Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Önce büyük sanatçı Ruşen, sonra filozof Oruç!..

12.6.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

 

Devlet Sanatçısı, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ve Londra Filarmoni Orkestrası’nda uzun yıllar viyolacı, İzmir Yaşar Üniversitesi’nde de “hoca” olarak görev yapan, Ankara’da gençlik” arkadaşım ve “mahalle futbol takımında” takımdaşım arkadaşım olan Ruşen Güneş’i kaybettik. O Avrupa’nın “en ünlü” Viyola virtüözlerinden biriydi. 1950’li yılların ikinci yarısında da “aynı mahallede oturuyorduk”, kaptanlığını yaptığım mahalle futbol takımının en iyi futbolcusu idi. Tekniği müthişti, beraber oynamaya, onu seyretmeye doyamazdım.  Tabii, “viyola sololarını” dinlemeye de!..

80 yaşında aramızdan ebediyen ayrıldı. Sevgili kardeşim Hıncal’ın yazısı olmasa duymayacaktım. “Klasik Batı Müziği’nin Türk bestecilerinin dünyaya tanıtılmasında çok büyük katkısı olmuştu.

Daha onun acısı geçmeden, bu defa…

Eşimle beraber trenle Ankara’ya gidiyorduk. Akşam yemeği için yemek vagonuna gittik. Garsondan yemek listesini istedim, getirdi ve inceledik, sonra da “seçtiğimiz” yemekler ısmarlamak istedim.

Varan bir; “Şunu yemek istiyoruz; “Efendim, o yemek yok.”

Varan iki; “Öyleyse şunu getir”; “Efendim o da yok!..”

Varan üç; Sesimi birazcık yükselterek, “Peki şu var mı?”; “Var ama, şu anda ızgara dolu, onu yapamayız!..”

Varan dört; Sesimi biraz yükselterek “Yahu, bu listeye olmayan ve ızgara dolu olduğu için yapılamayacak yemekleri neden koyuyorsunuz, bize pösteki mi saydırmak istiyorsunuz!..”

Sertçe, el cevap; “Bakın ben Karadenizliyim, bunu gel dışarıya da orda konuşalım!..”

Baktım, “iri yarı” bir delikanlı… Buna rağmen ben de masadan kalkıyordum ki, araya “kısa boylu, topluca” bir kişi girdi; “Öcal Abi, ben Oruç, kusura bakma kulak misafiri oldum. Bu genç adama uyma” dedi. Sonra garsona döndü, “hakimiyet ifade eden” bir sesle; “Bu sözlerini duymuş olmayalım, dön işine” dedi… Garson döndü ve gitti.

Oruç’a, “hem hasretle”, hem de “beni muhtemel bir dayaktan kurtardığı" için sarıldım. Oturdu yanımıza, bir saat sohbet ettik. Bu onu son görüşüm oldu.

O, yazar, şair, düşünür ve filozof Oruç Aruoba idi. Bizim gençliğimizde o çocuktu. Bir büyük ağabeyi “ünlü rallici” İskender Aruoba idi. Dünya’nın en büyük ralli yarışmalarına girer dereceler alırdı. En büyük ağabeyleri Çelik de, benden küçük, Hıncal’ın yaşıtı idi. Rüzgarlı Sokak’ta aynı gazetelerde yıllarca beraber çalıştık, O akademisyenliği seçti, Profesör oldu. Can kardeşimiz, Operamızın o zaman temel direklerinden olan ve çok genç yaşta aramızdan ayrılan Gül Oya ile evlendi. Yıllarda “aynı aileden gibi” birlikte yaşadık.

Anneleri Muazzez Teyze, ünlü kadın romancılarından, babaları Fahir Amca da babamızın en yakın dostlarındandı.

 

Ruşen’den hemen sonra Oruç’u da kaybettik. Mekanları cennet olmuştur, nurlar içinde yatıyorlardır. İkisine de Allah rahmet eylesin!..

 

İzmir’de bir büyük sanat hamlesi!..

Kutluyorum, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’i, “sanatı seven”, İzmir’de oturan bir TC vatandaşı olarak.

İzmir’de tiyatro var” sloganıyla başlattığı “Sofita İzmir” projesi sayesinde, İzmirli tiyatro topluluklarının sahnelenen skeç, tirat, monolog ve söyleşileri, “izbbkultursanat Youtube ve sosyal medya hesaplarından” yayınlanacak.

Yazar ve yönetmen Kamer Yıldız Ok’a “Sofita İzmir, kentteki tiyatro sanatçıları için üst çatı gibi olacak” dedirten projenin, İzmir kentinin bir sanat merkezi olmasında önemli bir rol oynayacağı da muhakkak.

Ok, bakın bu adımı nasıl anlatıyor; “Tiyatro toplulukları olarak bizler İzmir’de birbirimizden haberdar değiliz. Halbuki olmalı ve sürdürmeliyiz. Bu proje bunu sağlayacak ve tiyatrolarımızın tanıtımı için yeni bir yol açacak. Bu proje bizleri ulaşamayacağımız başka kitlelere ulaştırıyor. Bugüne kadar dışarı açılamadığımız, acı bir gerçek. Devlet özel tiyatrolara destek vermiyor. Sokağa çıkma yasakları bizleri ve arkadaşlarımızı çok kötü etkiledi. Bir arada kalmak için çabalıyoruz. Provasızlık, işsizlik, sigortasızlık sürdüğü sürece, kopma noktasına gelebiliriz. Sofita İzmir bize nefes aldıracak.”

 

İnternet’ten “esen” rüzgarlar!..

Sayın Milli Eğitim Bakanı…

Aşağıdaki tablo…

Doğru mu?..

Doğruysa…

“Yasaklayın” bari, bu “bilgi ve genel kültür” yarışmalarına öğretmenlerin katılmasını ve sordurmayın ana babalara; “Çocuklarımız kimlerin elinde?” diye…

 

Okuyucunun Soruları…

Dimyat’a pirince gidenler ne yaptı ve evdeki bulgurcular ne oldu?

Bir okuyucumun mailinden; Çok yanlış yapmadılar mı; “Coronavirüs, yüzde 90 65 yaş üstündekileri öldürüyor, gençlerde ölüm oranı hiç diyecek kadar az. Biraz ağırca grip gibi geçiriyorlar” diye işe başlamakla? “65 ve 65 yaş üstünü, 18 yaş altı ile beraber evde tutarken, 18 – 65 yaş arasına “Sokağa çıkabilirsiniz” demenin ne kadar yanlış olduğu ortaya çıkmadı mı; İşte her tarafta kalabalık yığınları, ne maske var, ne mesafe, insanlar piknik alanlarını, çarşıları, pazarları, plajları dolduruyorlar; “Nasıl olsa bize bir şey olmaz” diyerek. Asıl “tedbirlere riayet eden, maske takan, mesafe koyan 65 ve üstüler” evlerde otururken. Bu nasıl iş?”

CEVABIMDIR; Pandemilerde “yasak kararları alınırken” mikrobiyologlar, enfeksiyoncular, halk sağlığı uzmanları hatırlanırken, “ruh bilimcilerinin, psikologların, psikiyatristlerin unutulmasının” ve nihayet “en sonunda hatırlanmalarının” ne büyük hata olduğunu ortaya koydu, “bu kaos tabloları!..”

İnşallah “ikinci bir dalgaya sebep olmaz” bu “tedbirleri kökünden çöpe atan” bu kargaşa tabloları!..

Evdeki 65 yaş üstü bulgurcuları  ise hiç sormayın; iyi ki yasak kalktı yoksa eğer yaşasaydı çoğumuz Mazhar Osman Hoca’lık olacaktık!..

Not: Mazhar Osman Hoca’yı bilmeyenler, tanımayanlar, internette tıklasınlar!..

 

Sözün Özü

Bu hafta “Sözün Özü” Albert Einstein’den:

“İki şey sonsuzdur; Evren ve insanın budalalığı. Ama ben, Evren hakkında kuşkuluyum.”

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Yazarlar
Yazarlar
Website Security Test