Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Karantina Adası değerli varlığımızdır, aman dikkat!

22.5.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Evlerimize kapanarak geçirdiğimiz coronavirüslü günlerde, karantina konusu insanları daha fazla meşgul ediyor. Hele dünyada ayakta kalan 3 karantina merkezinden birisinin kentimizin en güzel yerleşimlerinden birisi olan Urla’da bulunması, konuyu bizler için daha çekici kılıyor. ( Diğerleri, ABD – New York’taki Elisa adasında ve Hırvatistan’nın Dubrovnik kentinde bulunuyor) Bu nedenle, ‘Karantina Adası'nda Restorasyon Başlıyor’ haberini okuyunca heyecanlandım, dikkat kesildim.

Buna göre, ‘Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü’, 155 yıl önce salgın hastalıklarla mücadele merkezine dönüştürülmüş birinci derece arkeolojik sit alanı olan 320 dönüm büyüklüğündeki Karantina Adası'nda 16 yapının restorasyon işi için ihale açıyor. 16 Haziran tarihindeki inşaat ihalesinin projeleri 2 yıl önce yine ihale sonucu elde edilmişti. Bu çerçevede, ‘Büyük ve Küçük Tahaffuzhane Binaları gibi1. grup kültür varlığı olarak tescilli, gerisi 2. grup kültür varlığı olarak tescilli 16 yapının ‘rölöve, restitüsyon, restorasyon ve mühendislik projeleri’ elde edilmişti. Bu projelerin uygulama aşamasına gelindi anlaşılan.

Aman Dikkat

Restorasyon ihalesi deyince ödüm kopuyor açıkçası. Gerek eski eser restorasyonlarında ihale yönetmeliklerindeki boşluklar, yetersizlikler gerekse bu işlerdeki adam kayırmacılık, liyakatten çok yandaşlığın tercih edilmesi, çok feci, geri dönülemez, düzeltilmesi olanaksız sonuçlar doğuruyor.

İstanbul’da Bizans surları ile Diyarbakır surlarının onarılmasında insanın içini burkan hatalı uygulamalar ile Kars’ta Ani harabelerinde gözlediğim ilkel restorasyon örnekleri geliyor aklıma hemen. Ya Doğu Beyazıt’taki İshak Paşa Sarayı ya da Adıyaman’da Nemrut dağı yolundaki yaklaşık 2 bin yıllık Cendere köprüsünün başına gelenler? Örnekleri çoğaltmak mümkün.

Bu nedenle, uygulamayı denetleyecek makam, hiçbir komplekse kapılmadan, İzmir’deki Üniversitelerin ilgili bölümlerinde bulunan yetkin isimlerden destek almalıdır. Çünkü buranın önemi yalnızca Karantina Adası olmasından ileri gelmiyor. Ege’deki 12 İyon kentinden birisine, Klazomenai’ye ev sahipliği yapmış olan bu Ada’da çok daha derinlikli bir tarih yatıyor. 

Zamanımızdan 4 bin yıl öncesinde burada gelişkin bir uygarlık kurdu Urlalı Atalarımız. Tarihin bilinen en büyük zeytinyağı işliği burada bulundu. Müzelerde sergilenen pişmiş topraktan yapılmış lahitler de buradaki uygarlığın ürünleridir. Maddeci görüşleriyle zamanının kültürüne damgasını vurmuş olan ünlü filozof Anaksagoras da Urla doğumludur. Aynı yörede bulunan Limantepe ile birlikte Klazomenai uygarlığını günümüze taşıyan değerli bilim insanları Prof. Dr. Ekrem Akurgal, Prof. Dr. Güven Bakır, Prof. Dr. Hayat Erkanal ve onların izinden gidenlere şükran borçluyuz.

Bugün restorasyon yapılacağı belirtilen Ada’da bu kadim uygarlığın izleri de barınıyor. Pers saldırısı sonrası Adaya yerleşen Klazomen’ler, burada tiyatro, tapınak, demir ocakları kurdu. Roma dönemine ait villaların temellerine de rastlanıyor. Gazeteci dostumuz Gürol Tulunay da, Ada’dan karaya uzandığı söylenen bir mağara yoluna girdiklerini söylüyor bir yazısında.

Yıllar öncesi Ada’nın kuzey ucunda bulunduğu bilinen antik tiyatronun izini bulabilmek, orada çelikten de olsa yeniden bir tiyatro inşa etmek konusunda Güven hocayla görüştüğümü anımsıyorum. Ayrıca, Persleri kovan Büyük İskender’in komutanlarının inşa ettikleri söylenen yola zarar vermeyecek, denizdeki akıntıyı kesmeyecek yeni bir yolun tasarımı konusunda Hayat hocayla fikir alış verişi yapmıştım. Umarım denizdeki akıntılara uygun bir bağlantı yolu, restorasyonla birlikte gündeme gelir.

Tahaffuzhane Binaları

Restorasyonu ihaleye çıkan Tahaffuzhane Binaları, İzmir’e dışarıdan gelen yolcuların sağlık denetimlerini gerçekleştirmek amacıyla 1865 yılında inşa ettirildi. Tasarım ve uygulamada Fransızların etkin olduğu biliniyor. ‘Tüm teçhizatlar ve diğer hizmet mekânları ile ‘tahaffuzhane binaları’ şimdi görenleri büyülüyor.

2008 sonbaharında dünyanın dört bir yanından 52 ressam ve heykeltıraş Ada’da 10 gün sanat eseri üretti. Sonra bunları ‘tahaffuzhane’de sergilediler. Çarpıcı bir hava yarattı sergi, yılların bu gizem dolu mekanında.

İhale evrakında vurgulandığı gibi “Karantina Adası, ölümcül hastalıkların (kolera, veba, tifo, tifüs, çiçek, sarıhumma ve lekeli humma gibi) Osmanlı topraklarına girişini önleyerek, Anadolu insanının sağlığını korumada önemli bir görev üstlenmiştir. 1950 yılına kadar işlevini sürdürmüştür. 1955 yılında Karantina Hastanesi yapılmıştır… 1986-2014 yılları arasında Urla Devlet Hastanesi olarak hizmet vermiştir.”

Böylesi değerli kültürel varlık üzerine titremek, burasını özel ellere bırakmadan kamu yararına kullanarak koruma konusunda titizlenmek hepimizin görevidir. Gözümüz üzerinizde olacak yetkililer, ona göre!

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 2 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Turan Keser

26.05.2020 - 16:49
Sayın,BASKANIM. Yazılarınızı ilgiyle okuyorum Titizliginize, araştırma yetinize hayranım.. ÇALIŞMALARINIZDA BAŞARILAR DİLİYORUM Sevgi ve saygılarımla. Turan Keser

Orhun Bengisu

26.05.2020 - 09:40
Eline, emeğine sağlık Muzaffer Abi’ciğim. Tüm yazıların gibi bu da ince ince işlenmiş; bir konuda görüş bildirirken, ayni zamanda (hatta daha çoğunda) okuyucuyu bilgilendiriyor. Karantina adasını çocukluğumda “ kemik hastanesi” olarak tanıdım ve hep gizemli bir yer olarak hayal ettim; meğer doğruymuş... Adanın bu denli tarih barındırıyor olması (mağaralar, dehlizler vs.) ve karantinada kalan göçmen ve seyyahların yaşadıkları bu gizemi haklı kılıyor. Umarım restorasyon bu gizemi bozmayacak şekilde yapılır.
Yazarlar
Website Security Test