Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Ahh Hasankeyf Ahh ''Ne pahasına olursa olsun enerji'' diyemeyiz!

20.12.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Kadim kent Diyarbakır’da bir enerji konferansında konuştum. Ardından Mardin ve Batman’ı da ziyaret ettim. Onlarca insan ile tanıştım, bu topraklarda yaşamış antik medeniyetlerin izlerini takip ettim, mutfağını tattım, müziğini dinledim, kiliselerinde, camilerinde dualar ettim. Tarihi hoyratça yok etmemiz, benzersiz medeniyet eserlerinin izlerini silmemiz, bölge insanına saygısız ve sevgisiz yaklaşmamız çok üzdü. En fazla da birkaç ay içinde güzelim 12 bin yıllık Hasankeyf’i sular altında bırakacak Ilısu barajı kahretti, isyan ettirdi.

Tarih boyunca insanoğlu hiç enerjisiz kalmadı. Odun, kömür, petrol, doğal gaz, su, rüzgar, güneş, dalga, biyo-kütle, nükleer ile enerji gereksinimini karşıladık bugüne kadar. Hiç merak etmeyin, bundan sonra da karşılayacağız mevcutlar ve geliştirilecek yeni yakıtlar ile. Zaten muazzam bir bolluk var enerji kaynaklarında, tüketimden fazla üretiyoruz.

Bazen duyuyoruz: “nedir bu kardeşim, müzmin muhalefet nükleere, kömüre, rüzgara ve güneşe karşı çıkıyor. Peki, biz nasıl enerji üreteceğiz bu ekonomi için?”

Oysa karşı çıkılan, tabii ki enerjiden ziyade doğanın, tarihin, insan sağlığının tehdit edilmesine kayıtsız kalınması. Rüzgar güllerini yerleşim merkezlerine yakın kurmayın, güneş panelleri verimli tarım arazisi üzerine konulmasın, nükleerin emniyeti, atık yönetimi, teknolojisi sıkı kontrol altında olsun, kömür santrallerini filtresiz çalıştırmayın, hidroelektrik santralleri nehir yataklarını ve çevresini tahrip etmesin.

 

Dicle nehri üzerindeki Ilısu barajına su doldurmak için, Hasankeyf’de olduğu gibi, bölge insanı bağrı yanarak “12 bin yıllık medeniyetin izleri silinmesin, acilen başka bir çözüm bulun” dediğinde kulak vermek, hassasiyetini dikkate almak gerekiyor.

Gözlemlerim taze. Hem Diyarbakır’ın yıkılmış Sur semtini TOKİ tarafından “Toledo’ya dönüştürme“ projesi, hem dünyanın imrendiği kadim kent Mardin’in girişindeki çirkin yapılaşma içimi sızlattı. Süryanileri, Kaldanileri göçe zorlamamız bizi eksiltmiş, yoksullaştırmış kültürel ve dini zenginlik bakımından.

Hasankeyf’te birkaç ay içinde binlerce yıllık tarihi mirasın, orada yaşayanların evlerinin, anılarının, gelecekle ilgili hayallerinin, bitki ve hayvan türleri ile birlikte, 80 km aşağıdaki Ilısu Barajı'nın suları altında kalacağına hala inanamıyorum. “Bunu kendi ülkemize ve insanımıza nasıl yapabiliriz”in yanıtını inanın bulamıyorum.

UNESCO tarafından da dünya mirası kabul edilen 550 yıllık Zeynel Bey Türbesi, Artuklu Hamamı, Süleyman Han Camisi minaresi, Hasankeyf Kalesi orta kapısı, İmam Abdullah Türbesi ve Zaviyesi, Baldaken Türbeleri ile Er-Rızık, Kızlar ve Koç camilerinin yerinde şimdi yeller esiyor. 3 km yukarıdaki Kültürel Park Alanı’na taşınmışlar. 5 türbe ile 8 köy mezarlığının yerlerinin de yakında değiştirilmesi bekleniyor. Sadece medeniyetleri suya ve betona gömmüyoruz, orada kök salmış ve şimdi göçmeye zorlanan köylüleri de mağdur ediyoruz.

Bir zamanlar mesken olarak kullanılan altı bine yakın mağaranın bir kısmı da beton ve taş yığınları ile kapatılmış, suyu çekmesinler, kayalar çökmesin diye. Baraj suyu toplandığında insan türünün kökenleri, tarımın başlangıcı ve çok sayıda medeniyetin ayak izleri ve maddi varlıklarına dair olağanüstü kanıtlar da sular altında kalacak.

Aslında tanıklık ettiğimiz tahribat tabii ki yeni bir şey değil. Yarım asırlık tarihi var Hasankeyf’i kurtarma ya da tahrip etme çabalarının. Ilısu Barajı ve hidroelektrik santralı projesi 1954’de hazırlanmaya başlandı, 1975’de bitti. AK Parti döneminde inşaatı başladı, bitti. Dicle Nehri'nin geçtiği Batman, Diyarbakır, Mardin, Siirt ve Şırnak illerini kapsayan, gövde bakımından Atatürk Barajı'ndan sonra ikinci olan 12.3 milyar TL yatırım bedelli baraj su tutmaya başladı.

Aşağıda yer alan ülkelere su akışını azaltacağı kaygısıyla Arap ülkeleri bu projelere uluslararası finans sağlanmasını her aşamada engellediler. OECD’de yatırım bölüm başkanı olarak çalıştığım dönemde bizim önümüze kadar gelmişti bu engelleme çalışmaları.Ilısu Barajı, tamamlandığında, ülkemizdeki en fazla enerji üreten (Atatürk, Karakaya ve Keban'dan sonra) dördüncü büyük olacak. Yıllık ortalama 3 milyar kilowatt saat elektrik üretmesi bekleniyor.

Etrafındaki şimdi kamulaştırıldığı anlaşılan Mezopotamya'nın bereketli topraklarında tarım potansiyeli çok yüksek. Sular altında kalınca bu arazilerimiz tarım envanterinden çıkarılmış olacak. Dahası, endemik bitki türleri ve nesli tükenmekte olan hayvanlar da yok olacak, ekosistem dengesi bozulacak.

Hasankeyf’te suların en geç 2020 basında Mardin-Midyat bağlantısını sağlayan köprüye kadar yükselmesi bekleniyor. Elbette bu ülkeye enerji lazım, elbette şu lazım; ama unutmayalım ki başka bir Hasankeyf yok. İkame edilemez hiçbir şekilde. Onun, enerji yaratmak, su depolamak gerekçesiyle yok edilmesi medeniyet tarihimiz için büyük bir kayıp, bizim kuşağımız için ise büyük bir utanç olacaktır.

Hala sanki bu topraklarda göçmen gibiymişiz gibi davranıyoruz. Neredeyse bin yıldır üzerinde yaşadığımız bu güzel vatanda ebediyen kalmanın ön şartı bizden önceki medeniyetleri de savunmak, doğasını, kültürünü, dilini, etnisitesini korumaktır.

Hasankeyf giderse onu koruyamayan, onu mahveden bizim kuşağımız utanç duyacak, bu yüzden gelecek kuşaklar bizden nefret edecek, tarih önünde de “barbar”lığımız tescil edilmiş olacaktır.

Ne pahasına olursa olsun enerji üretelim kabul edilemez. Enerji bulunur ama kaybolan tarih, doğa, insan sağlığı geri gelmez.

Daha her şey bitmiş değil. Bir an önce barajın su seviyesi indirilerek, elektrik üretim kapasitesi azaltılarak, yeni kademeler inşa edilerek Hasankeyf kısmen kurtarılabilir. Bunu başarırsak (hepimizin ödemeye hazır olduğu) maliyetler belki biraz artacak olsa da eşsiz bir medeniyet mirasını yitirmemiş olacağız.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test