Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Türkiye, bölgede kendi sorunlarıyla baş başa kalmış durumda

2.8.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Suriye ve sığınmacılar konusunu değerlendirirken 2011 yılından bu yana bölgenin ve ülkemizin yaşadığı gelişmeleri; sonuçlarına ve yarattığı etkiye bakarak ele almak ve bundan sonra ne yapılacağına sağlıklı bir şekilde karar vermek gerektiğini düşünüyorum. Öncelikle; nüfusumuzun yaklaşık yüzde beşi kadar Suriyelinin sadece insani düşünceyle misafir edildiğine ve bölge istikrara kavuştuğunda ülkelerine gönderilebileceklerine inanmanın çok zor olduğunu değerlendiriyorum.

Üretimde kayıt dışı ucuz iş gücü olarak istihdam edilen, kanun dışı faaliyetlerde kullanılma riski olan, diledikleri kente yerleşerek kendi şirketini kuran, kendi dükkanını açan, eğitimde, sağlıkta, sosyal yaşamda ülkesinde asla bulamayacağı olanaklara kavuşan, ülkemizde doğan çocukları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına sahip olan bu insanları; bölgede durumlar değişse bile -önümüzdeki 15-20 yılda bunun çok zor olacağı görülüyor- kolaylıkla geri göndermenin mümkün olmayacağı kanaatindeyim. Geri gönderilmeye kalkıldığında; ülkemizde üretimde, ticarette ne gibi sorunlarla karşılaşılacağını ve bu insanların nasıl bir sosyal tepki göstereceğini kestirmenin zor olmadığını düşünüyorum. Bu insanların ülkemizdeki tarikat ve cemaatlerle ilişkileri de mercek altına alındığında sorunun görünenden de büyük olması ihtimalini de göz ardı etmemek gerekir. Bu projeye bugüne kadar yaklaşık 40 milyar dolar harcandığı söylenmektedir. Bazıları bu paranın tamamının devlet tarafından harcanmadığını, en az yarısının sivil toplum örgütleri tarafından karşılandığını dillendirilmektedir. Bu sivil toplum örgütlerinin(!) tarikat ve cemaatler olması ihtimali de sorgulanmalı, eğer böyleyse; arka plandaki finansörler, yönlendiren kaynaklar ve nedenleri irdelenmeli, sığınmacıların kontrolü sadece devletin elinde olmalıdır. Bu aynı zamanda insani nedenle korundukları söylenen sığınmacıların istismar edilerek başka amaçlar için kullanılmalarını da engelleyecektir.

Rusya ve Suriye yönetiminin İdlib'i sürekli bombalaması nedeniyle oluşabilecek kayıtlı-kayıtsız sığınmacı akınının yaratacağı risklerin de bu yönleriyle değerlendirilmesi ve zamanında her türlü önlemin alınması gerekmektedir. Son günlerde bazı gazete ve televizyonlarda kutsal ve duygusal kavramlar üzerinden mevcut sığınmacıların korunması gerektiği algısı yaratılmaya çalışılmaktadır. Bu algı çabası aynı zamanda halkımızın yeni bir sığınmacı akınına hazırlanması anlamına gelmektedir diye düşünmek de yanlış olmayacaktır. Sığınmacı politikası; sadece insani amaçlara göre değil, ulusal çıkarlara göre şekillendirilmelidir.

Biz Suriyeli sığınmacılara odaklanmışken bölgede neler olup bittiğine de dikkat göstermek gerekmektedir. Türkiye; Fırat'ın doğusunda 30 kilometre derinliğinde bir güvenli bölge tesis edilmesi, PYD/YPG'nin bu bölgeden uzaklaştırılması ve bunlara verilen ağır silahların geri alınması isteğini ABD'ye iletmiş, bu kabul edilmezse güvenli bölgeyi kendi başımıza kuracağımızı beyan etmiştir. 30 Temmuz tarihindeki MGK toplantısı sonunda yapılan açıklamada da bölgede bir "barış koridoru" oluşturma kararlılığı dile getirilmiştir. Buna karşılık ABD; IŞİD'le mücadele gerekçesiyle SDG (PYD/YPG)'yi desteklemeye devam edeceği ve güvenli bölgenin 5 kilometre kadar olabileceği konusunda ısrarcıdır. ABD ve koalisyon güçleri; Fırat'ın doğusundaki hava sahasını kontrolüne almıştır, Türkiye'ye yakın Kobani ve Kamışlı'daki askeri üslerini genişletmekte, Türkiye-Suriye sınırında keşif uçuşları yapmakta ve PYD/YPG'yi tırlarla taşıdığı zırhlı araçlar ve ağır silahlarla takviye etmektedir. Bu koşullarda Türkiye'nin Fırat'ın doğusunda bir askeri harekât icra etmesi oldukça zor görünmektedir. Aksi halde ABD ve koalisyon güçleriyle karşı karşıya gelme ihtimali vardır ve bunu ne Türkiye ne de ABD ve koalisyon güçleri istemeyecektir. Ben bunun bir pazarlık süreci olduğunu, ABD'nin askeri ve ekonomik yaptırım tehditleriyle Türkiye'yi tavize zorlayacağını değerlendirmekteyim. ABD; koalisyonun ve İsrail'in desteğiyle tıpkı Irak'ta olduğu gibi bölgede bir Kürt yapılanması gerçekleştirme amacıyla bölgededir. ABD'nin nihai hedefi büyük Kürtistan'dır ve bu amacından vazgeçmesi beklenmemeli, bütün adımlarımız buna göre hesaplanmalıdır.

Rusya ise; Fırat'ın batısındaki hava sahasını kontrolü altına almış, Türkiye'nin bölgede icra ettiği askeri harekatların etkisiyle İdlib bölgesine sıkıştırılan muhalifler üzerindeki baskıyı artırmış, bunun dışındaki bölgelerde Türkiye'yi PYD/YPG ile baş başa bırakmıştır. Türkiye'nin güvenlik endişeleriyle ilgili değildir ve bölgedeki bütün faaliyetlerini Suriye yönetimiyle birlikte sürdürmektedir. Fırat'ın doğusunda nelerin olup bittiğiyle de hiç ilgilenmemektedir. Bu durum; Suriye'nin ABD ve Rusya arasında paylaşıldığını göstermektedir.

Ülkemiz; başlangıçta ABD'nin, sonra da Rusya'nın güdümüyle uyguladığı bölge politikası neticesinde bölgede kendi sorunlarıyla tek başına kalmıştır. Çevremizdeki yakın komşularımızla ilişkilerimize baktığımızda durumumuz açıkça görülmektedir. Tek seçeneğimiz milli birlik ve beraberlik bilinciyle kararlılığımızı sürdürürken, bölge ülkeleriyle ilişkilerimizi doğrudan diyalogla, ortak çıkarlar doğrultusunda geliştirmeye gayret etmektir.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Yazarlar

Günlük Burç Yorumları 18 Ekim 2019 Cuma. Astrolojide tüm burçlar ve yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları Aşk 17 Ekim 2019 Perşembe. Astrolojide tüm burçlar ve yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları 16 Ekim 2019 Çarşamba. Astrolojide tüm burçlar ve yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları 15 Ekim 2019 Salı. Astrolojide tüm burçlar ve yükselenleri.

Günlük Burç Yorumları 14 Ekim 2019 Pazartesi. Astroloji tüm burçlar.

Emekli Albay Soner Aydın Barış Pınarı Harekatı'nı değerlendirdi.

Yazarlar
Website Security Test