğasında olan anlayış ve Erdoğan’ın siyaseti yönetmek için gittikçe daha fazla kullandığı kutuplaşma politikası, özellikle muhaliflere yönelik şiddete gösterdiği ılımlılık ve teşvik kadına şiddet konusunun bu iktidar tarafından çözülemeyeceğinin, hatta çözülmek istenmediğinin bariz kanıtları olarak karşımıza çıkıyor. Çözüm için devletin kadınları korumak için çok ciddi bir kaynak ayırması ve yaptırımların ciddi biçimde arttırılması gerekiyor. Son olayda üniversite öğrencisi Pınar Gültekin’in eski sevgilisi tarafından bayılana kadar dövülüp boğularak öldürülmesi ve zanlının önceden cesedi yakmak üzere bir benzinciden plastik şişelerle benzin almasından da anlaşılacağı şekilde bunu planlayarak yapması insanı çok katı önlemlerin alınması gerektiğine inandırıyor. Ben, AB’ye hiçbir zaman girmeyeceğimize veya giremeyeceğimize göre, kadın cinayetlerine dönük idam cezasının geri getirilmesi gerektiğine inanıyorum. Eğer “Bu çok aşırı olur” diyorsanız, en azından verilen cezalarda “iyi hal indirimi”nin kaldırılması gibi şu anda da önerilen pek çok cezai yaptırım ve onunla beraber idari, adli değişiklikler yürürlüğe sokulabilir. Öte yandan bu tür vahşi şiddet olaylarında, kıskançlığı aşk ile karıştıran bir tür kadın zihniyetinin de etkisi olduğunu gözardı etmemek gerektiğini düşünüyorum. Elimde Alyoşa adında bir kitap var. Çapkın sevgilisi mimar Carl Berger’i ilişkisi olan bir kadının evine kadar takip edip, kendisi çıktıktan sonra o kadını öldürecek kadar kıskanan Aliye Berger adında bir kadının gerçek yaşam öyküsü. Yazarı entellektüel bir kadın. Bir kadını kıskançlıkla öldüren başka bir kadının hikayesini entellektüel bir kadın yazar büyük bir aşk hikayesi olarak lanse edip yazabiliyorsa, tüm bu şiddet olaylarının çarpıklığında “Bazı kadınların da kıskançlık ile aşkı böyle karıştırmasının payı var” diye düşünüyorum. Bu eğitimle ilgili bir olgu ve bu eğitim öncelikle kadınlar için gerekli. Çünkü öldürme veya şiddet noktasına gelene kadar bu tür erkeklerin neler yapabileceklerine dönük çok fazla ipucu vermiş olacaklarını değerlendiriyorum.

GÖZLEM –Cinayetlere kurban giden kadınların sosyal medyada suçlanması katillerin korunması gibi “utanç verici ve insanlık dışı” gelişmelerin sonu nereye varabilir?

K –AKP iktidarda kaldıkça maalesef çağdaş medeniyetler seviyesiyle ilgili diğer konularda olduğu gibi kadına yönelik şiddet konusunda da herhangi bir iyiye gitme beklemek saflık olacaktır. Çünkü AKP kültürünün yine kendi deyimleriyle “fıtratında” kadının ikinci planda olması, erkeğin işine yaradığı müddetçe varolması olgusu var. İktidar her alanda kutuplaşma sürecini arttırdıkça, radikalleştikçe bu ve benzeri çağdaşlık sorunlarında kötüye yönelim maalesef artarak devam edecek. Ama anlaşılan aydınlanmanın yaşanması için bu yollardan geçilmesi gerekiyor. Sonuçta Fransa ve onunla beraber Batı Cumhuriyet rejimini kaç kanlı devrimden sonra kaç yüzyılda benimseyebildi? Bizde ise Atatürk sayesinde bu dönüşüm 15 yılda gerçekleştirildi. Şimdi toplumun bir kesiminin buna adapte olması için bu sürecin sancıları yaşanıyor.

GÖZLEM –“Suriye’de İdlip’in savunulması, Libya'nın kuzeybatısındaki Vatiyye Askeri Hava Üssü'ne yapılan hava saldırısı” gibi konularda “aslan kesilen” Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın, İngiliz / ABD / Alman / Fransız haritalarında bile “Türkiye’nin olduğuna dair” çizimler bulunan bazı Ege Adaları’nda Yunanlıların kilise, askeri karakollar kurmalarına, başbakanlarından, Milli Savunma bakanlarından, ordu komutanlarından sonra Cumhurbaşkanlarını da o adalara göndererek gövde gösterileri yapmalarına “Lozan Antlaşmasına göre ‘adaların silahsızlandırılması’ ilkesini paspas etmelerine” karşılık sesini çıkarmaması konusundaki görüşünüz? Sizce neden İdlip kadar, Vatiyye Hava Üssü kadar bile tepki göstermiyor?

K –Zaten Güneydoğu Akdeniz’de Rumlarla beraber neredeyse tüm Avrupa’yı karşılarına almış durumdalar. Doğrudan çok kolay hedef olan bu adaları işgal için harekete geçseler, AB’nin istediği kozu ellerine vermiş olurlar. Onun yerine mağdurun yanında olduğu havasını yaratacak ve bunu iç politikada kullanabilecekleri Libya konusunun üzerine gidiyorlar. Tabii burada enerji politikalarının sağladığı faydalar da var. Ama ben iktidarın Libya’dan veya Güneydoğu Akdeniz meselesinden dolayı çıkabilecek muhtemel bir sıcak çatışmayı iç politikaya malzeme olarak kullanacağından hatta bunu gerekçe göstererek seçimlere yönelik bir oldu bittiye gidebileceğinden şüpheleniyorum. Yakın gelecekte bir seçim olasılığı olmadan iktidarın iç siyaseti bu kadar kutuplaştırması, her ne kadar “fıtratlarında” olsa da, “Acaba başka bir büyük planın parçası mı” diye düşünmekten de kendimi alamıyorum.

GÖZLEM –CHP’de “kurultay kazanı” kaynamaya başladı, kulislerde “sert tartışmalar” var, Kılıçdaroğlu’na rakipler çıktı, Genel Başkanlık seçiminde bir sürpriz olabilir mi?

K –Genel Başkanlık seçiminde hiç bir sürpriz olamaz. Kılıçdaroğlu, her ne kadar sert bir muhalefet izlemese de, taşı yavaş yavaş oyarak, esasta tabanı çok küstürmeden, daha merkez adaylarla kararsız seçmeni hedefleyerek bir koalisyon iktidarına doğru yol alıyor. Üstelik ilk defa, hafta içi Cumhuriyet Gazetesi’ne yazdığı yazıda, iktidara geldiğinde kapsamlı bir şekilde hangi politikaları izleyeceğinin ipuçlarını verdi: Tüketim yerine üretimi hedefleyen yeni bir büyüme stratejisi. Kayıt dışı istihdamın azaltılması ve gelir dağılımı eşitsizliğinin giderilmesinde özel sektörün sorumluluk alması. Daha adil vergi politikası. Temel sağlık hizmetlerinden herkesin yararlanması. Konut ve ulaşım hakkının güvence altına alınması. Aile Destekleri Sigortası. Eğitim, sağlık, sosyal hizmet ve güvenlik alanlarıyla doğal tekel alanlarında devletin aktif katılımı. Hazine garantili yol, köprü, tünel ve diğerlerinin kamulaştırılması. Sosyal Devlet Devletçiliği. Kısacası, bizim de daha önce söylediğimiz gibi zenginden alıp fakire vermek. Bunlar çok önemli ve ilk defa bu kadar açık bir şekilde birinci elden ifade ediliyor. Şimdi bu politikaları ana hatlarıyla, merkez seçmeni ürkütmeyecek bir şekilde anlatması, açması, bunun için partisini harekete geçirmesi gerekiyor.

GÖZLEM – Kılıçdaroğlu muhalifleri, Parti Meclisi seçiminde ne yapabilirler?

K – İktidara giden bir partinin Kurultayı, coronavirüs nedeniyle kısıtlı katılımla iki günde yapılıyor. Oysa CHP’nin tarihteki pek çok kurultayında olduğu gibi bu süreç örneğin 7 güne yayılabilirdi. Böylece, partinin iktidara yürüyüşündeki programı, ülkenin problemli ana konuları her gün farklı farklı gruplara karşı tartıştırılabilir ve parti içindeki muhalifler de seslerini, elle tutulur önerilerini açık bir şekilde, CHP’ye ve Kılıçdaroğlu’nun anlayışına uygun olacak bir şekilde duyurabilirlerdi. Bence burada bir fırsat kaçtı. Bunun ötesinde sorunuza gelince, muhalifler fazla bir şey yapamazlar. Kılıçdaroğlu’nun listesi birkaç istisna dışında olduğu gibi seçilir diye düşünüyorum. Muhalifler dağınık bir yapı sergiliyorlar. Genel başkan aday adayı olarak üç kişi çıktı. Hafta içi itibarıyla bir tek İlhan Cihaner imza toplayıp seçime girebilecek gibi gözüküyordu. Üçü birleşse bile Kılıçdaroğlu’nun alacağı oyun en fazla onda birini alabilecek gibiler. Parti Meclisi için ise Genel Başkan 75 kişilik liste yapacak. Listeyi delme ihtimali olan dışarıda kalmış isimler var tabii, ama sayıları fazla olmaz.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test