Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Kuşaklar arasındaki uçurum genişliyor

22.5.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

BENCE MUTLULUĞUN EN ÖNEMLİ SIRRI, HAYATI BASİTLEŞTİRMEKTİR. Yazarımız Mehmet Öğütçü ile son kitabı ''Aykırı Beyinler, Acayip İlişkiler'' üzerine sohbet ettik. Öğütçü, yeni kitabında kafamızı meşgul eden onlarca soruya yanıt arıyor, kişisel deneyimleri ışığında telkinlerde bulunuyor. Öğütçü, yeni kitap projeleri hakkında da bilgi verdi.



Nereden aklınıza geldi böyle bir kitap yazmak?

Hep dış politika, enerji, Çin, gelecek öngörüleri, yatırımlar gibi ciddi konulara eğildim kitaplarımda. Oysa hepsinin başrol aktörü biziz. Değişen dünyada, değişen ülkemizde yeni koşullara yeni çözümler üretirken nasıl davrandığımız, kafa yapımızın nasıl yeniden şekillenmesi gerektiği, ilişkileri nasıl yönettiğimiz çok önemli ama bunlar genellikle öksüz kalan konular.

Yepyeni bir zihniyet gelişiyor içinde yaşadığımız çağda.

Başarı, mutluluk, erkeğin kadından, kadının erkekten beklentileri, yalnızlık korkusu, geleceğin diplomatı, ölecek meslekler, basit yaşam sırları, doğayla barışma, çocuk yetiştirme, yeni kuşak ile iletişim, Çin ile müzakere, hobilerin önemi, işe girme, işten atma taktikleri, aykırılık, yaratıcılık, keyifli yaşam tüyoları… Epey sohbet konusu çıktı.

Bildiklerimizi, gördüklerimizi, hissettiklerimizi intikal ettirebilmeliyiz. 7.8 milyar insan var bu gezegende. Herkesin hayatına dokunamayız, ama okyanusta damla kadar da olsa etki yaratabilsek hiç az bir şey değil bence.

Doğrusunu isterseniz, stratejik rezervlere sıkışıp kalmış düşüncelerin fırlayıp parmaklarımın ucundan ekrana dökülmesi pek zor olmadı.

Sabahın ilk ışıkları çıkana kadar çalıştığım zamanlar oldu, iş için nerede isem. Büyükada’da, Çeşme’de, Londra’da, Marakeş’te, Pekin’de. Umarım mahçup olmam bu ilk denemede.

 

- Başarı ve mutluluk şifreleri, çözülecek sırlar var mı gerçekten?

Dürüst olmam gerekirse, bize sırları, kuralları, şifreleri sunan kitaplardan pek haz etmem. Şöyle bir göz atar sonra raflardaki yerine bırakırım.

Dünyanın en başarılı işadamları, sanatçıları, sporcuları, mucitleri ile konuşun, bu tür kitaplardan haberleri bile yoktur, çünkü kendi hikayelerini kendileri yazarlar.

Bence mutluluğun en önemli sırrı, hayatı basitleştirmek. İşlerimiz, duygularımız, aile hayatımız son derece karmaşık.

Şunun şurası, başlangıcı belli, sonu da üç aşağı beş yukarı tahmin edilebilen bir hayatımız var. Şimdi yaşadığımız, ileride de tekrar karşımıza çıkabilecek türden krizler ile bu yaşamın nasıl felç olduğunu gördük. Umarım akıllandık biraz, beklentilerimizi düşürdük. İncir çekirdeğini doldurmayacak dertleri abartmamayı öğrendik.

Onun için hayattan ne istiyoruz, ne bekliyoruzu iyi tanımlamamız, ona göre daha basit, abartısız ve ayağı yere basan şekilde yaşamamız gerekiyor bence.

Farklı mecraları izleyerek ulaşmak istediğimiz iki şey var: mutluluk nirvanası ve sağlık. Bu ikisi dışında yaptığımız, istediğimiz her şey tali bence. Yapacaklarımızı, en iyi nasıl mutlu olabileceğimiz, sağlıklı yaşayabileceğimiz amacı etrafında düzenleyebilirsek zaten başka bir şeye gerek kalmıyor.

Ama bunun tatbiki söylendiği kadar kolay değil, herkesin hedeflere erişme yolu farklı.

 

- Sizin ki nasıl peki?

Başarının anahtarı, kişiden kişiye değişse de bazı - benim de uygulamaya çalıştığım - prensipler var tabii ki.

İşinizi, hayatınızı, ilişkilerinizi karmaşık yapılardan, egolardan arındırmak ilk adım. Soyunup aynanın karşısına geçin ve kendinizi olduğunuz gibi çıplak görmeyi sık sık deneyin.

Kendinizle çevrenizle barışık ve dürüst olun. Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.

Güveni sarstığınız zaman tekrar inşası inanın çok zor. Hiç bir kazanç buna değmez.

Çalışkanlık, hemen bir sonuç doğurmasa da, zamanla sizi donatıyor, genlerinize siniyor, dönüp dolaşıyor ve “başarı”nıza katkı sağlıyor.

Sabırlı olmak, sonuç odaklı olmak da çok önemli. Boşa kürek sallamayın. Onun için hemen hayal kırıklığına uğramayın istediğiniz şeyler olmazsa, biraz sabredin, demlenin.

Unutmayın ki bazı şeyler zaman alıyor, sizin dışınızdaki etmenler de var.

 

Başka? 

Sadece işinize odaklanmamak, disiplinlerarası dağarcığınızı zenginleştirmek, tek boyutlu bir insan olmamak.

En iyi bildiğiniz konular dışında hobiler geliştirin.

Ne kadar parlarsanız parlayın tevazuyu sakin elden bırakmayın. Ne oldum delisi olmayın en tepede iken bile. Hiçbir şey uzun sürmüyor. Şan şöhret, servet gelip geçebilir ama tevazu, bilgece yaşam, geride bıraktığınız iz hep daim olacaktır.

Tevazu gösterin derken tabii ki başarınıza sahip çıkmayın, başkalarının onun üzerine oturmasına izin verin demiyorum.

Kadınlara, çocuklara, gençlere özel önem ve değer verin, el üstünde tutun onları.

Seyahat edin edebildiğinizce. Unutmayın hepimizin yaşamı bir seyahat aslında. Mektup yazın el yazınızla, fotoğraf çekin, film yapın amatörce.

Son olarak da, her şeyden önce, iyi insan olun. Dünyanın en iyi uzmanı, otoritesi olsanız bile iyiliği ve iyi ilişkileri hayatınızın en önemli vasıflarından birisi haline getirmediyseniz işiniz zor.

Çocukluğumdan beri kendime şunu telkin ettim: “Sıradan bir insan olma”. Doğup, büyüyüp, çalışıp, emekli olup, hayatın güzelliklerini keşfetmeden “öbür dünya”ya göçen bir insan olmamak lazım.

 

- Sizin alışılmadık, ilginç bir hayat çizginiz var dışarıdan bakınca? 

Hepimizin hayatı ilginç aslında, doğru açıdan bakıp kendimizi ve yaşadıkları-mızı incelersek.

Ne kadar çok hatıra, dost, deneyim toplar, gezerseniz, çizgi dışı düşünceler geliştirirseniz aslında kendinizi o kadar zenginleştiriyorsunuz.

Babamın atölyesinde demirci çıraklığı yaptım, Turgut Özal’ın en genç danışmanı oldum, Ankara, Pekin, Brüksel ve Paris’te iyi sayılabilecek bir diplomattım.  “Zenginler Kulübü” OECD’in üst düzey yöneticisi oldum.

Dünyanın çok uluslu şirketlerinin yönetim kurullarında üye ya da danışman olarak oturuyorum. Dünyanın bir köşesinde konuşmaya, ders vermeye, gezmeye ya da iş yapmaya gidiyorum. Kitap yazıyorum.

Daha ne olsun. Zengin çeşnili bir hayatım var. Her bir mücadele bir sonraki aşamaya taşıdı beni.

İş ile keyfi evlendirmeyi de becerdiğimi düşünüyorum. Uzaktan zeytin yetiştiriyorum, taş evler inşa ediyorum. Sokak köpeklerini annem ve kız kardeşim ile toplayıp ailemize kattık.

Tüm bunlar farklı, silinmeyecek izler bırakıyor insanda. Geriye dönüp baktığımda mutluyum, kendimden de memnunum, sevabımla günahlarımla.

 

- Aykırı beyin, garip ilişkiler vurgusunu çok yapıyorsunuz kitapta, neden? 

Dünyanın her yerinde çalıştım. Şunu gördüm ki, akıllı toplumlar, yaratıcı, aykırı, çizgi dışı beyinleri el üstünde tutuyorlar. Geleceği şekillendirmede, teknoloji geliştirmede, stratejik beyin fırtınalarında, markalaşmada onların belirleyici bir rolü var.

Korkak, ürkek, eğitimsiz toplumlar, liderler pek sevmezler aykırı, acayip gördüğü beyinleri, ilişkileri.

Onların kendilerine benzemeyen, özgüveni yüksek davranışlarından, düşünce tarzlarından rahatsız olurlar. Kendilerine tehdit ve risk olarak görürler. Mümkünse kısıtlar, sindirir, hatta hapse atar onları.

Hızlı tüketim alışkanlığı da ilişkileri, yaratıcı zekayı tüketiyor. Olağanın, sıradanlığın, yeknesaklığın hükümranlığına yol açıyor.

Şayet “Şampiyonlar Ligi”nde oynamak istiyorsak o aykırı beyinlere çok ihtiyacımız var. Onları özenle korumalı, önlerini açmalıyız.

Aynı şekilde saksıda yetişmediklerine göre genç liderlere de fırsat vermeli, yanımızda pişirmeli, olgunlaştırmalı, zamanı gelince zirveleri onlara terk edebilmeliyiz.

 

- Kadın-erkek ilişkilerine, yani “mayın tarlası”na girmekten çekinmediniz mi? 

Asırlardır yaşanmış onca deneyime, bilgiye, içgüdüye rağmen hala ateşi de tekerleği de yeniden keşfediyoruz ilişkilerimizde, aynı hataları yapıyoruz.

Onlara ne kadar acı versek, yeterince hassas davranamasak da kadınlar biz olmadan yapamazlar. En katı feministler bile bu gerçeği kabul ediyor. Doğanın bir harikası bu birliktelik. Tam tersi de doğru; biz de kadınlar olmadan yapamayız.

Onlar bizden daha zeki, disiplinli, öngörülü ve duygusal. İleri hamleler yapabilen satranç oyuncusu onlar.

Kıyaslama yapmak gerekirse biz tavla atıyoruz. Gerçek patron hep kadınlar.

Birbirimizi yeterince anlayamadığımız, tanıyamadığımız, ilişkiye özen gösteremediğimiz için kadın-erkek arasında tarih boyunca ne gerilimler, kavgalar, kıskançlıklar, nefretler, aşklar da yaşanmış.

İlişkideki inceliği öğrenemeden göçüp gidiyoruz çoğumuz bu dünyadan hep kendimizi haklı, öbür tarafı haksız görerek.

Onun için kadınların şifrelerini gerçek anlamda çözebilen erkek sayısı azım-sanmayacak kadar az. “Onlar Venüs’den, biz Mars’dan” klişesi hala geçerli.

 

- Kadınlar üzerine yazabilmek için deneyim havuzunuz da geniş olması lazım? 

Hayatıma eş, arkadaş, sevgili, meslektaş, akraba olarak çok kadın girdi. Hem Türk, hem de dünyanın dört bir köşesinden yabancı kadın. İlişkilerimde başarılarım, başarısızlıklarım, “keşke öyle değil de şöyle yapsaydım” dediklerim de oldu.

Bu deneyimlerden birazcık öğrendiysem, tanıyabildiysem, kadınların çoğu öyle büyük beklentiler içinde değil.

Bana sorarsanız en çok şefkat, ilgi, güven, saygı, konum ve dürüstlük istiyorlar karşısındakinden. Elbette yaşadığı yer, varlık durumu, işi, eğitim düzeyi farklılık yaratabiliyor.

Bizim duygusal yönümüz, empati yeteneğimiz onlar kadar güçlü değil. Belki cinsel dürtülerimiz daha fazla öne çıkıyor.

Zamanla öğrendim galiba, kadınları değil de beklentileri, onlar ile ilişkileri yönetmeyi.

 

- Kuşaklar arası uçurumun büyüdüğünü söylüyorsunuz? 

Doğru, çocuklarımızı, gençlerimizi kendimize benzetmeye çalışıyoruz. Kendi yapamadıklarımızı yapsınlar istiyoruz. Hatta, “ben senin yaşında iken…” diye başlayan yaşadığınız mağduriyetleri, sıkıntılara anlatan hikayelere boğuyorsunuz.

İyi ya da kötü gibi bir değer yargısında bulunmak istemiyorum, ama bu yaklaşımın çok yanlış olduğunu düşünüyorum.

Onlar farklı bir çağda doğdular, farklı koşullarda yetişiyorlar. Hayata, maddiyata, ilişkilere bakışları çok farklı. Yeni kuşak, bazı tabuları yıktı, ilişkileri daha dürüst ve rahat.

Kadın-erkek ilişkileri ve evlilik kurumu üzerine bizi epey muhafazakar bırakacak bir düşünce dalgası üzerinde sörf yapıyorlar.

Yalnızlık korkusu büyüyor, dünyamızda sayıları giderek artan o kadar çok yalnız insan var ki. Sanal dünya, onları gerçeklerden kopartıyor, yapay mutluluklar, yapay başarılar, yapay ilişkiler yükseliyor.

Öze, doğallığa, insan insana ilişkiye dönmemiz gerekiyor.

Biz bunun bir ölçüde farkındayız, elimizden geleni yapıyoruz ama bambaşka kalıplarda düşünen yeni kuşak için bu oldukça zor.

Aramızdaki uçurumun giderek açılmasına izin vermemeliyiz, ama burada asıl çaba bizden, yani “kıdemli” nesillerden gelmek zorunda. Yoksa yalnız kalan biz olacağız.

Gençlere yılların imbiğinden süzülmüş tavsiyelerim var kitapta.

 

- Somutlaşan başka yeni kitap projeleri var mı? 

“Evde kal”ın en büyük yararı hiç ummadığım bir zamanda yazmaya bu kadar fırsat bulmuş olmam. Önümüzdeki bir yılın projeleri kafamda hazır. Bundan sonraki kitabım “Yeni Soğuk Dünya Düzensizliği” üzerine. Bitti sayılır. Hemen ardından gezilerimi harmanladığım “Yaşam, Bir Seyahattir” geliyor. O da hazır. “Diplomatik Hikayeler”i sevgili dostum Büyükelçi Uğur Ergün ile yazmaya başladık bile.

Ama en çok yazmayı istediğim kafamda kurgusu, karakterleri hazır olan casus romanı. İçinde enerji, şu ve gıda savaşçıları, İslamcılar, Çinliler, aşk tutkusu, felaketler, yüksek akıllar, MOSSAD, MİT, CIA, Mİ5 ve FSB gibi istihbarat servisleri var.

Hayal ürünü olarak yazıyorum ama tıpkı Tom Clancy romanlarını andıracak şekilde, gerçeklik payını oldukça yüksek tuttuğum bir roman. Hatta Netflix’e film olacak bir senaryo çalışmasına da dönüştürülebilir sonradan.

Cem Sultan’ın Avrupa’daki yaşamına ilişkin epey hikaye topladım, Vatikan kütüphanesi dahil yaşadığı, geride iz bıraktığı yerleri gezdim. Bilmiyorum bunu ne zaman yazarım.

Ama biliyorum ki, yepyeni bir yayıncılık anlayışı olan Destek Kitapları sahibi Yelda Cumalioğlu, çok akıllı bir strateji ile kendisine gelen kitabı değil sipariş verdiği kitabı yayımlıyor. Başarısının da sırrı burada.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test