Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Önümüzdeki dönemde yenilenebilir enerji ve yeni dengeler

31.1.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıtların gerileyeceği, başta güneş olmak üzere yenilenebilir enerjinin süratle yükseleceği konusunda ciddi bir görüş ayrılığı yok.

Hem teknolojik ilerlemeler, hem maliyet düşüşleri, hem küresel iklim değişikliği ve yerel çevre kaygıları, hem finansmanın yönelişi, hem de uluslararası kuruluşların, zirvelerin iteklemesi ile enerji verimliliği dahil “yeşil devrim” sürat şeridinde yol alıyor, küresel enerji sahnesinin tam merkezine taşınıyor.

Hâlihazırda dünyada elektriğin beşte biri yenilenebilir enerjiden üretiliyor. Güneş ve rüzgar enerjisi tüm beklentileri alt üst eden bir süratte gelişiyor. 2014-2017 arasında güneş maliyetleri yüzde 50 oranında azaldı. Enerjiye tahsis edilen sermayenin çok önemli bir bölümünü çekiyor. Yeni kapasitenin neredeyse yarısı güneşten.

Onu, rüzgar (üçte biri) ve hidroelektrik (yüzde 15) izliyor. Sadece 2018’de 100GW fotovoltaik (güneş) enerji dünya enerji envanterine dahil oldu. 2025’e kadar rüzgarı, 2030’e kadar da kömürü geçmesi muhtemel. 2060’a kadar uzanan senaryolarda dünyada yenilenebilirin elektrik üretimindeki payının yüzde 40'a yükselmesi öngörülüyor.

Lakin fosil yakıtları tamamen hesap dışı tutma, yüzde 100 yenilenebilire yönelme çabaları gerçekçi değil. Görünür geleceğimizde hala önemli yer tutmaya devam edecek olan fosil yakıtlar 1970'den bu yana sadece yüzde 5 pay kaybetti (yüzde 86'dan yüzde 81’e). 2060 senaryolarında hala yüzde 50-70 menzilinde görünüyorlar.

 

Sorunlar da var

Yenilenebilir enerjinin pembe bir gelecek sunmadığını da kabul edelim. Yeterince çevre ve toplumsal hassasiyetlere özen gösterilmediği, devlet desteksiz finans modellerinin sürdürülebilir olmadığı, hızlı teknolojik yeniliklerin (bir nimet olmanın yanı sıra) tahripkar etki yarattığı, teknoloji, akşam ve finansmanda dışa bağımlılığı devam ettirdiği, farklı jeopolitik riskler yarattığı söylenebilir.

Zaman içinde ve dünyadaki başarılı uygulamalardan da esinlenerek bunların giderilmesi mümkün tabii ki.

Alman Asıllı İngiliz iktisatçı Ernst Friedrich Schumacher'in “küçük güzeldir” tavsiyesi enerji sektöründe artan ölçüde önem kazanıyor. Devasa, ölçek ekonomisini öne çıkartan, milyarlarca dolarlık projeler yerine nispeten daha yerel ve özerk, şebeke dışı küçük projeler tercih ediliyor. Sadece nükleer ve hidro’da değil yenilenebilirde de maliyeti düşük, enerji kaybı minimum sistemlere ağırlık veriliyor.

Yenilebilirde aslında birçok ülkeye örnek teşkil edecek politika ve uygulamalara imza attık. Ama hatalarımız da oldu.

Bence hükümet ve özel sektör önümüzdeki dönemde şu dört alana odaklanmalı:

- Teknoloji ARGE, tasarım, inovasyon ve üretimde liderlik hedeflenmeli

- Çevre ülkelerde üretim tesislerine yatırım, yaratılacak Türkiye’ye bağlanacak yenilenebilir enerji şebekesi sayesinde bölgesel elektrik ticareti kurulmalı

- Geçmiş deneyimlerin, dünyadaki başarılı örneklerin ışığında yeni bir finansman modeli oluşturulmalı,

- İklim değişikliği ve çevresel etkiyi minimize edecek bir yaklaşım benimsenmeli.

 

Milli’den yerel’e

Yerel yönetimler, sadece kullanıcı değil aynı zamanda üretici, işletmeci ve düzenleyici olarak bu işe girmek zorunda. Onlara gerekli kapasite ve destek sağlanmalıdır.

İktisadi faaliyetlerin mekânsal dağılımı büyükşehirlerin özellikle de İstanbul, Ankara ve İzmir’in artık yönetilemez şekilde büyüdüğünü gösteriyor. Anadolu’nun, planlama ve sosyal politikalar ile insanlarımız açısından yeniden yaşanılabilir kılınması da bu çerçevede düşünülmelidir.

Elektrik ihtiyacının sürekli yeni elektrik arzı ile karşılanması yerine verimliliğe ve rehabilitasyona yatırım yapılarak mevcut tesislerin verimliliğinin arttırılması, iletim ve dağıtım altyapısının iyileştirilmesi ve tasarruf uygulamaları teşvik edilmelidir.

Hane tüketiminde, inşaat sektöründe, sanayide enerji verimliliği temelli uygulamalar zorunlu, denetlenebilir hale getirilmelidir. Enerjide ARGE teşvikleri Bina ve personel giderlerinden ziyade gerçek anlamda ölçülebilir, sonuç odaklı teknoloji gelişimine tahsis edilmelidir.

 

Enerjide bağımlılık

Dünya'da hiç bir ülke tamamen enerji bağımsızlığına sahip değil. Japonya, Kore gibi ekonomik güçler bizimle aynı ligde. Çin ve Hindistan bile, başta kömür ve hidro olmak üzere onca milli enerji üretimine rağmen, petrol ve doğal gazda artan ölçüde dış dünyaya bağımlı.

Önemli olan körü körüne bağımsızlık değil enerjiyi kesintisiz, uygun fiyatlarda, çevreye en az zarar verecek, ekonominin uluslararası rekabet gücünü zayıflatmayacak, dış politika ve güvenlik zafiyeti yaratmayacak şekilde karşılıklı bağımlılık ilişkileri yaratarak temin etmek.

Şayet yerli enerji kaynakları çevreye zarar veriyorsa, üretim ile tüketim merkezleri arasında uzun mesafeler varsa, üretme maliyetleri yüksekse hiç tereddüt etmeksizin daha uygun kaynaklar, daha uygun maliyetlerde dışarıdan getirilebilir. Yani, esnek ve dinamik bir yaklaşım gerekiyor.

 

Güven, güven, güven

Enerjide kendi kendine yeterlik ve bağımsızlık gibi olmayacak duaya amin demek yerine sürdürülebilir arz kaynakları ile sağlam ‘kazan-kazan’ İlişkiler kurmak, aynı zamanda da teknolojik inovasyon ve enerjinin etkin kullanımı yoluyla talebi düşürmenin, yerli üretimi arttırmanın, kıt enerjiyi daha akıllıca kullanmanın yolları üzerine kafa yormalıyız.

Böylesi devrimci dinamikler enerji sektörünü dönüştürürken, hem küresel dinamikleri hesaba katmak, hem enerji ve onunla ilişkili altyapıya, büyük çaplı sınır ötesi projelere yatırımcı çekmek için doğru stratejiler gerekiyor.

Şayet dünya enerjisinin yönetim kurulunda kendimize yer açmak istiyorsak enerji yönetişiminin, hukuki düzenin, kurumsal yapıların, fiyat mekanizmasının iyileştirilmesi de şart. Dış politikada, küresel yatırım cezp etmede ve enerji transitinde oyunculara güven aşılanması, ülkeye, politikalara ve liderliğe küresel düzlemde inancın güçlendirilmesi ise “olmazsa olmaz” bir gereklilik.

Elektrikli araçlar, sanıldığından daha süratle, yollarımızda seyahat edecekler. Bugün dünyada 2 milyon elektrikli otomobil var. Bu sayının 2040'da 300 milyona ulaşması öngörülüyor.2025'e kadar yeni araç filo kapasitesinin dünyada yüzde 15'i, AB ülkelerinde ise yüzde 25'i elektrikli araçlardan oluşacak. Petrolün araçların yüzde 92'sine enerji sağladığı düşünülürse bu dönüşüm petrol talebinde önemli düşüş yaratabilir.

Küresel enerji piyasalarında kaynak bolluğu ve düşük fiyatlar şu andaki realite ama, ne yaman bir çelişkidir ki, hâlâ dünya nüfusunun üçte birinin enerjiye erişimi ya yok ya da çok sınırlı. Sözgelimi, ABD ve Avrupa Birliği’nin toplam nüfusuna eşdeğer bir kitlenin – sadece Hindistan’da yaklaşık 500 milyon insanın -  enerjiye erişimi yok. Dünya genelinde “enerji yoksulu” nüfus 1.6 milyar civarında, yani her beş kişiden birisi.

Bu nedenle, artan nüfusa, kentleşmeye, zenginleşmeye ve enerji fukaralarına destek çabalarına paralel olarak dünyada enerji talebinin – mevcut durgunluktan çıktıktan sonra – yeniden tırmanmaya devam edeceği muhakkak. Yeni dinamikler nedeniyle artık enerji talep büyümesi, doygunluğa uğramış, gerileme emareleri gösteren OECD dünyasından değil Çin ve Hindistan’ın başını çektiği Asya ekonomilerinden geliyor. Dünyanın yeni dengelerinde BRİCS ülkelerinin ağırlığı hızla artıyor.

 

Yeni dengeler

Enerji arz haritası da 10 yıl öncekinden çok farklı. ABD, kayagazı ve diğer konvansiyonel olmayan yakıtlardaki üstünlüğü sayesinde dünyanın yeni enerji süper gücü olma yolunda, Rusya’yı doğalgazda, Suudi Arabistan’ı ham petrolde dünya liderliği tahtından yakında indirmek üzere. Eskiden jeopolitik kavgalar kit kaynaklar nedeniyle ortaya çıkarken şimdi her yerden adeta petrol, doğalgaz, kömür fışkırıyor.

Kuzey Amerika’da beklenmedik şekilde üretim patlaması yaşayan kayagazı ve petrolü, tüm dengeleri alt üst etti. Rüzgar ve güneş santralleri da. Özellikle de teknolojik ilerlemeler sayesinde sübvansiyonlara gerek kalmadan üretilebilecek eşiğe doğru hızla yaklaşmakta olan yenilenebilir enerji devrimi tüm bilindik gelecek projeksiyonlarını alt üst ediyor. Nükleer santral projeleri, Kore’den Abu Dabi’ye, İran’dan Suudi Arabistan’a, Çin’den Türkiye’ye mantar gibi çoğalıyor, yükselmekte olan ekonomilerin coğrafyasında.

Fosil yakıtlar, yenilenebilir ve nükleer kaynaklar arasında yeni bir denklem, yeni bir denge kurulmaya çalışılıyor.

Bizim de yenilenebilir, hidro, kömür, doğalgaz, petrol ve nükleer dengesini dünyanın en büyük ilk 15 ekonomisinden birisinin gereksinimlerini hesaba katacak bir vizyon çerçevesinde yeniden kurmamız gerekiyor.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Yazarlar

Günlük Burç Yorumları Aşk 31 Mart 2020 Salı. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları Aşk 30 Mart 2020 Pazartesi. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Gazeteci Murat Kışlalı, Ankara kulislerinde konuşulan ve tartışılan konularda GÖZLEM’in sorularını cevapladı. İşte görüşleri…

Yazarlar
Website Security Test