Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

İzmir’e virüs nasıl bulaştı?

3.4.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

İşin şakası yok beyler.

Bakan açıkladı; İzmir İstanbul’dan sonra corona belasından en çok etkilenen kent oldu.

Ciddi risk altındayız.

Yaşıyoruz ama şimdilik.

Yarın ne olacağı belli değil.

Kaldı ki, vaka ve ölüm rakamlarını nüfusa orantıladığınızda İzmir bu belalı virüs salgınında birinci sırada.

Aslında bunu, İzmir’in çocuğu ve Yeni Asır’ın Türk basınına kazandırdığı Yılmaz Özdil, 10 gün önce söylemiş ve uyarmıştı.

Bir tek linç edilmediği kaldı.

Yandaş ve yalaka medya ile sosyal medya trollerinin saldırısına uğradı.

Ancak Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın Türkiye’deki corona virüsü vakalarını il il açıklamasının ardından Özdil’in İzmir hakkında söylediklerinin doğruluğu bizzat Bakan tarafından ispatlanmış oldu.

Şimdi birileri “Sen Yılmaz Özdil’in avukatı mısın?” diyecektir.

Bu avukatlıksa, evet avukatıyım.

Çünkü hepimiz, özellikle biz medya çalışanları “doğrudan” yana olmak zorundayız.

Kovulsak da, dışlansak da, tehdit edilsek de “doğruları” yazmalıyız.

Yılmaz da öyle yaptı.

Dün de; “Benim elimdeki rakamlar eminin onlarda da vardı, buna rağmen, sanki yalan söylemişim gibi, 10 gündür susarak yandaş medya cehennemine odun taşıdılar… Bu 10 gün içinde, İzmir’de hayatını kaybedenlerin sayısı üçe katlandı” ifadelerini kullandı.

 

İzmir’deki gerçek

CHP İzmir Milletvekili ve KİT Komisyonu Üyesi Av. Sevda Erdan Kılıç’a göre, ilk coronavirüs vakası İzmir’e Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na bağlı huzurevinden görüldü ve hızla yayıldı.

Bunu duymuştum. Ölümlü vakanın yaşandığı hastanede çalışan bir doktor arkadaşım anlatmıştı.

Ama anlattıklarıyla (belli ki O’nu da yanlış bilgilendirmişler) İzmir Milletvekili Kılıç’ın söyledikleri birbirinin tam zıttı!

Doktor arkadaşım; “Bakanlığın huzurevinde kalan 83 yaşındaki bir kişiyi, yurt dışından gelen bir yakını ziyaret etmiş. Daha sonra bu kişi yüksek ateş ve virüs bulgularıyla hastanemize getirildi. Test yapıldı ama sonuç alınmadan öldü. Testi pozitif çıkınca, huzurevi karantinaya alındı” diye anlattı.

 

Umre’den dönen çalışan mı?

Milletvekili Av. Sevda Erdan Kılıç’ın “soru önergesi”nde yer alan iddiası çok daha farklı:

Kılıç soruyor:

“İzmir'deki ilk vaka Umre heyetindeki bir huzurevi çalışanının karantina ve önlem alınmadan huzurevindeki işine devam etmesiyle mi gerçekleşti?

Eğer Umre heyetindeki huzurevi çalışanı tarafından virüs bulaştırıldıysa; kamuoyuna, ‘yurt dışından evladı gelen bir hastanın ailesini ziyaret’ olarak aktarılan bu olay kamuoyundan neden gizlendi?

Bu durumu kamuoyundan ve İzmirlilerden saklayarak, insanların hayatlarını tehlikeye atmış olmuyor musunuz?

Önümüzde Çin gibi bir örnek varken, şeffaf olunması gereken böyle hassas bir konuda yaşanan bu ilk vakayı saklarken neyi amaçladınız, vicdanınız hiç mi sızlamadı?

Umre’den gelen bu huzurevi çalışanını karantinaya alsaydınız, kimseyle görüştürmeseydiniz ve o da huzurevindeki vatandaşlara bu virüsü bulaştırmasaydı, bu hastalık bu kadar yayılmayacaktı.

Çünkü, orada kalan yaşlılar genelde 65 yaşın üzerinde olan ve bağışıklık sistemi diğer vatandaşlara göre zayıf olduğu için bu hastalığa daha kolay yakalanabilecek insanlar.

Yarın bir gün tarih önünde bunun hesabını vicdanınıza, çocuklarınıza, topluma nasıl vereceksiniz?”

Ya işte böyle dostlar.

Geçen hafta “Virüsü yayan Umreciler mi?” başlıklı yazım nedeniyle ben de tıpkı Yılmaz Özdil gibi sosyal medya üzerinden “küfürlü-tehditkar” mesajların muhatabı oldum.

Ne yapalım?

Alıştık artık.

Boşuna; “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” denmemiş.

Elbet bir gün kıymet bilecek bir 10. Köy buluruz.

 

8 Mayıs’a çok dikkat 

Corona belasının matematiği var diyorum ama kimseyi inandıramıyorum.

Haklısınız, corona bir virüs. Amansızca bulaşıyor.

Zengin-fakir-sanayici-işçi-emekli, profesör-cahil, dinlediği yok. Ayırım yapmıyor.

Ama çok hızlı..

Otomobil yarışlarına katılsa(!), dünya şampiyonluğunun tartışmasız lideri..

Virüs yayılma hızı matematiği dedik ya.

Prof. Dr. Sencer İmer ülkemizdeki pandemi matematiğini söyle özetliyor:

“Arkadaşlar” diyor; “Sağlık Bakanlığının sayılarına göre yaptığım hesaplara göre vaka sayımızın ülkemizdeki katlanma süreci şöyle olacak:

Sencer Hoca, 31 Mart’taki resmi istatistikleri baz almış.

 

8 Mayıs önemli

Türkiye’nin 25 bin vakaya ulaşma tarihi 3 Nisan ‘da. Bu vaka sayısı 21 Mart’ta İspanya’nın toplam sayısına ve 10-11 Mart civarı İtalya’nın vaka sayısına tekabül ediyor ki kritik bir sayı.

Toplam Türkiye’de herkese bulaşması ise bu hızla giderse, yeni önlemler alınmazsa 8 Mayıs tarihi olarak görünüyor ki bu durumu sağlık sistemimiz kaldırmaz.

Türkiye nüfusunun yarısına bulaşması ki bu zirve noktasını gösterir, 5 Mayıs olarak görünüyor. Bu o tarihte 41 milyonun yüzde 20 ‘sinin, yani 8 milyon kişinin hastanelere başvurması ve bunun yüzde 5’inin, yani 400 bin kişinin yoğun bakıma ihtiyaç duyması demek ki, 40 bin yoğun bakım imkanımızın 10 katı yoğunluk, yani 10 kişiden yalnızca 1 kişiye bakabilmek demektir.

 

Tam karantina şart

Tabi ki bu kabul edilemez.

O zaman yapılması gereken acilen tam karantina, tam izolasyon uygulayarak virüsün yayılma hızını acilen, hemen şimdi düşürmek gerekiyor.

Bu da sokağa çıkma yasağı, hayati ve stratejik olmayan bütün işletmelerin hemen kapatılması ve çalışamayanların hepsinin hesabına devletçe geçinebilecekleri kadar para yatırılması, küçük ve orta boy işletmelere destek verilmesi ve batmalarının önlenmesi için devletçe para desteği verilmesi demektir.

 

Binde 3’ümüz ölecek

Bu da bütçe imkanları sınırlı olduğu İçin para basarak veya dış borçlanarak sağlanabilir. Salgından sonra ekonomi kurtarılabilir.

Maalesef nüfusumuzun binde 3’ünü kaybedebiliriz.

Ülkeyi yönetenler tercih noktasına, yani yol ayırımına gelmiştir.

Ya ekonomik çarkın bugünkü gibi böyle devamı ama nüfusun yüzde 3’ünü feda etmeyi..

Ya da sokağa çıkma yasağı ile hepimizin ihtiyaçlarını karşılayarak hayatımızı kurtarmayı tercih edecekler.

 

Eczacıbaşı’ndan uyarı

Bülent Eczacıbaşı ve ailesi iş dünyasının “en ketum” insanlarıdır.

Öyle oto-çöpe maydanoz olup zırt-fırt konuşmaz, karışmazlar.

Nitekim bugüne kadar yaşanan onca olayda bir “tek” lafını duymamışsınızdır.

Birkaç gün önce, bir mesaj paylaştığını görünce çok şaşırdım.

Kamuyla paylaştığı “mesaj” yaşadığımız günlerin ne kadar ciddi olduğunun bir göstergesiydi adeta.

Mesaj Bülent Eczacıbaşı’na ABD’de yaşayan kayınbiraderinden gelmişti.

Madem o sakınca görmedi, paylaştı, ben de sizlerle paylaşmak istiyorum:

-Bülentcim; önümüzdeki 3-4 hafta çok kritik bir döneme giriyoruz. Biliyorsundur şu anda Türkiye’deki gerçek enfekte olan kişi sayısı yarım milyon insanı bulmuş olması lazım.

Yani önümüzdeki 20 gün içinde ölü sayısı 5 bini geçecektir. Daha kötüsü ICU sayısı yetersiz kalacak gibi.

Dışarısı ile ilişkinizi sıfıra indirin ne olur!!!

Evde çalışanları da ona göre ayarlayın. En aşağı iki ay evden çıkmayacak gibi hazırlanın.

Güvenlik tedbirleri de önem kazanıyor. Asayişi korumak da zor olacaktır. Tabii benim bilemediğim bir sebepten dolayı durum daha iyi olabilir ama...

Şu anda Türkiye ve bilhassa İstanbul felaketin eşiğinde gibi görünüyor. Çok öpüyorum. Sadık.

 

Coronavirüs: Şehir

efsaneleri ve gerçekler

Uzun süredir corona belasıyla ilgili gelişmeleri dış basından da takip ediyorum.

Zaten evde yapacak bir şey yok ya; verdim kendimi okuma ve araştırmalara.

Üç gün önce, Amerika Maryland Üniversitesi, Enfeksiyon Hastalıkları Şefi Dr. Faheem Younus’un twitleri dikkatimi çekti.

Çünkü ortalık “bilgi kirliliği”nden geçilmiyor.

Her ekrana çıkan sözde uzman(!) bir şeyler söylüyor.

Madem bu adamlar “uzman” ne işleri var sokakta?

Hastanelerde olmaları gerekmiyor mu?

Neyse Amerikalının paylaşımlarının bir bölümünü sizlerle Türkçe olarak paylaşacağım.

Çünkü önemli.

 

Hayatınızı zorlaştırmayın

Maryland Üniversitesi, Enfeksiyon Hastalıkları Şefi Dr. Faheem Younus özetle şu noktalara dikkat çekiyor ve virüsle ilgili pek çok “şehir efsanesi”e dönüşen söylemlerle insanlarda nasıl yanlış algı oluşturulduğunu anlatıyor.

Özetle:

Covid-19 ile aylarca yaşayacağız. İnkar da etmeyelim, panik de yapmayalım. Hayatı gereksiz yere zorlaştırmayalım. Mutlu olmayı ve bu gerçekle yaşamayı öğrenelim.

- Virüs yazın etkisini azaltmayacak. Brezilya ve Arjantin’de şu an mevsim yaz ama virüs hızla yayılıyor.

-Çok çok su içerek hücrelere nüfuz etmiş Covid-19 virüslerini yok edemezsiniz, sadece sık sık tuvalete gidersiniz.

-El yıkamak ve 1.8 metre mesafeyi korumak virüsten korunmak için en iyi yöntemdir. Eğer evde Covid-19 hastası yoksa evdeki yüzeyleri dezenfekte etmeniz gerekmez.

-Kargo paketleri, benzin pompaları, alışveriş arabaları ya da ATM’ler enfeksiyona neden olmaz. Ellerinizi yıkayın, hayatınızı normal yaşayın

-Covid-19 gıda kaynaklı bir enfeksiyon değildir. Grip gibi damlacıkla ilişkili enfeksiyondur. Yemek siparişiyle belgelenmiş Covid-19 riski yoktur.

- Saunaya girmek, hücreye nüfuz etmiş Covid-19 virüslerini öldürmez.

-Koku alma duygunuzu pek çok alerji ve viral enfeksiyonla kaybedebiliriniz. Covid-19 için spesifik olmayan bir semptomdur

 

Yürümek serbest

-Eve geldikten sonra kıyafetlerinizi değiştirip acilen duş almamız gerekmez. Temizlik bir erdemdir; paranoya değil.

- Covid-19 virüsü havada asılı durmaz. Yakın temas gerektiren bir damlacık enfeksiyonudur. Hava temiz, parklarda bahçelerde (mesafeyi koruyarak) yürüyebilirsiniz.

- Covid-19 ırk veya din ayırmaz, tüm insanlara bulaşır

- Covid-19’a karşı normal sabun kullanmak yeterlidir, illa anti-bakteriyel sabun almak gerekmez. Zaten virüs bakteri de değildir.

- Yemek siparişleriniz için endişelenmenize gerek yoktur. Ama çok istiyorsanız, mikrodalga fırında birazcık ısıtabilirsiniz.

-Ayakkabılarınızla eve Covid-19 getirip hastalanma ihtimaliniz, günde 2 defa üstünüze yıldırım düşmesiyle aynıdır. 20 yıldır virüslere karşı çalışıyorum, damlacık enfeksiyonları böyle yayılmaz.

-Sirke, sumak, soda, zencefil, ... içmekle/yemekle virüsten korunamazsınız.

-Eldiven giymek kötü bir fikirdir, virüs eldiven üstünde birikebilir, yüzünüze dokunursanız kolayca bulaşır. El yıkamak en iyisidir.

 

Benim de itirazım var!

Biliyorsunuz; İç İşleri Bakanlığı belediyelerin bazı hesaplarına el koydu.

Nedeni malum. Türkiye’de ilk İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer başlattı. Sonra 11 CHP’li Başkanı yönettikleri Büyükşehirlerde Soyer’i takip ettiler.

Yardım kampanyası başlatıldı.

Bu nereden çıktı?

Soyer açıkladı: Sıkıntı başladıktan sonraki gün yüzlerce başvuru oldu. İnsanlar, kurumlar, 65 yaş üstü yalnız yaşayanlarla, işini kaybeden-işsiz dar gelirli ailelere nakdi ve gıda yardımı yapma talebinde bulundular. Kampanya fikri böyle doğdu. Büyükşehir olarak yardımseverlerle-yardım alacaklar arasında “köprü” görevi için harekete geçtik. Gönüllüler Ordusu oluşturuldu. Sistemi başlattık.

“Ancak” diye devam eden Soyer ekledi:

“Sanırım ya iki ya da ertesi gün Cumhurbaşkanımız İBAN numaraları vererek bir kampanya başlattıklarını duyurdu.

Sevindik.

Çünkü biz olaya siyasi pencereden değil, insani yönden bakıyoruz. Yeter ki diyoruz; ihtiyaç sahiplerinin yanında olalım, destek verelim. Amaç ve düşüncemiz bu.

 

Tamamen yasal

Uzatmayayım

Belli ki belediyelerin “yerel” kampanyaları büyük ilgi görürken, açıklanan “ulusal” kampanya zoraki “salma”larla yürüyünce, İçişleri Bakanlığı devreye girip; “yassak kardeşim”, “hesaplarınıza el koyuyor, donduruyorum” dedi.

Yapamaz. Durduramaz.

Neden biliyor musunuz?

Söz konusu karardan sonra arşivlere baktım.

Belediyeler Kanunu Resmi Gazetenin 13.07.2005 tarih ve 25824 sayılı nüshasında yayınlanmış.

Bu gazeteden aldığım bazı bölümleri sizlerle paylaşmak isterim. Kanunun 3. üncü bölümünde Belediyelerin Görev Yetki ve Sorumlulukları bölümünde madde 15’de sıralanan konuların (i) bendinde şöyle deniliyor:

(i) Borç almak, Bağış Kabul Etmek

 Belediyenin Organlarını tarif eden II. kısımda, Hatta 3. bölümde Belediye Başkanının görevleri sıralanmış:

l-Şartsız bağışları kabul etmek.

Son bilgi daha..

-4. kısım 1. bölümde belediyenin gelirlerinin fasılları belirtilmiş. Madde 59 da tek kelime ile ifade edilmiş:

( g) Bağışlar

 Belediyeler yoksul halka bir nebze yardım olsun diye nakdi ve ayni yardım kabul etme kampanyalarını 5393 sayılı kanuna dayanarak yapabilirler.

Peki, İçişleri Bakanlığı belediyelerin kanuna dayalı insani bağış kabul etme girişimini neye dayanarak engelliyor?

Acaba sizce de “ulusal” yardım kampanyasının, halkın bu konuda itimadının zayıf olduğundan, güdük kalacağı endişesinden olabilir mi?

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 10 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Vatansever Vatandaş

06.04.2020 - 13:26
O öyle demiş, bu böyle söylemiş. Söyleyen kim ? Hiçbir vasfı olmayan alelade kişiler. Dedikodu sayfası gibi yazı. Bilimle, tıpla uzaktan yakından alakası yok. Bir de utanmadan diyor ki ! "20 gün içinde 5 milyon insan ölecekmiş." Yalanın kuyruklusu.Saros'a mı? Rotchield'e mi ? Murdock'a mı ? Kime yandaşsın yalakasın.Türk milletine yandaş olmadığın kesin...

Bir vatandaş

05.04.2020 - 21:14
aynı AKP, geçmişte kalkınma ajanslarını açarken, bölgenin ihtiyaçlarını en iyi bölgede yaşayanlar bilir dememiş miydi? Belediyeler 50 TL rozet satsın biz de satın alalım, o paraları yardım amaçlı kullansınlar. Kızılayı meydanlarda görmüyoruz ama değişik ülkelere çok ciddi meblağlarda bağışlar yapacak parası var. Merkezi hükümete para gönderirsek gerçek ihtiyaç sahiplerini taa ankaradan nasıl bilecekler? Neden seçimle başa gelmiş kişilere itimat etmiyorlar. devlet içinde devlet fikrini öne sürüyorlar, yahu herkesin amacı açları doyurmak, hiçbir belediye başkanı kendi imaratorluğunu ilan etmeye çalışmıyor. Corona Türkiyeye zaten gelecekti, umreciler de getirmiş olabilir yabacılar da. Ancak şöyle bir gerçek var, yabancı ülkelerden gelenler getirseydi eminim ki ilk vaka ve nasıl bulaştığı açıklanırdı, ya da ilk vakalar. Bunu devlet organlarının bilmesi mümkün değil. Bu da umreciler şüphesini artırıyorSon olarak, yorumlarda devlet ücretsiz bakıyor, yurtdışında bakılmıyor falan yazılmış. Aynı dünyada yaşamıyoruz herhalde. Kafanız güzel herhalde, hangi ülke para alıyormuş. Açın bakın İrlandanın İngilterenin avustralyanın kanadanın vs sağlık bakanlığı sayfalarına. Bizimkiler maske takılmasını daha dün emretti. Bu saydıklarımda salgının başından beri ücretsiz dağıtılıyor. Kanada başbakanı 83 milyar dolar ayırdık, maaşlarınız ödenecek, tek istediğimiz evden çıkmayın diyor. 17 senedir anlayana niye anlatıyorsam. Hamdi beyi tanıyorum, dayanamadım yazdım. taa esnaf birliğinde ab projeleri yazarken tanışmıştım. Yazısını okuyunca bir yorum bırakayım dedim.
Diğer Yazarlar

Günlük Burç Yorumları Aşk 6-7 Haziran 2020 Hafta sonu. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Sosyal medyada dolaşan bir videoda acemi bir askere yapılan eziyet gündem oldu. Videonun tarihinin ise 9 Nisan 2020 olması dikkat çekti.

Tecrübeli gazeteci, Sözcü yazarı Uğur Dündar'ın yıllar önce bir röportaj sırasında attığı yumruklar sosyal medyada gündem oldu.

Günlük Burç Yorumları Aşk 5 Haziran 2020 Cuma. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları Aşk 4 Haziran 2020 Perşembe. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Dezavantajlı şartlarda yemek pişirip Instagram fenomeni olan Taha Duymaz sosyal medyanın gündeminde. Taha Duymaz çektiği videolarla sosyal medyayı ikiye böldü.

Yazarlar
Website Security Test