Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Düşünmekten, sorgulamaktan korkar hale geldik

13.6.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Bizim gibi sıradan vatandaşlar, son zamanlarda, aralıksız her gün televizyonlardaki açık oturumlarda, gazetelerdeki haber ve yorumlarda yoğun bir algı bombardımanıyla karşı karşıyayız. Bu algı yönlendirme yöntemleriyle; beraber yaşadığımız, yediğimiz, içtiğimiz insanlarla ayrı saflara itilmekteyiz. Daha bir gün önce gündemde olan bir konu unutturulup, hemen arkasından bir başka konunun girdabına sürükleniyoruz. “Gazeteciler; kimisi terörist olmakla, kimisi casusluk suçlamasıyla gözaltına alındı… Derken tutuklandı” demeye kalmadan, “milletvekillerinin vekillikleri düşürüldü” haberiyle uyanıyoruz. Daha ne olduğunu anlamadan “Ayasofya; cami olarak ibadete açılsın mı, açılmasın mı?” tartışmasının içinde buluyoruz kendimizi. “Neler oluyor” demeye kalmadan, bakıyoruz konu Atatürk’e kadar uzanmış… Bütün bu konular; “uzman gazeteci, uzman siyasetçi, uzman fikir adamı” oldukları iddia edilerek sahneye çıkarılan, bence sadece polemik uzmanı olan, bilgisi, görgüsü ve kavrayışı siyasi ideolojisi doğrultusunda şekillenmiş ve toplumda kanaat oluşturmakla görevli insanlar tarafından tartışılmakta. Anlıyoruz ki; bir gün gündeme getirilen bir konu tutmayınca ertesi gün başka gündem oluşturulmaktadır. Böyle bir ortamda, durumu izleyen vatandaşlar olarak bizler için sağlıklı düşünmenin, sağlıklı karar vermenin ne derece zor olduğunu varın siz düşünün. Düşünmekten, sorgulamaktan korkar hale getirilmekteyiz.

Sorunu başından itibaren ele alıp değerlendirdiğimizde; başta FETÖ olmak üzere tarikat ve cemaatlerin siyasette etkin olmak için bütün güçleriyle mücadele ettiği, devlete, orduya, yargıya ve kamu kurumlarına sızdıkları ve hala temizlenemedikleri görülmektedir. Yine 40 yıldan fazladır mücadele ettiğimiz PKK terör örgütünün birlik, beraberlik ve bütünlüğümüz için nasıl bir tehdit olduğu herkes tarafından bilinmektedir. Bu iki tehdidin de güçlü ve etkili dış destek olmadan varlıklarını sürdürmeleri mümkün değildir.

Böyle bir ortamda, otoritenin; kendisi gibi düşünmeyeni casus ya da terörist olarak nitelendirmesi, son derece kolay ve sorgulayamayan kitleleri ikna edebilecek bir yöntemdir. Terörist “demokrasi, özgürlük, hak, hukuk” diyor (gerçekten de terör örgütleri ve destekçileri için bunlar araçtır) muhalifler de aynısını söylüyor, o halde bunlar da terörist” dediğinizde toplumda size inanan kitleleri ikna edebilirsiniz. Ama bu yöntem; devlet ve hukuk sistemimizde son derece büyük yaralar açacak, terör örgütlerine ve destekçilerine koz verecek, günlük siyasi kazanımlar uğruna ülkemizin geleceğine ipotek konulmasına neden olacaktır. Devletin yapması gereken; demokrasi, özgürlük ve hukukun üstünlüğü kavramlarına sahip çıkmak, korumak ve geliştirmek, terör örgütleri tarafından istismar edilmesini engellemektir. Aksi davranış terör örgütlerinin işine yarayacak, onların iddialarını güçlendirecektir. Son 10 yıldır; Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk, Oda TV, Kozmik Oda vb. kumpaslar ve bu kumpaslarda; bazı siyasetçilerin, bir kısım basın ve yayın organlarının, o dönem (bugün olduğu gibi) toplumda algı yaratmaya çabalayan sözde kanaat önderleri, gazeteci ve yorumcuların (bazıları FETÖ üyesi olmaktan hüküm giymiştir) ve güdümlü yargı mensuplarının rol ve etkisi düşünüldüğünde günümüzde yaşananlarla paralellik kurmamak mümkün değildir. Bu kumpasların; devletimize, Türk Silahlı Kuvvetlerine, hukuk sistemimize, kamu kurumlarına verdiği zarar ve güven zafiyeti hepimiz tarafından bilinmekte, herkes tarafından kabul edilmektedir.

Bence muhalif gazetecinin casus olması iddiası inandırıcı değildir. Eğer bir casus arıyorsak, en yakınımızda, yanlışlarımızı savunan dalkavuklar arasında aramalıyız. Çünkü bir istihbarat sisteminde casus, ajan, haber elemanı olarak kullanılanların tamamı sisteme entegre olacak şekilde yetiştirilirler. Bunlar; sıradan insanlar, sıradan görevliler gibi hareket ederler. Akmazlar, kokmazlar, dikkat çekmezler. Trafik suçu bile işlemezler. Gazetelerde, televizyonlarda isimlerini hiç duymazsınız, yazı yazmazlar, yorum yapmazlar, fotoğraf çektirmezler. Toplum önüne çıkmazlar, varlıklarından dahi haberimiz yoktur. Bir gizli servis görevlisinin cenazesine gitmezler, fotoğraf çekip yayınlamazlar. Devletin gizli servisinin, devletin jandarması tarafından yakalandığı, devletin savcısının da duruma el koyduğu bir ortamda hiç bulunmazlar. Dinlemeye takılacaklarını bile bile cep telefonuyla bilgi alışverişi yapmazlar. Eğer gerçekten ortalık bu kadar casus ve terörist kaynıyorsa ve bunlar elini kolunu sallayarak uluorta hareket edebiliyorsa “vay hainler, içimize sızmışlar” diyerek geçiştiremeyiz. Sistemin sorgulanması, “neden önlem alınmadı” denmesi gerekir. Çünkü devletin istihbarat sisteminin yanında, istihbarata karşı koyma sistemi de olmalıdır. Bence ortada casustan çok “gafil muhbir” vardır. Gafil muhbirler, kendisini ya da savunduğunu parlatmak için yersiz, temelsiz ve gereksiz çaba harcayan, iddiaları savunurken açık verenlerdir. Tartışmalar dikkatle izlendiğinde bu gafil muhbirlerin algı yaratma çabaları, bunu yaparken de kendilerini ele verdikleri açıkça görülmektedir.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Yazarlar

Günlük Burç Yorumları Aşk 1 Kasım 2020 Pazar. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un bir öğretmenin tarih dersinde Hz. Muhammet hakkında söylediği sözler dolayısıyla bir Müslüman genç tarafından başı kesilerek öl...

Günlük Burç Yorumları Aşk 30 Ekim 2020 Cuma. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Yayın kurulu üyemiz ve yazarımız Prof. Dr. Hüsnü Erkan, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla bir yazı kaleme aldı.

Yazarımız Ali Naili Erdem, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı için bir yazı kaleme aldı.

Yazarlar
Website Security Test