Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Türkiye'yi, Dünya'yı bırakıp, İzmir'e, Urla'ya bakmak!..

27.12.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

"Belediyeler hakkında" yazmak, "ülkenin dört bir yanında yaşayan 83 milyon TC vatandaşının 'günlük hayatındaki sorunlarının büyük bir bölümünü çözmek sorumluluğunu üstlenmiş olan' bir kuruluşu sahne ışıklarının önüne çıkarmak" demektir!..

Haftalık yazımın rotasını büyük oranda değiştirmeye karar verdim. Geçen hafta yazdığım "Türkiye'yi kurtarmak, Belediyelerle başlar" başlıklı yazıma uygun olarak, bu hafta ve mümkün olduğunca her hafta "belediye" yazacağım. Dahası, "Ülkenin burasını" yazmak, "orasını da" yazmak demektir!..

Elbette her belediyenin, "bulunduğu bölge, orada yaşayan insanların beklenti ve istekleri itibarıyla farklılıklar gösterecek görevleri vardır" ama, genelinde "benzer sorunlar ve benzer sorumluluklar" çoğunluktadır!..

İzmir'in bir ilçesindeki vatandaşlar, mesela Urla'da oturanlarla, Van'ın Çaldıran İlçesinde oturan vatandaşların Belediye'den istedikleri ve bekledikleri "şeyler" ve de "sorunlar" büyük oranda benzeşirler!..

Onun için "belediyeler ile ilgili yazılar", sadece "o belde ve o yöre için değil", bütün belediyelikler içindir ve de "o beldelerde yaşayan" herkesin beldesel sorunlarını, beklenti ve isteklerini "büyük oranda" ortaya koyar!..

Osmanlı'dan ve hele hele Cumhuriyet'ten beri "Belediyeler Kanunu" çok ama çok değişmiştir.

"Büyükşehir" ihdasından sonra da "büyük değişiklikler" olmuştur.

"Büyükşehir" olmamış binlerce belediye için çıkarılmış kanunun 3'üncü maddesi" bakınız ne der:

"Madde 3- Bu Kanunun uygulanmasında; a) Belediye: Belde sakinlerinin mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan, idarî ve malî özerkliğe sahip kamu tüzel kişisini, b) Belediyenin organları: Belediye meclisini, belediye encümenini ve belediye başkanını, c) Belde: Belediyesi bulunan yerleşim yerini, d) Mahalle: Belediye sınırları içinde, ihtiyaç ve öncelikleri benzer özellikler gösteren ve sakinleri arasında komşuluk ilişkisi bulunan idarî birimi, ifade eder."

Demek ki, "neymiş" belediye; "Belde sakinlerinin mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan, idarî ve malî özerkliğe sahip kamu tüzel kişisi..."

Belde sakinlerinin, mesela "Urla'da" bizlerin; Akhisar'da, Balgat'ta, Of'da, Ahlat'ta, Alanya'da, Bodrum'da yaşıyorsanız, "oralarda" sizlerin "mahalli müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan" ve de... "Karar organı, (yani, Belediye Başkanı ve Belediye Meclisi üyeleri) o beldede yaşayan seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan... Hem de, "idari ve mali özerkliğe sahip" olan... TÜZEL KİŞİ!..

Yani; Urla'da "bizlerin seçtiği" Belediye Başkanı ve Belediye Meclisi ne yapacakmış; "bizlerin mahalli müşterek nitelikteki ihtiyaçlarımızı, sorunlarımızı" çözecekmiş.

Belediyeler Kanunu'nun 3'üncü maddesinin "bu bendi" Belediye Başkanı'nın ve Belediye Meclisi'nin "ne yapması gerektiğini" çok açık olarak ortaya koyuyor!..

Ve ben, bir TC vatandaşı olarak, "bizlerin seçtiği" Başkan ve Meclis üyelerine soracağım "bir soru" ile başlıyorum; "Belediye" yazı zincirime:

Benim oturduğum mahallenin yolları rezalet haldeyken, yol kenarları ve boş arsalar "çöplük" hâline dönüşmüşken, "halk ve hele hele çocuk sağlığımız bakımından" bu büyük sorun yıllar boyu çözülememişken, kuzum söyler misiniz bana yıllar yılı "Enginar, Kavun, Börek şenliklerinde, meydan konserlerinde alkış almak" sizi nasıl mutlu ediyor?..

 

İnternet'ten "esen" rüzgarlar!..

 

İngiliz Büyükelçisi Jane Marriot'un Avam Kamarasında sunduğu "Arap ülkelerinde eğitim" konulu raporundan:

"... En zeki öğrenciler Tıp ve Mühendisliğe gidiyorlar.

İkinci derece mezunlar ise İş İdaresi ve İktisat gibi bölümlere giderek birinci derece mezunların yöneticisi oluyorlar.

Üçüncü derece mezunlar siyasete yöneliyorlar ve birinci / ikinci derece mezunlara hükmediyorlar.

Eğitimde tamamen başarısız olanlar ise ordu ve emniyete katılarak siyaset ve iktisada tahakküm edip, onları mevkilerinden indirip, isterlerse öldürüyorlar.

Gerçekten dehşet verici olansa, asla hiçbir okula gitmeyenler din adamı oluyorlar ve herkesin kendilerine itaat etmesini sağlıyorlar."

 

Sözün Özü

Ülkede "onca" Sinan varken, "Aygün'ü milletvekili yapanlar" artık "Geçti Bor'un pazarı, sür eşeğini Niğde'ye" sözünü hatırlatan bir tablo içinde, "kafalarını taşlara vursalar" ne yazar?..

 

CHP sözcülüğe Can Ataklı'yı getirsin!.. 

Yooo, gülmeyin ve şaşırmayın sevgili okurlarım ve elbette CHP'li arkadaşlarım, dostlarım!..

"Muhalefet ilkelerini bilmeyen, Göbels'i okumamış, anlamamış, halka inmeyi hâlâ beceremeyen" ve de "laci ceketler, kolalı yakalı beyaz gömlekler, kravatlar, ütülü pantolonlar" ile kürsüye gelip, halka "tek düze bir sesle ve kağıttan okuyarak" mesaj vermeye çalışan sözcüler ile "ne muhalefet partisi olunur", ne Atatürk'ün partisi ne de kurucu parti!..

Karşısında "her gün kendilerine bol bol gol pası veren" bir iktidar partisine rağmen, "karşı karşıya kaldığı" rakip kaleye gol atamayan bir Ana Muhalefet Partisi ve sözcüleri var, karşımızda!..

"Mıy...Mıy...Mıy..." konuşuyorlar; konuşsalar ne olur, konuşmasalar ne olur?...

Çok değil, 3 ay getirsinler "o İstanbul beyefendisi" sözcünün yerine Can Ataklı'yı görsünler, "sözcülük nasıl yapılır" ve de "ne sonuçlar" alınır!..

Mübarekler, sanki "kazanmaya değil, 'Erdoğan gibi bir hatibin karşısında' kaybetmeye oynuyorlar", durmadan!..

Yazık "o partiye umut bağlamışlara!.."

 

Okuyucu mektupları

Uygur Türklerini yok mu sayıyoruz?..

Adanalı bir okuyucum yazmış; "Çin'in Hong Kong'u bile "Uygur Türklerine destek için" ayakta. Cumhurbaşkanımızın gözde oyuncusu Mesut Özil Avrupa'yı, hatta Dünyayı "acı gerçekleri görmeye çağıran" bir eylem yaptı.

Ama "Ergenekon / Kızıl Elma / Turan" bekçisi olması gereken Devlet Bahçeli'nin MHP'si başta, ülkede ses seda çıkmıyor. Acaba, toplama kamplarında işkencelere tabi tutulan, 'Türk' değil, 'İslam' kabul edilen ve buna rağmen, birçok genci ve düşüneni, 'terörist' denilerek idam sehpasına çıkarılan Uygurları savunmamak, savunamamak "beka sorununun" bir şartı mı?..

CEVABIMDIR; Rahmetli Alparslan Türkeş hayatta olsaydı, "Türkler için Beka sorununun ne olduğunu" öyle bir gösterirdi ki; sadece Çinliler değil, bütün Dünya öğrenirdi, Uygurlar’ın nasıl savunulacağını!..

745 yılında Kutluk Bilge Kül Kağan tarafından kurulan, 751 yılında Müslümanlığı kabul eden, Moyen Çor Kağan ile Bögü Kağan zamanında "imparatorluk hâline gelen" ve yüz yıl yaşayan bir devletin sahibiydi Uygurlar. Kırgız istilası ile yıkıldı, imparatorluk, sonra "küçük devletler kurarak" 13'üncü asra kadar yaşadılar ve daha sonra, Hunların, Göktürklerin, Mogolların ve de Çinlilerin egemenliğinde bugünlere geldiler.

Uygurlar, "uygar" bir milletti, "14 harflik" alfabeleri vardı ve Yusuf Has Hacib'in "Kutadgu Biliğ" adlı ünlü "mutluluk" eseri bugünlere kadar gelmiştir. Fikir adamları, sanatkarlar, şairler yetiştirdiler. Çinlilerden "kağıdı ve baskı makinesini" aldılar, kitaplar bastılar, kütüphaneler kurdular. Kanunlar çıkardılar. Çağlarının "en uygar" halkı ve devletiydiler.

İşte bu halk bugün ne hâlde ve bizdeki tablo: Uygurlara karşı, "Ne alırsan 2 liralık Çin malları" her tarafta; ve de tercih ortada!..

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Yazarlar

Günlük Burç Yorumları Aşk 18 Şubat 2020 Salı. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları Aşk 17 Şubat 2020 Pazartesi. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri. 17-23 Şubat haftalık burç yorumları. Yeni haftada burçların aşk ve iş hayatla...

Günlük Burç Yorumları Aşk 16 Şubat 2020 Pazar Hafta sonu. Astroloji tüm burçlar ve yükselenleri.

Yazarlar
Website Security Test