Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

İzmir-ce konuşmak!..

3.1.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Yanlış anlamayın, “İzmir-ce konuşmak”; Türkçe dışında, ne bileyim, Arapça, İngilizce, İspanyolca gibi bir dil değildir.
İzmir’e, İzmirlilere, sadece İzmirli olanların anladığı sözcükler vardır o kadar.
Olsun o kadar canım; öyle değil mi?

Vedat Milor şöyle der:
“Yani İngilizler bile ‘Turkish bagel’ ifadesini bırakıp, doğrudan simit derken İzmirliler hala gevrek diyor…”
Öyle be üstad!...
İzmir’de olan İzmir’de kalır. Öööyle İngiliz, İstanbullu bu durumları anlamaz…”
Baktım olmuyor, üstat da benim gibi “İzmir-ce”yi Israrla anlamak istemeyenler için şu İzmir Dili ve Edebiyatı’nın bilinen ve bilinmeyen kelimelerini yazmış. Ortak noktada buluşmuşuz…
Başlayalım mı?

*************

İZMİR SEZEN’SİZ OLMAZ!
Yazıya başlamadan yani İzmir-ce’yi anlatmadan önce “Baş İzmirli”; güzel kadın, biricik Sezen Aksu’nun, “İzmir’in Kızları” şarkısının sesini bi açalım bakalım.

Çünkü “Hiçbir topuk tıkırtısı bu kadar davetkar çalamaz!..
İzmirli olmayan birinin ‘İzmir’de simite gevrek diyorlar ne saçma yeaa’ cümlesi, İzmirlileri, İzmirlileri derken baya baya Karşıyaka ve Göztepe hatta Altay ve Buca’yı bile birleştirebilen güçlerden ikincisidir.
Karataş-Asansör-Karantina-Göztepe-Güzelyalı da doğup-büyüyüp-yetişmiş ve halen burada yaşayan biri olarak şunu söyleyebilirim; Bırakın İzmir’de kullandığımız kelimeler, bize has kalsın. Alaçatı gibi, Kordon gibi, sokakta kurulan masalar gibi ve sokak düğünlerinin hala devam ediyor olması gibi.
Nasıl İstanbul’da var olan tarihi dokunun hissi İzmir’de yoksa, İzmir’de var olan Ege kokusu da İstanbul’da yoktur.
Ve evet; simit ile gevreği ayıran baya sağlam bir nokta var ve hatta İstanbullular da ayırıyor bunu!
Haydi bakalım İzmirliler neye ne diyorlarmış?

*********


Asfalya bir isim değildir
Bir çiçek adı hiç değildir. Asfalya İzmir Dili ve Edebiyatı’na göre sigorta demek. Bildiğiniz evdeki sigorta kutularının adı İzmir’de asfalyadır ve asfalya olarak kalacaktır.

*********


“Ada’ya gidelim” cümlesinin karşılığında “hangisine” diyemezsin!
Bir İzmirli “Ada’ya gidelim” diyorsa bir diğer İzmirli ona “Hangi adaya?” diye sormaz. Çünkü İzmirli Ada’ya gidiyorsa Kuşadası’na gidiyor demektir.

*********

“Salak yapma” bir hakaret değildir
“Salak yapma” İzmir’de “hakaret” anlamında kullanılmaz. Bir İzmirli “Salak yapmak”tan söz ediyorsa, “aptala yatma, bilmezden gelme” demek istiyordur.
“Salaktan yürü” gibi bir cümle de “çaktırmadan yap” anlamına gelir.

*******
Kloraklasak daha temiz olur!
Yepyeni bir nükleer silah falan değildir. Baya bildiğiniz çamaşır suyunun karşılığıdır Klorak.
İzmir’de taaaa… 90 yıl falandır kullanılan su gibi olan çamaşır suyunun adıdır Klorak.

*******

İzmir'de “Andaç” sadece bir isim değildir!
Ah o güzel lise yılları vah o güzel lise yılları…
Orta-lise eğitiminin son yıllarında herkes yazar. Ve yazan bilir; 'Eski sevgilim bi’şey diyecek mi? Arkadaşım ne yazacak' filan diye düşünen bir İzmirli öğrenci, yazılanların basılı olduğu kitaba asla “yıllık” demez, “Andaç” der.

**********

Garaj deyince aklınıza lüks spor arabalar geliyorsa durun İzmir’de o iş öyle değil!
Bir İzmirli bir diğer İzmirliye garaja gidelim diyorsa, Bornova’ya doğru yola çıkarlar. Çünkü İzmir Santral Otogarı’na gitmek üzerelerdir.

************
Şakşuka değil şişarka!

İzmir’de pazara girince eğer şişarka görürseniz yanındaki patlıcana bakmayın. Çünkü kimse şakşuka için patlıcan almanızdan söz etmiyor. Kırmızı biberin adı İzmir’de şişarkadır.

*************

Mısırın başka biçimine değil, darıya darı deriz
Süt mısır İzmir’de “süt darıdır”. Zaten eski tarihlerde de mısıra “darı” dendiği için kimse boyoz, çiğdem ya da domat gibi bu kelimelere takılmaz.

***********

Bango bir yer adı değil!
Bir İzmirli size “bangonun üzerinde” dediyse mutfağa gitmelisiniz. Çünkü mutfak tezgahının İzmir’deki adı bangodur.

**************

Yemiş reçelini izleyip ağlamıştınız ama!
Evet… evet,.. İncir’e İzmir’de “yemiş” denir. Hatta yolda teyzeler satar ve Ege halkına verilmiş en güzel ödül “yemiştir”.
Bu arada “bardacık”ı da unutmamak gerekir. Yemişin tazecik, dalından koparılıp yenilen türünün adı İzmir’de “bardacık”tır.

****************

“Abeci” A-Bee-Cee değil, baya “abeci”dir!
İzmir’in argo kelimelerinden biri olan “abeci” özetle budala, sonradan görme gibi bir hakaret söylemidir. Kimse “ceee” yi “ciii” diye okumaz. “Ceee” sadece ve sadece İzmir’de “ciii” diye okunur.

**************

Evet klişelere yer açın gevrek ve çiğdem mevzuu
Daha böyle sadece İzmir’de ve İzmirlilerin kullandığı “zibilyon” kelime vardır; domates – domat gibi.
‘Domat’ı, ‘domates’ten ayıran bir şey yok. Ama simit ve gevrek en azından İzmir’de ayrıdır. Seyyarda yediğinize ‘gevrek’, pastaneden alınana ‘simit’ denir.
Yani, “Niye öyle ya”nın karşılığı, İstanbul’da yumuşak olanın karşılığı “pastane simidi” gevrek olanın karşılığı ise “simit” olduğuna göre bu kadar da şaapmamak lazım.

*************

Çiğdem mevzuuuu!
Çiğdem ve çekirdek arasındaki farka gelince… Çiğdem bildiğiniz ayçiçeği çekirdeğidir. Çekirdek ise İzmir’de kabak çekirdeğine denir. İzmirlileri ayçiçeğine güzel bir kadın adı vermiş olarak düşünün.
Ve İzmir’de çekirdek yemek isterseniz “çiğdem” deyin ki kabak çekirdeği vermesin kimse!..
Yoksa yaban ellerde yaptığınız gibi elinizin işaret parmağıyla “bundan bundan” dersiniz.

***********
“Boyoz” ve “Kumru”nun bir karşılığı yok

Boyoz ve Kumru; ‘Borani, Babukko, Kuymak ya da Mıhlama” gibi bir yiyecek ismidir.
Ne olduğunu anlatamamakla birlikte İzmir’e yolunuz düşerse sabah kahvaltısında “İki boyoz bi yumurta”nın yanında şöyle güzel bi çay içip karnınızı doyurun derim.
Kumru’ya gelince… Sosisli, kaşarlı, sucuklu, salamlı, hatta yumurtalı olan o tostun adı: Kömürde Sandviç’tir.
Herkes ona İstanbul’da İzmir-ce’den alıntı “Kumru” diyor ama “Kumru aslında Kumru poğaçasının arasına beyaz peynir, domates, biberli sandviçin adıdır.
Devam edeceğim de, yer meselesi!..
Belki daha sonra yine bir gün devam etmek üzere…


----------------------------------------------------------------------

Aklımıza şaşayım!..
Nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduğumuzun farkında mısınız?
Yeni değil ama yıllar geçtikçe maddi-manevi yük olmanın yanı sıra, o verimli topraklarımızı da yok edici kurtçuklar gibi kemirmeye başladı.
Tarım ve Köy işleri Bakanlığı'nda;
115 bin kişi çalışıyor.
30 tane Ziraat Fakültemiz,
50 tane Tarım Araştırma Enstitümüz,
10 bin işsiz ziraat mühendisimiz var.
Buna rağmen Türkiye tohumda tamamen dışa bağımlı. Tek kelimeyle yediğimiz-içtiğimiz tüm gıda ürünlerinin “tohum patronu” İsrail.

*********

DOMATESİNİZ NASIL OLSUN?
İsrailli araştırmacıların, genleriyle oynayarak; gül ile limon kokulu domates yetiştirdiğini Şalom Gazetesi'nin internet sayfasından okuyabilirsiniz. İstediğiniz şekle sahip domatesleri bile bulabilirsiniz; çekirdeksiz, kalp şeklinde, salatalık şeklinde, dilimli!

Yani genlerle oynama meselesi yüzde yüz doğru.
Gelelim başka doğrulara.
Bu tohumların bir ekimlik olduğunu bilmeyen yok.
Yani İsrail'den bir defa tohum almakla kurtulamıyorsunuz.
Bir gram tohumun fiyatı ise her dönemde bir gram altına denk.
Üstelik İsrail tohumunu toprağa bir ektin mi artık isteseniz de yerli tohuma dönemiyorsunuz.
Genetik tohum o toprağa da zarar veriyor. Artık hep bu genetik tohumu kullanmak zorundasınız.

50-70 yıl sonra ise toprak kanserojen maddelerle dolduğu için tamamen kullanılmaz hale geliyor.
Buna en güzel örnek;
Türkiye'nin patates deposu olan Niğde ve Nevşehir bölgelerinde yetiştirilen patateslerde kanserojen maddeye rastlandığı için artık patates ekimine izin verilmemesidir.
Yani İsrail tohumu tek başına satmıyor. Tohum alana hastalığı bedava(!..)
Tohumların içine hastalık yerleştiren İsrail bu sayede zirai ilaç satımını da garanti altına almış oluyor.
İKİNCİ ÜLKEYİZ
Bütün bu acı tabloya rağmen Türkiye'de yabancıların menfaatine çalışan bir patent sistemi işletiliyor.
Ne korkunç!..
Köylü kendi bahçesinde tohum bırakamıyor, bırakamayacak da. Çünkü yerli tohumla ekip-biçmek yasak…
Yoksa uluslararası mahkemede yargılanacak!
Şu anda dünyada İsrail tohumu kullanma yasası çıkartan ilk ülke işgal altındaki Irak'tır.
 İkincisi de biz olduk…

Peki bunları bilmiyor muyuz?
Bu kadar Ziraat Mühendisi, bu kadar bakanlık çalışanı, bu kadar bilim insanı ne yapıyor?
Neredeler, sesleri niçin çıkmıyor?
Biliyor, ama susuyorlarsa, bu; topraklarımızın yok oluşuna ortak olmaktır.
İhanettir!..

(Bilgi; Prof.Dr. Kadircan Keski Bora)

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Yazarlar
Yazarlar
Website Security Test