Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Medeniyet dediğin

12.6.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Pandemi mücadelesinde iyileşme sinyalleri başlarken, son haftalarda Birleşik Krallık yeni bir hastalıklı durumla karşı karşıya. Bu hastalıklı durum, özellikle “medeni” bilinen ülkelerde göründüğünde etkisi de tepkisi de “aşırı” oluyor. Hastalığın çıkış noktası ise Amerika Birleşik Devletleri, ataları da maalesef İngiliz.

Dünyanın her yerinde görülebilecek bu hastalık, özellikle “medeni” olarak bilinen ülkelerde ortaya çıktığı zaman daha yıkıcı ve yok edici oluyor. Zaman zaman, medeni bilinen ülkelerin liderlerinin etkin mücadele yöntemleriyle kontrol altına alınabilen bu hastalık, lider değişince yeniden hortluyor. Irklara göre insan seçen bu hastalığın adı “ırkçılık”.

Amerika Birleşik Devletlerinde bu hastalığın pençesindeki bir polis memuru tarafından öldürülen George Floyd’un ardından, protestolar ülkeye yayılırken, kıvılcımlar okyanus ötesindeki Birleşik Krallık’a da sıçradı. Star Wars filminin İngiliz aktörlerinden John Boyega gibi bazı ünlülerin de destek verdiği “ırkçılık karşıtı” gösteriler, ülkenin diğer şehirlerinde özellikle Midlands Bölgesinde de yaşandı. Gösteriler, örgütlü hareketler tarafından organize edildikçe de katılan kitleler büyüdükçe büyüdü. Protesto gösterilerinin  “elçilik önüne çelenk bırakma” eylemi çerçevesinde kalacağını sananlar yanıldılar çünkü üzerinden günler geçmesine rağmen eylemler artarak ve çoğalarak devam ediyor. Eylemlerin “örgütlenmesini” sağlayan “Black Partner Movement” hareketi adına konuşan siyahi bir genç, 2011, 2014, 2015 ve 2017’de polisle siyahi şüpheliler arasında yaşanan olayların da ırkçılık olduğunu ve bu olayları yeniden kamuoyunun gündemine taşıyarak toplumsal farkındalık yaratmak istediklerini söylüyor ve ekliyor; “biz çocukluğumuzdan beri ırkçı muamelelere maruz kalıyoruz, mesela okulda beyaz kız öğrencilerin saçlarını boyamasına ses çıkarılmazken siyahi öğrencilere yasak konulurdu, bu bile bir ırkçılıktır” diyerek konunun çapını genişletmeye çalışıyor.

Başta polis teşkilatı olmak üzere herkes eylemlerin bu kadar uzun sürmesinden dolayı şaşkın çünkü Birleşik Krallık’ta polisin “ırkçı” davranış sergilediği herhangi bir olay yok. Son derece barışcıl nedenlerle başlayan eylemler, siyasilerden de destek aldı, hatta George Floyd’un cenaze töreninin yapıldığı sırada  Birleşik Krallık parlamentosundaki milletvekilleri, Başbakan dahil  bir dakikalık saygı duruşunda bile bulundular. Buraya kadar hiç bir sorun yok gibi görünen durum aslında o kadar masumane bir içeriğe sahip değil. Neden mi?  Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşanan “insanlık dışı” olay referans alınarak, Birleşik Krallık tarihindeki eski defterler yeniden açılmaya çalışılıyor da ondan. Eylemleri örgütleyen gruplar, Birleşik Krallık tarihinde, ticari ünvanını “köle ticareti” yaparak kazanan ancak bütün miraslarını yaşadıkları şehirlere bırakıp, toplumun kalkınmasını, şehirlerin gelişmesini sağlayan iş adamlarının adeta tarih sayfalarından silinmesini, şehir meydanlarındaki heykellerinin kaldırılmasını istiyorlar da ondan. Bu amaç nedeniyle, öyle bir motivasyonla eylemlere dalıyorlar ki şehirlerin sokakları, meydanları harap edildiği gibi, kendilerine hiçbir şey yapmadan öylece duran polise sataşıyorlar. Eylemcilerden aldıkları darbelerle yüzü gözü kan içinde kalan polisler ise olan bitene müdahale etmiyor. Bristol’daki Edward Colston heykelini yerinden söküp, denizin dibine atan kitleye bile müdahale etmeyen Birleşik Krallık polis teşkilatı “mecbur kalmadıkça ve hayati tehlike olmadıkça kendi halkına el kaldırmamak” gibi bir prensibe sahip çünkü. Bir başka deyişle, olgun, vakur ve ağırbaşlı tavrını asla bozmayan bir teşkilat. Ancak bu görüntüleri izlerken, ülkemizde yaşanan ve yaşanmış olayları düşünmeden de duramıyorsunuz. Gerçekten hem Parlamentodaki saygı duruşunu, hem polisin müdahale etmeme prensibini ve hem de göstericilerin öfkesini anlamakta zorlanıyorum. Hele hele İngiliz hükümetinin, dünyada başka hiçbir ülkede görülmeyecek şekilde, Covid-19 döneminde halkın uğrayabileceği maddi zararları önlemek adına açtığı koruma şemsiyesinin rekor meblağlara yükseldiğini görürken ve bilirken, bu devlete bu yapılmaz diyorum. Gösterilerdeki beyazlara “bu gösteride bulunma nedenin nedir” diye soran BBC muhabirinin aldığı; “bir beyaz olarak, siyahi arkadaşlarımın protestolarının dışında durmadığımı göstermek için buradayım” cevabını “Covid olursam olayım, önemli olan arkadaşlarımı desteklemek ve dışlanmamak” şeklinde algılıyorum ve ardından televizyon ekranlarında siyahilerin gösterilerde açtığı pankartlarda “sessiz kalan beyazlar, sessizliğiniz de ırkçılıktır.” diye yazdıklarını görünce işin şekli biraz daha değişmeye başlıyor. Mağdur olan siyahiler değil beyazlar olmaya başlıyor sanki. 

Yaptıklarının “haklarını savunmak” olduğunu söyleyen eylemcileri dinlerken, içimden,  “kendilerinin sahip olmadığı ama beyazların sahip olduğu haklar diye bir şey söz konusu değil çünkü herkes eşit haklara sahip” diye geçiriyorum. Birleşik Krallık’ta bunlar yaşanırken aklınıza ister istemez ülkemizdeki Türk-Kürt konusu geliyor. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesin eşit hak ve özgürlüklere sahip olduğunu biliyoruz, bunun tersini kimse söyleyemez ama “bir kısım” Kürtler bunca yıldır bunun tam tersini savunuyor ve binlerce insanın hayatına mal oluyorlar. Türkiye’de yıllarca içimiz kan ağlayarak izlediğimiz görüntülerde “maşa” olanlar şimdi İngiltere’de kimlik değiştirerek sahne almışlar sanki. Sahne farklı, roller aynı görünüyor gözüme.

George Floyd olayı Amerika Birleşik Devletlerinde yaşandı ve bu konuda Amerikan polisi “sabıkalı” bir teşkilat. Bir değil onlarca buna benzer olay yaşanıyor Amerika’da. Ancak Birleşik Krallık öyle değil. Bana göre insan hakları konusunda “aşırı özgürlük” kuralının en çok olduğu ülkelerin başında Birleşik Krallık geliyor.

Covid-19 sürecinde Trump’ın, halkının işsiz, aşsız kalması karşısında destek vermeyişi, salgını yok sayması, “dezenfektan içelim, geçsin” şeklindeki deli saçması açıklamaları aşırı kızgınlık uyandırarak halkın sokaklara dökülmesine neden olmuş olabilir ancak Birleşik Krallık yönetimi için böyle birşey söyleyemeyiz. Hele pandemi döneminin iyileşme sinyalleri vermeye başladığı şu günlerde bunu hiç söyleyemeyiz. Neden mi? Çünkü 2020 yılının 8 ayını maaşlı çalışanların 8,5 milyonunun maaşlarının %80’ini ödeyen ve küçük işletmelere  “bakan” devlete ve bu  “bakımın” maliyetinin kasım ayına gelindiğinde 300 milyar poundu geçeceğini söyleyen Hazinenin başındaki Rishi Sunak’a ayıp etmiş oluruz.

Dünya üzerinde hiçbir ülkenin Birleşik Krallık gibi, halkının “maddi” zarara uğramaması için bu kadar çırpındığını görmedik. Hatta “nüfusu” oldukça az ama ekonomisi oldukça kuvvetli ülkelerin, işyerlerini, hava trafiğini, okulları, alışveriş merkezlerini bile kapatmayı “göze alamadıklarını” gördük, örneğin İsveç. Bazılarının da “tamam hadi, geçti gitti bitti” diyip apar topar kilitleri kaldırdıklarını gördük, Danimarka gibi.

Tansiyon ve gerginlik artarken,  kontrolden çıkan ve polisin adeta gözünü çıkaran, eski defterleri karıştırıp yeni bir öfke dalgası yaratmaya çalışan,  şehir meydanlarını yıkan, otobanlarda trafiği kilitleyenlerin,  “kantarın topuzunu kaçırdığını” görüyor ve Covid-19’un ikinci dalgası tetiklenmesin diye dua ediyorum.

Birmingham’dan  sevgiler...

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Yazarlar

Gazeteci Levent Gültekin, Halk TV ekranlarında sosyal medyada gündem olan sözler söyledi. Gültekin, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yakınındaki kaynaklara dayandırdığı iddias...

Günlük Burç Yorumları Aşk 7 Temmuz 2020 Salı. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları Aşk 6 Temmuz 2020 Pazartesi. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Yazarlar
Website Security Test