Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Yaşlanmak mı, ''kıdem'' kazanmak mı?

20.3.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

İngilizlerin çok hoşuma giden bir geleneği var. 100 yasını geçen herkes Kraliçe'den bir tebrik telgraf alıyor. Şayet birine uzun ömür ve sağlık temenni etmek istiyorsanız “Kraliçe’nin telgrafı nasip olsun” diyorsunuz.

İlk telgrafı 1917’de Kral George V kendi el yazısıyla ve özel ulakla göndermiş, ama o günden bu yana 100 yasını aşanların sayısı hızla artmış tabii ki. Kraliçe Elizabeth II bugün yanında sadece 100’lükleri tesbit ederek her yıl binlerce mektubu yazması için yedi kişilik bir ekip çalıştırıyor.

Ömür uzuyor

Sağlık ve gelir düzeyindeki iyileşmeler sayesinde insan ömrünün 150’ye kadar uzatılabileceği söyleniyor yakın gelecekte. Sosyal sigorta kurumları ve emekli maaşlarını ödemek zorunda kalacak genç ”millennial” kuşak bu ihtimalin gerçekleşmesinden büyük kaygı duyuyor.

Bizim kuşak, aslında normal koşullar altında 85 yaşını geçemiyor. Önemli olan uzun yaşamaktan ziyade geride izler, kubbede hoş sedalar bırakmak, ailemize, dostlarımıza, ülkemize faydalı olmak ve de zamanı gelince gitmek.

Ama öyle sessiz sedasız göçüp gideceğimizi de kimse beklemesin. Resmi çalışma yaşı 15-64 arası ama Tina Turner 73 yaşında Vogue dergisine kapak oldu. Yuichiro Miura 80 yaşında Everest’e tırmandı. Warren Buffett seksenlerinde ama hala en iyi yatırımcılardan birisi. David Attenborough, doksanlarında en çok izlenen televizyon belgeselleri yapıyor.

Ülkemizde de “ekstra zaman”ı fırsat olarak görüp anlamlı uğraşlardan geri durmayan çok sayıda “kıdemli” vatandaş var. Berabere biten futbol maçlarında verilene benzer “ekstra zaman” biyolojinin klasik kalıplarını altüst ediyor, yaşam beklentisini uzatıyor, “emekli” sözcüğünü lügattan çıkartıyor.

Yaşlılık ileri atıldı

Eskiden 50’yi geçince “yaşlı” sayılırdınız. Şimdi 75 sonrası için kullanılıyor bu sıfat. O zamana kadar “orta yaş” dönemi uzatılmış durumda.

58 yaşına girdim 15 Mart’ta. Tüm restoranlar corona virüs karantinası  nedeniyle kapalı olduğu için Nice’de “takeaway” sushi eşliğinde arabanın arkasında bakkaldan bulabildiğimiz kötü bir şişe şarap ile kutladık.

Oysa 50’yi devirdiğimde Chelsea’deki evimizin terasında kalabalık bir “yarım yüzyıl” partisi vermiştim. 40’larım zorlu, yoğun geçti, yeni gelecek seçenekleri yaratma mücadelesi ile. 50’ler kendimi keşfettiğim, yeni keyifli uğraşlar edindiğim, yatırımlar yaptığım yıllar oldu

Yaş, kuzey istikametinde ilerlese de hala kendimi 40’larda hissediyorum. Vücut ve aklı melekeler yerli yerinde. Daha dinginim,  ne istediğimi biliyorum, aile sorumluluklarım azaldı, kendime ve çevremdeki insanlara, doğaya ayıracak daha fazla zamanım var.

Elbette zamandan kaçamıyoruz, az da olsa kırışan yerler, kırlaşan saçlar görünüyor. “Cazibe katıyor sana bunlar”, diye iltifat edenlere hangi içkiyi isterlerse ısmarlıyorum. Seks cazibesi de azalmıyor ama evriliyor. Muhtemelen önümüzdeki 10 yıl, bir öncekinden daha hızlı geçecek.

Hepimiz için eski sorunların yerine yenileri geliyor. Yani, sorunsuz bir hayat sadece hayal ve iyimser beklenti. Hep mücadele edilecek, çözülecek sorunlar ile yaşayacağız son nefese kadar.

Yasin uzaması sosyal güvenlik ve sağlık hizmetleri kilitlenmesi yaratacak olsa da hali vakti yerinde yaşlılar aslında ekonomide tüketici, hizmet alıcısı olarak revaç görüyor. Onlara uygun evler, tatiller, kıyafetler, yiyecekler, eğlence programları ciddi ve yükselen bir sektör olma yolunda.

Doğallık gözde

Kendisiyle barışık olmayan birçok insanda hayatın akışı içinde doğal yaşlanmayı kabul edememe hali var. O kaçınılmaz yaşlanmayı geciktirme, çevremize hala eskisi gibi olduğumuzu kanıtlama çabası yüzünden yakında biyonik insanlara dönüşeceğiz gibi.

Oramız buramızla oynuyor, saçlarımızı boyuyor, dişlerimizi yaptırıyor, kırışan yerleri aldırıyor, botoks iğneleri ile canlandığımızı sanıyoruz.

Dış “kaporta”yı düzeltmeye çok vakit ve para harcıyoruz. Ama çoğu zaman içerisi daha güzelleşmiyor ki bu beyhude çabalar neticesinde.

Aslına bakarsanız bu çılgın yenilenme, gençleşme, olduğundan farklı görünme yarışı sadece kadınlara mahsus değil. “Metro-seksüel erkek” modası da aldı başını gidiyor, bazen kadınların estetik tutkusundan daha vahimini erkeklerde de görmek mümkün.

Ve tüm bunlar neticesinde en büyük zayiat, aslında her şeyin nihai hedefi olması gereken iç huzur, mutluluk ve sağlık olabiliyor. Bu yaptıklarımız ruhumuzu beslemek, dindirmek, güzelliğimizi yenilemek yerine bizi daha da materyalist, gösterişçi ve mutsuz yapıyor.

Çağımızın hastalığı sadece bizim insanlarımızda yok, dünyanın her yerine dalga dalga yayılıyor salgın virüs gibi. Kore, İran, Brezilya gibi ülkelerde bu gidişle burnu, ağzı, kaşı, kulağı orijinal olanlar herhalde azınlıkta kalacaklar.

Beyin, küçülüyor

O beyin dediğimiz küçücük organ vücudun sadece yüzde 2’sini oluşturuyor, ama toplam enerji kullanımının yüzde 20’sini o harcıyor. İnce ince kıvrımlardaki gizli bilgi, akıl, davranış kodları, genler, enerji, muhakeme yeteneği çok şeye muktedir. Beyin kapasitemizin sadece yüzde 10’unu kullandığımızı düşünürseniz geriye kalan yüzde 90 potansiyel harekete geçirilirse neler neler yapılabilir.

Hep söylenir ya Albert Einstein beyninin daha geniş bir bölümünü kullanıyor, çalıştırıyormuş diye.

Aslı, pek de öyle değilmiş. Sanılanın aksine ortalamadan daha ufak bir beyne sahipmiş Einstein. Onu farklı kılan, analitik zekasını destekleyen şey, bazı beyin bölgelerinin, genel beyin hacmine oranının daha büyük olması. Buna karşılık, beyninin bazı diğer bölgeleri, genel ortalamaya göre kısmen daha küçükmüş.

Yani, bazı beyin bölgelerinden kazanırken, bazılarından yitirmiş Einstein. Hatta yitirdiği hacim kazandığına göre birazcık daha fazla olduğu için beyni ortalamadan kısmen küçük.

O yüzden beynin büyüklüğünü tek başına zeka ile ilişkilendirmek doğru değil. Önemli olan beynin bölgelerinin dağılımı, birbirlerine göreli oranları ve birbirleriyle olan etkileşimleri.

Her ne kadar kıdemlendiğimizi, yaşlandıkça akil adam olduğumuzu söylüyorsak da hızlı beyin hücresi ölümü ve küçülmesi yaşadığımızı unutmayalım. Dahası 65 yaşından başlayarak beynin kullanımı azalıyor da. Beynimizin hafıza ve işleme kapasitesinin milyonlarca kez daha üstündeki, hızındaki bilgisayar yongaları ve yapay zeka sayesinde 10-15 yıla kalmadan ona fazla ihtiyaç kalmayabilir.

Bu nispeten kısa “fırsat penceresi” zarfında yaşam enerjimizi korumayı, olumlu düşünme alışkanlığımızı, dürüstlüğümüzü, omurgamızı, onurumuzu dik tutmayı, ülkemizi, sevdiklerimizi korumayı, üretmeyi, geride kalıcı izler bırakmayı sürdürmek çok önemli.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Yazarlar

Yazarımız eski Milli Savunma ve Adalet Bakanı Prof. Dr. Hikmet Sami Türk, İçişleri Bakanlığı'nın yayınladığı genelge ve CHP'li belediyelerin yardım toplamasıyla ilgili...

Emekli Albay Soner Aydın, İdlib’de çatışmanın riskine dikkat çekerek, bölgedeki gelişmeleri Gözlem için yazdı…

Yazarlar
Website Security Test