Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Dünya hızla değişmektedir

12.6.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Kabul etmek gereklidir ki, coronavirüs salgınından önce de, ikinci dünya savaşı sonrası demokrasi-özgürlükler ve serbest piyasaya dayalı düzenin değişmesi gerektiği yolunda ciddi gelişmeler yaşanıyordu. Çünkü her iki kavram da zaman içinde farklı uygulamalara sahne olmuştu. Örneğin, ABD’li Prof Fukuyama’ya göre, ’insanlara özgürlük ve refah sunmayan, demokratik ve liberal olmayan hiç bir rejim bir anlam taşımaz ve başarılı olamazdı. Dünyanın sonunda her ülke, liberal demokrasi ve serbest piyasa mekanizması ilkeleri etrafında birleşecekti. Prof. Samuel Huntington’a göre ise soğuk savaş sonrası uluslararası ittifak ya da anlaşmazlıklarda belirleyici politik ya da ekonomik ideolojiler değil medeniyetler olacak ve sonunda ülkeler medeniyetin ortak değerleri etrafında birleşerek barışı sağlayacaklardı.

Ancak hem demokrasi-özgürlükler ve hem da serbest piyasa kavramlarında zaman içinde farklı anlayışlar ve uygulamalar görülmüştür. Bu farklılıklar, demokratik haklar, insan hakları, yargı bağımsızlığı, ifade ve basın özgürlüğü, serbest seçimler, devletin ekonomiye müdahale biçim ve kapsamı gibi konularda daha belirgindir. Serbest piyasa ekonomisi anlayışında da farklı yaklaşımlar vardır. Talebin arttırılmasını öneren, arzın arttırılması gereğini savunan, gelişi güzel uygulanan para politikalarının işsizliğe, enflasyona ve istikrarsızlığa yol açtığını öne süren serbest piyasa yanlısı çeşitli teoriler vardır. Ortak değerler taşıyan medeniyet kavramı etrafında birleşme beklentisi de pek sonuç vermemiştir. Ülke çıkarları her zaman ön planda tutulmuştur.

Zamanımızda gittikçe yaygın bir şekilde paylaşılan bir anlayışa göre başıboş bırakılan serbest rekabet ortamı bazı ekonomik, sosyal ve kültürel sorunları beraberinde getirmektedir. Tam ve katı bir regülasyon ise zaten demokrasi ile bağdaşmamaktadır. Bu konuyu en çarpıcı şekilde savunan düşünürlerden biri, son zamanlarda adını ‘Capital in the Twenty-first Century/21’nci Yüzyılda Capital) adlı eseriyle duyuran Fransız ekonomist Thomas Piketti olmuştur. Piketti’ye göre ‘kapitalizmin, serbest ekonomi düzeninin görünmeyen elinin sonunda mutlaka dengeleri sağlayacağı varsayımı geçerli değildir. Sistem zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapmıştır. Demokratik olmayan, kamuoyu baskısına maruz kalmayan ülkelerde ise serbest rekabet ortamı zaten sınırlıdır. Ancak bu tür ülkelerde de zaten tercih hakkı da yok denecek kadar azdır. Tüketici, kendisine sunulanla yetinmek durumundadır.

Ekonomik çevrelerde genel kanı serbest piyasa sisteminin muhafaza edilmesi ancak başıboş bırakılmayarak regüle edilmesi yani denetlenmesidir. Nitekim,2014 yılı Nobel Ekonomi Ödülü, regülasyon alanındaki çalışmaları nedeniyle Prof. Jean Tirol’e verilmiştir. Tirol’e gore 2008 yılında ABD’nin krize yakalanmasının temel nedeni de, etkin regülasyon eksikliğidir. Piyasaların, istikrar sağlamada başarısız oldukları veya başarısız olacaklarının anlaşılması halinde, devletin mevcut veya yeni oluşturulacak üst düzenleme ve denetleme kurumları aracılığı ile piyasaları regüle etmesi kaçınılmaz olmaktadır.  (Türkiye’deki BDDK, Rekabet Kurumu gibi). Ancak görebildiğimiz kadarıyla hem uluslararası ve  hem de yerli üst kurumlar giderek  etkilerini yitirmekte ve bağımsızlıkları tartışılmaktadır.

Öte yandan, şimdiye kadar uygulanan ekonomik sistemlerin, uluslararası düzeyde de ülkeler arasında bir refah dengesi sağlamadığı ve fakirin daha fakir ve zenginin daha zengin hale geldiği yolundaki görüşün yaygın hale geldiği söylenebilir. Serbest piyasa mekanizması yerini korumacı bir anlayışa terk etme eğilimindedir. Son zamanlarda başını ABD ve Çin’in çektiği ticaret savaşları, tarife içi ve tarife dışı engeller, idari kısıtlamalar bu durumun örnekleridir. Çok şey hızla değişmektedir. Soğuk savaş yeniden başlamıştır. Zenginleşmiş ülkeler, kazançlarını yoksullarla paylaşmak istememektedir. Aynı durum, çeşitli nedenlerle göçmen haline gelmiş yabancılar için de söz konusu olmaktadır. Çevre kirliliği, iklim değişikliği gibi gelecek kuşakları da ilgilendiren konular gözardı edilmektedir. Toplumsal değerler, yerini kişisel çıkarlara bırakmakta, dayanışma kültürü zayıflamaktadır.

Coronavirüs’ün yaygınlaşmasının sebep olduğu toplumsal protestoların ana sebeplerinden biri de işte bu fakirin daha fakir ve zenginin daha zengin hale gelmekte olduğuna olan inançtır. Hatta virüsün refah düzeyi düşük kesimi daha çok etkilediği görüşü yaygın hale gelmektedir. Ekonomik dengesizliğin sosyal dengeyi ne ölçüde etkileyeceği de şimdilik belirsizdir.

Türkiye bu yeni döneme hazırlıklı olmalıdır. Mümkün olduğunca kendine yeterli hale gelmenin yollarını aramalıdır. İthal edilen ürünlerin, yerli yapımları elbette iyidir. Ama önemli olan arz istikrarı olan, rekabet gücü bulunan, katma değer üreten ürünlere yönelmektedir. Aksi halde ithalat kısıtlamaları, maliyet artışı yaratacak ve fiyat istikrarını bozacaktır. Böyle bir uygulama 70’li yıllarda denemiş ancak başarılı olamamıştır. İç tasarruflar ve dışarıdan sağlanacak finans kaynakları reel sektörlere aktarılmalı ve verimlilik arttırılmalıdır. Güven unsuru sağlanmadıkça, verilen krediler ve teşviklerin yararları çok sınırlı kalacaktır.

Değişmekte olan yeni koşullara hazırlanmak için zaman daralmaktadır.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test