Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Kışlalı: ''Muhalefet şu anda ikinci planda!..''

27.3.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Gazeteci Murat Kışlalı, Ankara kulislerinde konuşulan ve tartışılan konularda GÖZLEM’in sorularını cevapladı. İşte görüşleri…

GÖZLEM– Ankara’da genel hava nasıl? İktidar kanadı ile muhalefet kanadı arasında, böylesine zor bir süreçte” en azından “durum tespiti, teşhis, tedbir ve tedavi” konusunda “olması gereken, beklenen ve istenen” uzlaşma köprüsü kurulabildi mi?

K– Muhalefet şu anda hiç olmadığı kadar ikinci planda. İktidarın coronavirus salgını nedeniyle öncelikle kendi bekasını gözettiği, halk sağlığı ile ekonomi arasındaki dengeyi ya da kaba tabirle “çıkar çatışması”nı da bu çerçeveden değerlendirdiği anlaşılıyor. Muhalefetin, coronavirüs kriziyle ilgili en güncel bilgilere ulaşma gerekçesiyle Hükümet ile daha yakın ilişkiler kurma çabası var. Ancak Hükümet de, bu krizin kendi aleyhine dönüşmesini engellemek adına bu çabalara olumlu yaklaşacak gibi gözükmüyor. Bunda, muhalefete güvenmemesi de rol oynuyordur. Sonuçta muhalefetin krize ilişkin çözüm önerileri arasında uygulanamayacağını bildiği ancak kendine avantaj yaratmak için yaptığı öneriler de var.

GÖZLEM– “Genel bir sokağa çıkma yasağı” ve de hatta “OHAL” ilan edileceğine dair söylentiler yaygın. İçişleri Bakanı “Şimdilik bunlara ihtiyaç yok” diyor ama Ankara’da “böyle” bir hava var mı?

K–  Ankara’da geçen hafta sonunda parklar bir bir kapanmaya başlandı. Eczacılardan kimlik bilgileri toplanıyor. Kamu kurumlarındaki yöneticiler geçen haftaki toplantılarını “bir araya gelerek mi, online mı yapalım” noktasındayken, gelecek hafta böyle bir seçenekleri olmayacakları hissiyatındalar. Dolayısıyla evet. Artan vaka ve ölü sayısıyla beraber Ankara’da genel bir “Olağanüstü Hal ile Sokağa Çıkma Yasağı”na doğru gidiş eğilimi hissediliyor.

GÖZLEM– Bakanlardan, Federasyon Başkanlarına kadar yetkili ve sorumlu olanların bile “kararlar için” Cumhurbaşkanı’ndan “işaret veya talimat bekledikleri” görülüyor, bu durum, “alınması gereken tedbirlerin karar ve uygulama hızını” yavaşlatmıyor mu?

K– Aslında iktidardaki kaygı “alınması gereken tedbirler ile ilgili hızla karar verip uygulamak” değil. Burada iktidar açısından bir ikilem var. Diğer ülkelere bakıldığında ve uzmanlar dinlendiğinde coronavirüs salgınından kurtulmak için uygulanabilecek önlemler belli. Bunlar hiç şüphesiz iktidarca da malum. Zaten bu yönde “ısınma hareketleri” de yukarıda bahsettiğimiz gibi yürürlüğe bir bir sokuluyor. Ancak mesele bu tür “keskin” önlemlerin alınması durumunda, zaten zorda olan ekonominin çok daha bozulacağı, bunun da iktidara olan desteği azaltacağı noktasında düğümleniyor. İktidar açısından “keskin önlemlerin hızla alınmaması”nın ardında yatan kaygı bu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ulusa sesleniş konuşmasında “Hastalığın yayılma hızını 2-3 hafta içinde kırarak bu süreçten çıkacağız” demesi de kanımca bu kaygıyı gösteriyor.

GÖZLEM– Bu ikilemi biraz daha açar mısınız?

K– Şirketler iş yapamıyor, satışlar ve daha da hızlı olmak üzere kârlılık düşüyor. Hizmet sektörü paralize oldu. Garson, berber, tezgâhtar gibi bu durumda çalışanlar ve en önemlisi bunların içindeki dar gelirli kesimin geliri ciddi biçimde düşecek. Günlük yaşamını devam ettirecek paraları kalmayacak. Eğer Türkiye’nin yeterli kaynağı olsaydı, bu kesimlere Batı ülkelerinin yaptığı gibi doğrudan veya dolaylı olarak ciddi miktarlarda nakit yardımı yapardı. Hükümet’in vaat ettiği 2 milyon aileye bin liralık nakit yardımı gibi bir iki önlem çok kısıtlı. Borç ötelemesi de “gündelik hayatta kalma” sorununu çözmüyor. Yapılması gereken devletin özellikle küçük ölçekli şirketler ile dar gelirli yurttaşların masraflarını kısacak önlemleri alması. Kira ödemelerinin, su, elektrik, doğalgaz gibi harcamaların en azından belli bölümünün bir süreliğine devlet tarafından karşılanması. İktidar, kaynağı olmadığı için bu adımları atamıyor.

GÖZLEM– Kaynak olsa ne yapılabilir?

K– Uzmanlar bu kaynakların yaratılması için para basılmasından, ki bankamatiklerden çekilen banknotların yeniliğine bakıldığında bu seçenek uygulamaya sokulmuş bile gözüküyor, İşsizlik Fonu ve daha az gerçekçi olmakla birlikte Hazine Garantili Ödemelerin bu yönde kullanılmasına; hatta daha da ötesinde IMF’ye başvurulmasına kadar değişik çözümler öneriyor. İktidarın 2 milyon aileye bin liralık yardımı toplam 2 milyar liraya denk geliyor. Ancak Türkiye İstatistik Kurumu rakamlarına göre, Türkiye’de 2018 yılında sadece hizmet sektöründe çalışan 15,8 milyon kişi var. Ailelere yapılacak 2 milyar liralık yardıma karşın Devlet 2019 yılı için şehir hastanelerine 6 milyar 150 milyon lira kira ödeyecek. Otoyol, köprü gibi garantili ulaştırma projelerine 2020 yılında yapılacak ödemelere 6,2 milyar lira ayırdı. İşsizlik Fonu’nda ise Kasım 2019 itibarıyla 131,1 milyar lira bulunuyor.

GÖZLEM– Uzaktan Eğitimin daha ilk gününde “skandal görüntüler” ile başlaması konusundaki görüşünüz? Sizce “bu skandalların sorumlusu” olan bürokratlar için gerekenler yapılabilecek mi, yoksa olayın üstü mü örtülecek?

K– Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un bakanlıktaki icraatı başından beri merakla bekleniyordu. Selçuk’un kabaca “liberal, demokrat” yapıda bir siyasetçi ve eğitimci olduğu ifade ediliyordu. İktidarın, Ertuğrul Günay örneğiyle başlayan bir stratejisi bu. Muhafazakar olmayan isimleri icracı göreve getirilip, bu kişilerin “Değiştirebildiğim kadarını değiştiririm, bu da bir katkı olur” şeklindeki iyimser mantığıyla yaratılacak ılımlı ortamda, uygulamaya sokulmak istenen “keskin” değişikliklerin meşrulaştırılmasının sağlanması. Düşünün, böyle bir hatayı Diyanet İşleri Başkanı yapsaydı, ortalık nasıl ayağa kalkardı. Bakan kendisini “...görev dağılımında kendilerine güvenerek denetleme ihtiyacı duymadığım bir ekibin hazırladığı ve gözden kaçırdığımız görüntüleri ben de onaylamıyorum” diyerek ve inceleme başlatıldığını söyleyerek savundu. Ancak incelemeye ilişkin kamuoyunu tatmin edici bilgiler açıklanmadığı gibi, Bakanlığın uzaktan eğitimde dolaylı olarak rol verdiği Ensar Vakfı gibi vakıflarla ilişkilerini sürdürmesi ve eğitimde dinin ağırlığının iyice artması, eğitim dünyasında çok saygın bir isme sahip olan Bakan Selçuk’un icraatının iyice sorgulanır hâle gelmesine neden oluyor.

GÖZLEM– “Tecavüz ve uyuşturucu” suçlarında ceza indirimine gidilirken, “basın suçluları için” böyle bir indirimin düşünülmemesi ne anlama geliyor; muhalefet bu tabloya karşı nasıl bir tavır almalı ve ne yapmalı?

K– Burada anlaşılan Hükümet, salgın tehlikesinden dolayı “haklı” görülebilecek bir gerekçeyle hapishanelerdeki suçluları salarken, yine kapsama uzun zamandır gerçekleştirmek istediği bir düzenlemeyi de sokmak istiyor. AKP “cinsel istismar” suçlarının indirim kapsamına alınmasında ısrar ederse, çocuklara cinsel saldırı gibi suçlardan hüküm giyenler ile çocuklarla evlenenler de indirimden yararlanacak. AKP, tabanında bu kapsamdan muzdarip kişiler olduğu için, bu yönde bir yasa değişikliğine gitmeyi daha önce de denemiş, ancak gelen tepkiler üzerine bu çabasından vazgeçmişti. Şimdi anlaşılan coronavirüs salgınını bahane ederek bu değişikliği yeniden geçirmek istiyorlar. Öte yandan AKP’ye muhalefet eden gazetecilerin salgın nedeniyle salıverilmesine ise, yine çok sürpriz olmayacak bir şekilde, karşı çıkıyorlar. Muhalefet acaba belli bazı cinsel istismar suçlarına karşı basın suçlarının kaldırılması pazarlığına mı girmeli, yoksa sonuna kadar çizgisini mi savunmalı, bu siyaseten alınması gereken bir karar. Bu arada, Hürriyet’te Abdulkadir Selvi’nin “Erdoğan, uyuşturucu / kadına şiddet/ cinsel suçlar / çocuk istismarı cezalarında indirimi kesinlikle istemedi; kırmızı çizgisi bu” yazısı ile İktidar basının amiral gemisi Sabah Gazetesi’nin açıkladığı “İnfaz yasası neler getiriyor; hangi cezalarda, ne kadar indirim var” haberi ile çelişiyor!

GÖZLEM– Coronavirüs salgını tedbirleri arasında, “erken seçimi akla getiren” adımlar var; “1500 TL’den daha az maaş alan emeklilerin maaşlarının 1500 liraya çıkarılması” gibi. Ne kadar süreceği belli olmayan Pandemik salgın sürecinde toplantılar zorunlu olarak yasaklandı. Partiler miting bir tarafa, salonlarda bile toplantı yapamayacak. Böyle bir süreçte “Devlet imkanlarını kullanacak ve TV reytinglerinin, gazete tirajlarının yüzde 90’nından fazlasına sahip bir medya desteğini de arkasına alacak olan” İktidar kanadı, “Buyurun seçime” derse, ne olacak, muhalefet ne yapacak?

K– İnanın, bugünkü salgın ile ekonomik belirsizlik ve çöküntü ortamında, seçimi bir olasılık olarak görmüyorum. Cumhurbaşkanı’nın ve AKP’nin iktidarda daha 3 yıllık bir süresi var. Niçin böyle bir riske girsinler?

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Yazarlar
Yazarlar
Website Security Test