Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Bari, "Muhtarıma dokunma" Bahçeli!..

12.4.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

 

Seçimlerde "istedikleri ve bekledikleri sonuçlar çıkmayınca", iktidardakiler "ilk olarak seçim kanun ve sistemiyle oynarlar, dahası seçim bölgelerinde, il ve ilçelerde değişikliklere giderler"; yerelde de böyledir, genelde de. Üstelik ben bildim bileli "bu tablo" değişmez!..

Bu defa da "öyle olacak" galiba.

Gazete haberlerin göre, "Öyle bir sistem inşa edilsin ki sadece büyükşehir başkanını seçelim. O da üstlendiği görev ve yetkiye dayanarak, ilçe belediye başkanlarını belirlesin. Seçimlere başkan adayları ile ilçe belediye başkan adayları aynı listede girsin. Tek oyla iki seçim birden yapılsın" önerisi getiren MHP Genel Başkanı'nın "yeni" sisteminde "Büyükşehirlerde muhtarlıklar da kaldırılacak. Muhtarlıklar sadece Büyükşehir olmayan illerde, onların ilçe ve köylerinde kalacak."

Kutlarım Devlet Bahçeli'yi.

Zaten bugüne kadar bu ülkede "öyle bir demokrasi inşa edildi" ki, bu millet, "bir kişinin, 5 kişinin, bilemediniz 15 kişinin ve istisnai olarak 50 - 60 kişinin tespiti ile oy pusulalarına konulması için Seçim Kurullarına teslim edilen milletvekilliği, belediye başkanlığı, belediye ve il genel meclisi üyeliği aday listelerinden birini tercih etmek" zorunda bırakılıyor; "milletin hür iradesiyle, o listelere konulan tek isim yok!.."

Sadece "muhtarlık seçiminde" bu millet, bu halk "hür iradesi ile" adaylığını koymuş muhtarını “hür iradesi” ile se­çe­bi­li­yor­du; şimdi onu da bu milletin, bu halkın, bu vatandaşın, bu seçmenin elinden alacaksınız, öyle mi sayın Devlet Bahçeli?..

Sonra da "demokrasiden" bahsedecek ve bu milletten, bu halktan, bu vatandaştan, bu seçmenden oy isteyeceksiniz; söyleyin bana; hangi yüzle?..

 

Okuyucu Soruları

Bademler'e yakıştı mı?..

 

Bir okuyucumun mailini "aynen" sütunuma alıyorum; "Siz oradaydınız, İzmir eski milletvekili Türkan Miçooğulları ile yan yana oturuyordunuz. İki koltuk solunuzda da yeni Urla Belediye Başkanı (o günlerde başkan adayı idi) Burak Oğuz oturuyordu. Salon tıklım tıklım doluydu ve Bademler köyünde "Dünya Tiyatro Günü'nün gecesinde" bir oyun sahnedeydi; 'Hoş geldin Amerika!'

Türkiye Cumhuriyeti'ne, rahmetli İsmet İnönü'ye, İsmet İnönü dönemine 'bugünün kapkara, yobaz ve hilafetçi' zihniyetin çalmaya çalıştığı karalardan daha ağır hakaretler vardı, bu oyunda. 'Kültür, sanat, Atatürk, İnönü sevgi ve saygısı' denilince ülkemizde ilk akla gelen köylerden biri olan Bademler'e "bu oyun" yakıştı mı?..

CEVABIMDIR; Sevgili Okurum, bir değil, yüz; yüz değil bin defa haklısınız. İnönü döneminde Marshall yardımının başladığı süreçte, "İstanbul'u ziyaret eden Missouri uçak gemisine atfen" yazılan ve baştan sonra "kenarda köşede kalmış bir genelevin bahçesinde geçen, çirkin diyaloglarla devlete hakaretler yağdıran" bu sözüm ona tiyatro oyununun, "Dünya Tiyatro Günü'nde, sahneye konulması", öncelikle "Bademler Köyü'nü lekeleyemeye çalışmak" anlamına gelir. Sayın Miçooğulları'nın daveti ile oraya gitmesem ve Urla belediye başkan adayı sevgili Burak Oğuz kardeşim orada olmasa, o oyunu yarıda bırakır, o salondan çıkardım. Ayıptır, yazıktır ve "ön ayak olanlar" utanmalıdır!..

 

 

Öyle bir destek ki!..

 

Birleşmiş Milletler  Genel Kurulu, 1993'de "22 Mart'ı 'Dünya Su Günü' olarak" ilan etti!..

22 Mart geçti, "duyanımız, duyuranımız" oldu mu?..

Dünya suyunun tümü, 1.4 milyar metre küp imiş. Bunun da yüzde 97.5'u denizlerde ve okyanuslarda bulunuyormuş. Geride kalan yüzde 2.5'u kullanılan ve içilen tatlı su imiş,  yeraltında, yerüstünde, buzullarda, atmosferde varmış.

Ne var ki, "atmosfer ve dünyadaki ısınma süreci,  tatlı suyu azaltıyormuş. Bu da, Dünyanın dört bir yanında "su kavgalarına, hatta savaşlarına sebep oluyormuş!.."

Her yıl "bebekler başta" yüz binlerce insan "sağlıklı içme suyu yokluğundan" ölüyormuş!..

İzmir'de "adam gibi bir adam" çıktı, yıllardır "su tasarrufu" diye çırpınıyor; okuldan, kışlaya, camiden, eve, parklardan, bahçelere, spor kulüplerinden, belediyelere kadar ulaşabildiği her yerdeki insanlara, bakanlara, başkanlara, komutanlara, müdürlere "çeşmelere, lavabolara, 'sadece' babalarımızın devrinde kullanılan muslukların takılmasıyla ne ölçüde tasarruf yapılabileceğini" anlatıyor, çalmadık kapı,  erişmedik yetkili bırakmıyor. Ben de bu yazıda yazdıklarımın çoğunu "ondan" öğrendim.

"İş adamı" Avni Ersoy yakın arkadaşım, ben ona "Su aktivisti" lakabını taktım. Sanırım birkaç yılda "ikna ettiği kişi ve makamların başladığı musluk değiştirme ile", inanıyorum ki, "dibi delik olan" Gördes Barajı'nda kaybedilen sudan fazla suyu tasarruf ettirdi, hem de "birkaç misli" olarak!..

Sadece "kaldırıp, indirmeli bugünün muslukları yerine, çevirmeli eski yılların musluklarıyla tasarrufu sağlanabilen" suyu söylüyorum, yazıyorum, sizlere!..

Devlet, "bu işi, bu tasarrufu"  bir "devlet görevi saysa", Türkiye'nin yarınlar için "su sorunu ve endişesi" olmayacak.

Geçen hafta, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın eşi Emine Hanımefendi, Ürdün'deki uluslararası bir toplantıda dedi ki; "Gençler, bir fincan kahvenin üretimi için gereken su miktarının 140 litre olduğunu biliyor muydunuz? Giymekten bıkıp attığımız bir tişörtün israfı, onun üretimi için harcanan 2700 litre suyun israfı demektir. Dünyayı incittiğimiz her an dünya bize cevabını tükenerek veriyor. İsrafı yaşam biçimi haline getirmemeliyiz."

Sevgili Avni kardeşim, "en tepedeki yerde güçlü bir destekçin var", ona ulaşmaya bak. Kim bilir "eğer başlattığın su tasarruf hamlesi bütün yurda yayılabilirse, birkaç günde kaç barajlık suyun musluklardan boşuna akmasının önüne geçecektir", Emine Erdoğan Hanımefendinin desteği!..

 

Sözün Özü

Bir bilmecem var; "Sandıktan çıkmaz, say say bitmez, say say değişmez"; bilin bakalım nedir?

-  Bu kadar kolay bilmece olur mu; işte İstanbul'daki seçim!..

- Yooo, bilemediniz, o nasıl olsa bitti ya da bitecek. Benim sorumun cevabı; "Pinti zenginin parası" idi!

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test