Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Öyle bir misafir ki, hapishane günlerimi aydınlattı!..

27.3.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

65 yıldır hâlâ “amatör bir genç gazeteci gibi” heyecan ve coşku ile gazetelerine yazı yazan, bürolarına koşan bir insan düşünün… Sosyal hayatı da renkli ve… O insanı, “Coronavirüs” denilen lanet bir mikrop evinde “zorunlu olarak” hapsetti; “ekmek almak için” köşedeki fırına bile gidemiyor. Tam bir “manevi” işkence…

O gazeteci benim; Öcal Uluç!..

Ne var ki, “hapsedilmemin üzerinden iki gün geçmeden, bir misafir geldi, evime… Ve … Evimin “grileşmiş ve donmuş havası” birdenbire aydınlandı ve canlandı…

Kimdi bu misafir; sanıyorum okuyucularımın büyük çoğunun henüz tanışmadığı bir misafir; “Yeryüzü Misafiri” idi!..

O Yeryüzü Misafiri’nin anlattığı onca anekdottan, onca anıdan, verdiği onca mesajdan, söylediği ve söylettiği onca sözden, bir tanesini alabiliyorum, bu haftaki yazıma; yerim o kadar:

… Tilkinin biri yel gibi gidiyor. Sansar, ardından güç bela yetişip sormuş:

“Neden bu kadar telaşlısın dostum, bir şey mi oldu?”

“Sorma” demiş Tilki; “Yeni bir sefer açılmış. Yeniçeri ağası, mekkare hazırlıyormuş. Ben buralarda duramam gayrı.”

“Sana ne yahu” demiş Sansar; “At değilsin, deve değilsin.”

“Sen durumu bilmiyorsun” demiş Tilki; “Tozdan, dumandan ferman okunmuyor. Kimin ne dediği, ne yaptığı belli değil. Bir ele geçirirlerse, Tilkiliğimi ispat edene kadar, post elden gider.”

(Osmanlı’da seferberlik dönemlerinde, at, deve, katır gibi hayvanlar zorunlu ordu birliklerine dahil edilir, hayvanların sahiplerine ordu hizmeti karşılığında para ödenirdi. Bu işleyişe “Mekkare” denirdi.)

Yaşadığımız şu günlerde, Dünyanın ve Türkiye’nin hâli tam da “tilkinin anlatışına” benzemiyor mu?

“Bende dahil”, Dünyadaki 7.5 milyar, Türkiye’deki 84 milyon insana “Allah kolaylık versin” derken, evime misafir olan “Yeryüzü Misafiri”ne de teşekkür ediyorum.

Tabii “Yeryüzü Misafiri” adlı kitabı yazan, sevgili dostum, değerli meslektaşım, yazar ve şair kardeşim Ünal Ersözlü’ye de!..

Okuyucularım “bu başucu” kitabını okumalılar. Hele hele “yazanlar, düşünenler ve konuşanlar” mutlaka…

“Üçlemenin” bundan önceki iki kitabı (Dört Gün Buda, Üç gün Zorba ve Tanrının Yaşam Klavuzu) “üslubu ile” bana oldukça “ağır gelmişti”; günde ancak 5 – 10 sayfa okuyabilmiş, zaman zaman da okumaya ara vermiştim.

Ama “Yeryüzü Misafiri”, Tanrıların, Budaların mekanlarından “yeryüzüne indiği için” bana “keyif içinde okunan, bir bilgi, kültür ve edebiyat hazinesini” beraberinde  getirdi. Teşekkürler sevgili Ünal, teşekkürler!..

 

Terim olayı ve gafiller!..

Fatih Terim olayı, Türkiye’de sporu yönetenlerin nasıl bir “gaflet içinde olduklarını” göstermiştir.

Terim, “0 – 0 biten” Beşiktaş maçından sonra basın toplantısında “özetle” şu mealde konuşmuştu:

“Maçlar ertelenmeliydi, seyircisiz olmuyor. Ayrıca bugün bu statta futbolcular, yöneticiler, teknik adamlar, top toplayıcılar, güvenlikçiler, stat görevlileri, hakemler olmak üzere en az 800 kişi var. Bizler insan değil miyiz, baba değil miyiz, risk altındayız. Ailelerimiz yok mu, neden maçlar ertelenmedi, bütün dünyada tenis maçları bile ertelenirken?..”

Daha o dakikada, TRT başta olmak üzere birçok TV ekranındaki spor programlarında pek çok yorumcu Terim’i ağır şekilde eleştirmiş, “Galatasaray bir gol atıp 3 puanı alsaydı, Terim böyle konuşur muydu” diyecek kadar da ileri gidenler bile olmuştu.

Sosyal medyada “kulüpçülükten gerçekleri göremeyecek kadar gözleri dönmüşler”, Fatih Hoca ile “Maçlar ertelensin” diyen Galatasaray Başkanı Mustafa Cengiz ve kaptan  Muslera’ya “iğrenç” hakaret yarışı başlatmışlardı.

Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir de art arda, “Maçlar nisan sonuna kadar seyircisiz oynanacak, erteleme yok” açıklamaları yapmıştı.

Ne var ki, hastalığın yayılış hızı ve ortaya çıkan vaka ve ölü sayıları artınca, “erteleme şart olmuş” ve bir hafta sonraki maçlar oynanmamış, Futbolda, Basketbolda, Voleybolda, Hentbolda ligler ve maçlar ertelenmişti!..

Amma… Art arda gelen “Fenerbahçe Basketbol Takımında bazı sporcular ve yöneticilerde testler pozitif çıktı / Galatasaray İkinci Başkanı Abdürrahim Albayrak ve Eşi de Coronavirüs’e yakalandı / Fatih Terim’in de testi kırmızı” haberleri üzerine kamuoyunda ve spor camiasında “son derece sert” tepkiler görülmeye başladı.

Bu defa, “topa tutulanlar” başta Futbol olmak üzere Federasyon Başkanlarıydı.

CHP Genel Merkezi, “Fatih Terim olayından sonra” harekete geçmiş ve “maçları oynatan” federasyonların yöneticileri hakkında suç duyurusunda” bulunmuştu.

İnşallah, “daha kötü haberler almayız” hastanelerden…

Fatih Hoca’ya “erteleme istedi” diye, ekranlarda, gazetelerde, sosyal medyada hakaret yarışına çıkanlar ile “erteleme kadarını geç alan” Federasyonları Başkan ve yöneticileri acaba geceleri rahat uyuyabiliyorlar mı?..

Yazıklar olsun hepsine, yazıklar olsun; aralarında onca baba var, dede var; aynaya bakıyorlar mı; ya bu “virüs” kendilerine ve ailelerine bulaşsa idi?..

 

Okuyucu Soruları

“Diyanet bu dönemde ne yapıyor?..”

Bir okuyucum soruyor; “Pandemi” ilan edilen Coronavirüs salgını süresince, “bilimin, bilim adamlarının, doktorların, Halk Sağlığı uzmanlarının tespit / teşhis / tedavi / tedbir dörtlemesi çerçevesi içinde yaptıkları açıklamalara adeta kulağını tıkayan bir Diyanet İşleri Başkanlığımız var. Bu korkunç hastalığın Dünyadaki seyri ortada iken, “din adamı, hoca, tarikat ve cemaat şeyhi” kisvesiyle ortaya çıkan, açıklamalar yapan, videolarını sosyal medyaya yayan bir yığın bilim cahili kişiye “Dur” diyemiyor, soruşturma açmıyor, onları susturmuyor ve bunlar “dindar” vatandaşlarımızı zehirliyor. Bunu yapmadığı gibi, aksine onlara yeşil ışık yakacak açıklamalar, fetvalar yayınlıyor, kararlar alıyor, bilimin emrettiği alınması gereken kararları zamanında almıyor. Laik bir hukuk cumhuriyetinde bunlar olur mu? Atatürk Diyanet İşleri Başkanlığı’nı bunlar için mi kurdu?..

CEVABIMDIR; Ne yazık ki, bugün Diyanet İşleri Başkanlığı koltuğunda oturan zat, adeta 3. Murat’ın Şeyhülislamı Ahmet Şemseddin Kadızade’ye özendiğini gösteren tutum ve davranışlar içindedir. Bu Şeyhülislam, “dünyanın o dönemde en büyük astronomlarından ve matematikçilerinden biri ve Osmanlı’nın ilk gökbilimcisi” olan, dahası “Osmanlıda ilk Gözlemevini kuran” Takîyyündîn’in kurduğu gözlemevini “verdiği fetva ile” 3. Murat’a yıktıran adamdır!..

Bir gün “3. Murat / Takîyüddîn / Kadızade olayını” yazacağım. Sayın Diyanet İşleri Başkanı unutmamalıdır ki, Tarih bir “gerçekler” aynasıdır!..

 

Sözün Özü

Bir Şaman öğretisi der ki:

Doğada hiçbir ye kendisi için yaşamaz!

Nehirler kendi suyunu içemez.

Ağaçlar kendi meyvelerini yiyemez.

Güneş kendisi için ısıtmaz.

Ay kendisi için parlamaz.

Çiçekler kendileri için kokmaz.

Toprak kendisi için doğurmaz.

Rüzgar kendisi için esmez.

Bulutlar kendi yağmurlarından ıslanmaz.

Doğanın anayasasında ilk madde şudur:

Her şey birbiri için yaşar!

Birbiri için yaşamak, doğanın kanunudur.

Eski çağlarda yürürlükte olan bir anlayıştı bu.

Bütünlüğü anlatırdı, özü iki cümleydi:

“Ben biz olduğumuz zaman ben olurum.”

“Ben, ben olduğum için sen, sensin.”

Kâm Davul.

(Teşekkürler sevgili kardeşim Hıncal)

 

İnternet’ten “esen” rüzgarlar!..

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Yazarlar
Yazarlar
Website Security Test