Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Tarihten bir sayfa...

3.7.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Pandemi, yaşamın kısıtlamalarına tahammül sınırlarımızı zorlarken, siyasetin medyası marifetiyle gündemde tutmaya çalıştığı konulara tahammül de, sinirlerimizi zorlamaya devam ediyor…

Bu yaz günlerinin bir başka çekilmezi de,  acil çözüm bekleyen sorunlarımız yokmuş gibi, yeni sorunlar açmaya devam edilmesi! "Bana hizmet etmeyen ölsün" der gibi, işleyen köklü meslek odaları kuruluşlarını böl, parçala, yönet kolaycılığı ile yıkmaya çalışmak! İçten içe siyasileştirilen Yargı Erki'nde ele geçirilemeyen bir tek Barolar kalmıştı… Şimdi onları da yeni bir yasayla "güç" olmaktan çıkarma hesapları yapılıyor. Yargıyı yargı ile yıkmak!  Yıkmak kolay da yerine yenisini koymak sanıldığı gibi kolay olmuyor. Yasama ve Yürütmenin hali ortada… Demokrasinin temeli güçler ayrılığı derken, bütün yolların bir adrese çıkması isteniyor anlaşılan…

Diğer bir konu: Nedir bu son günlerde yeni ve yeniden yapılan Sultan Abdülhamid tartışmaları? Tarih makaraya sarılmış ip değil ki çözülüp yeniden sarılsın!  Bu milletin tarihini yeniden yazmaya çalışmanın beyhudeliği bilinmez mi? Olan olmuş, geçen geçmiştir... Tarih, geçmişe değişmez mührünü basmıştır. Asayı her eline geçirenin, geçmişe yeni bir fistan biçmeye kalkmasıyla, tarihi değiştireceğini sanması boş bir hayaldir. Dünyanın en güçlü komutanı, en kudretli sultanı bile olsanız, geçmişi değiştirmek mümkün değildir. Siz ancak kendi yaptıklarınızla, kendi hikayenizi yazar, kendi akıbetinizi hazırlayabilirsiniz...

Bu konu, geçtiğimiz yıllarda adını bulunduğu semtten almış olan Haydarpaşa Askeri Hastanesi'nin adının, "Abdülhamid Han Hastanesi" yapılması ile dikkatimi çekmişti. Neden gerekli görüldü acaba diye merak ettim.  "Herhalde zamanında Abdülhamid Han yaptırmış olmalı" diye düşündüm. Yıldız Porselen'e sipariş vermeye gittiğimde, duvarda asılı olan Abdülhamid Han resmini gördüğümde de öyle yorumlamıştım.

Doğru bilgiye ulaşmak için internette dolaşırken öğrendim ki; Haydarpaşa Hastanesi, Sultan Abdülmecit'in hassa askerleri için, Selimiye Kışlası civarında bir hastane yapılması hakkında verdiği irade üzerine, 1844'de inşaatına başlanmış, iki yıl sonra da hasta kabul eder hale getirilmiş. Şimdi durduk yerde bu hastanenin adını değiştirmekle, ne onun iki yüzyıllık tarihini,  ne de halkın ona verdiği adı değiştirmeniz mümkün müdür?

Bu günlerde Abdülhamid tartışmaları yapılırken, ben de size bu yaz okuyup bitirmeye çalıştığım Celal Bayar'ın 8 ciltlik "Ben de Yazdım" kitabında rastladığım, hürriyet ve meşrutiyet düşmanı "Abdülhamid casusu Fehim Paşa"dan bahsedeyim.

Fehim Paşa bildiğiniz gibi, Abdülhamid'in inandığı, ileri gelen hafiyelerinden biri. Sütkardeşi oldukları da söylenir. Askeri bir takıma dahi kumanda etmediği halde 25 yaşında general, 30 yaşına varmadan korgeneral olmuş. Günümüzün gençleri, "nasıl olur?" diye sorabilir. Liyakatten çok, saraya yakınlığın önemli olduğu o günlerde, Sultan, askeri rütbeleri de böyle keyfine göre dağıtıyormuş demek ki... Kitapta okuduklarıma göre, bu Fehim Paşa, saraydan aldığı tahsisat yanında, sağdan soldan da para toplar, namuslu devlet adamlarını jurnalleriyle kötüler, gadre uğramalarına sebep olurmuş. Sarayın korkusundan kimse buna ses çıkaramazmış. Abdülhamid de kullandığı hafiyelerin çoğunun yalan söylediklerini, halka zulmettiklerini bilirmiş ama verdikleri haberler için onları korur kollar, cesaretlerini kırmazmış.

Nihayet Fehim Paşa'nın taşkınlıklarına dayanamayan Alman Elçisi, doğrudan Abdülhamid'e başvurmuş, aleyhinde şikâyette bulunmuş da Abdülhamid bu sadık bendesini İstanbul'dan uzaklaştırmak ve Bursa'ya göndermek zorunda kalmış. Celal Bayar hatıralarında "Biz Bursalılar istibdadın sembolü olarak Padişah'ın bu yakın adamını, muhteşem koşumlarıyla Macar atlarının çektiği, Viyana yapısı yaldızlı “landon” içinde dolaşırken, nefretle karışık çekingen bir nazarla seyrederdik" demektedir.

Meşrutiyet ilan edildiği gün, Bursa'da telaş ve heyecana kapılan Fehim Paşa kaçmak istediyse de muvaffak olamamış, Yenişehirliler süslü bir arabanın içinde Fehim Paşa'yı görünce, önce etrafını sarmışlar, sonra da linç etmişler...

Fehim Paşa’nın dışında Bursa'da bir evde İstanbul’dan sürülmüş bir Paşa daha varmış: Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa'nın oğullarından, Abdülhamid'in damadı Kemalettin Paşa... Onun günahı siyasi değil, sosyalmiş. Eşi Abdülhamid'in kızıyla arası açıldığı için başına bu bela gelmiş meğer! Padişah emreyliyor, damat hürriyetinden men ediliyor. Meşrutiyet ilan edildiği gün, Bursalı gençler bu eve gidip Paşa’yı serbest bırakıyorlar da, Damat Paşa da özgür yaşamına kavuşabiliyor.

İşte size tarihten bir sayfa...

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test