Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Dünya güç rekabetinde corona salgını kime yarar sağlar?

3.4.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Şüphesiz içinde yaşadığımız corona salgını gittikçe artan bir hızla ülkemizi de zorlamaktadır. Gaçtiğimiz hafta kaleme aldığım yazımda Çin-ABD ekonomik ve teknolojik rekabeti ve sonunda kimin dünya hakimiyetini ele geçireceği meselesi, bu salgının arkasında yatan neden olabilir mi yönünde medyada tartışılan senaryoları sıralamış ve endişelerimi dile getirmiştim.

Bu hafta da ortalıkta dolaşan bir başka iddiayı dile getirmek istiyorum.

Acaba corona salgınından kim, ne tür bir çıkar sağlama ümidiyle böyle bir şeyi tezgâhlayabilir?

Bu işin Çin’de başlamış olması bir tesadüf müdür? Yoksa Beijing yönetimi, bu işin bizzat organizatörü olabilir mi?

Bu arada dikkat ederseniz Amerika Başkanı Trump, dünyayı karıştıran yeşil dolar renkli bakışları ile neden coronavirüs demiyor da sürekli “Çin virüsü” ifadesini kullanıyor?

Burada diplomatik bir tercih durumu söz konusudur. ABD bu süreçte tuzağa düşmüş göründüğü için Trump habire “Çin virüsü” diyerek, üstü kapalı bir itham ile bu ülkeyi işaret etmektedir ve şüphe imasında bulunmaktadır.

Sürecin Çin’in tezgahı olduğu iddiası kapsamındaki bir diğer soru ise, Beijing’in bunu tek başına mı, yoksa bir ortak ülke ile mi yaptığıdır. Çin, ABD ile rekabet içinde bulunan bir Katolik AB ülkesi ile ortak mı hareket etmiştir? Bu da bir diğer senaryodur. Nil Burak’ın şarkısında dediği gibi “olmaz dememek” lazımdır, zira dünya rekabet dünyasıdır.

Bu arada, corona salgını, iddialarda ifade edildiği gibi gerçekten bir “proje” ise, bunu gerçekleştirenler neden böyle bir iş yapmak gereği duymuş olabilirler?

Elbette kati bir hüküm vermek mümkün değildir. Ancak bir zamanlar büyük devletler, dünya nüfusunun hızla yaşlandığını ve kalabalıklaştığını, değişen ve gelişen yaşam şartları ile insan ömrünün uzadığını, emekli nüfusun arttığını ve bunun da özellikle müreffeh AB ülkelerinin sosyal güvenlik sistemleri üzerinde muazzam bir yük oluşturduğunu gündeme getirip durmaktalar.

Söz konusu nüfus artışını önlemek ve dünyanın en büyük maddi gücü olan “sigorta ve banka fonlarını” biraz ferahlatmak için böylesi bir salgın, çare olarak görülmüş olabilir mi? Somut bir kanıt olmasa da gündemde konuşulan bu hususları bir kenara not edelim derim.

Peki kim bu salgından en büyük faydayı sağlar? Bu işin müsebbibi Çin ise, kim onunla ortak hareket edebilir? Dünyanın hakimi ABD’nin rekabet gücü ne şekilde sekteye uğrayabilir?

AB ülkeleri ve Amerika’nın ulus devletleri parçalama ve “federatif veya konfederatif nitelikli” devletler oluşturma projeleri ile Akdeniz ve Orta Doğu politikalarından duyduğu sıkıntı ortada iken; acaba Çin’in Katolik bir AB ülkesi ile ABD’ye karşı işbirliği yapması söz konusu olabilir mi? Bu soru da bazı çevreler tarafından dillendirilmektedir.

Zira Çin, tek başına böyle bir işe kalkışamaz. Neden ortak olarak Katolik bir ülkeyi tercih eder sorusuna ise cevaben şöyle denmektedir; çünkü Amerika, ağırlıklı olarak Protestandır. Çin’in onunla düşmanca rekabet edebilecek ortağının Katolik olması, gayet mantıklıdır.

Nihayetinde artık ordu savaşlarının değil, biyolojik harplerin ve sinsi bir rekabetin cereyan ettiği dünyamızda bir kavga var ve şiddetle sürüyor. Diplomatların uluslararası rekabet ve güç savaşlarındaki ilk değerlendirmesi hep şöyle olmuştur; sıkıntıyı yaratan nedir ve sonunda kim menfaat sağlamıştır?

İşin püf noktası, bu soruların yanıtında gizlidir.

Bu salgın bir vakıadır. Tabii bir olay veya tabii bir afet değildir. Bir gün de elbet sonuçlanacaktır. Ancak işin sonunda şu anda dillendirilen senaryoların birisi ile karşı karşıya kalınabilir. Gerçek kazancı kimin sağladığı, hedefe yaklaşılırken ortaya çıkacaktır. Az önce ifade ettiğim üzere, Çin’in bir ortakla bu işe girişmiş olduğuna yönelik iddia, gündemi ağırlıklı olarak işgal etmektedir.

Dedim ya, bunlar hep farklı düşünceler ve gündemde konuşulan iddialardır.

Ancak bu işin tabii bir durum olmadığı ortadadır. Amerika, “ulusal özellikli” ülkeleri parçalamak istemektedir.

Çin ve ulus nitelikli Avrupa ülkeleri ise bunun karşısındadır. Dünya bölüşülmek istenirken bu tür salgınların artması kaçınılmaz olabilecektir.

Hayaldir veya gerçektir; sadece bir de bu açıdan düşünelim istedim.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Yazarlar
Yazarlar
Website Security Test