Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Türkiye ile AB arasındaki savaş nereye gidiyor?

22.3.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Ülkemiz 60 yıldan uzun bir süredir Avrupa Birliği’nin (AB) üyesi olmak için düştüğü girdabın içinde çabalamaktadır. Geçen hafta, en büyük ve önemli karar organı olan “Ortaklık Konseyi” toplandı. Türkiye ile müzakerelerin dondurulması kararını aldı. Türkiye kamuoyunun bu toplantıdan haberi bile olmadı. Üstelik bu konsey, dört yıldan beri de toplanamıyordu.

Her ne kadar, alınan karar bir temenni de olsa bugünden sonuçları kestirilemiyor. Bu karar ne olursa olsun Türkiye’nin aleyhinde bir hava yaratmıştır.

Enteresandır, AB’nin yüksek temsilcisi Federica Mogherini'nin açıklamaları ile Sayın Çavuşoğlu’nun değerlendirmeleri karşılaştırıldığında hala aynı kutuplara doğru bir gidişin olduğu söylenemez.

Peki, Türkiye’nin bir 60 yıla daha mı ihtiyacı var? Yoksa artık bir karar arifesinde olunması mı gerekmektedir?

İşte sorun, artık bu noktaya gelmiştir.

Evet, arada konuşmalar olmaktadır. İlişkileri devam ettirmek, fakat sonuçlandırmamak ve oyalamak, AB’nin ortak hedefidir.

Özellikle mülteciler ve Suriye’deki durum nedeniyle Türkiye'ye gelen ve sayılarının 3.5 milyon olduğu söylenen kitlenin hedefi ise büyük oranda AB bölgesine iltica etmektir.

İşte bu korkulu rüya, AB’nin uykularını kaçırmaktadır. Adeta bir kabus olarak tepelerindedir.

Onun için gaye, Türkiye’yi oyalamak ve Suriyeli mültecilerin Türkiye’de yerleşmeleri için zaman kazanmak, sonra da meseleyi üzerimize yıkmaktır.

Sanki başka hususlar yokmuş gibi işi bir tek bu mecraya yönlendirmektir.

Başka nedenler de var...

Hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığındaki zafiyet görüntüleri ve diplomasi dilinde ne yazık ki var olan bazı eksiklikleri yanında, Türkiye’de esaslı başka hususlar ile işi zora sokmaktadır.

Peki, bunlar nelerdir?

Öncelikle belirtilmesi gereken husus, AB’nin İsrail destekli bir “Hıristiyan” topluluğu olduğu gerçeğidir. Bu gerçek, işin püf noktasıdır.

AB’nin bugünkü üyeleri, Hıristiyan camiasının çeşitlerinden oluşmaktadır. Arkalarında da İsrail desteği ve yönlendirmesi vardır.

Hıristiyan kilise ise Türklerin kabulünden yana değildir.

Benim AB ülkelerinde geçen 12 yıllık görevlerim sırasında İngiltere, Danimarka ve İtalya’daki izlenimlerim ve yanı sıra bulunduğum diğer topluluk üyelerindeki temaslarımda edindiğim husus şudur: Bir defa Türkiye, günümüzde 80 milyonu aşmış olan nüfusuyla çok kalabalık bir ülkedir. Bu nüfus, hızla da artmaktadır.

Ayrıca yaşam tarzımızda ve AB değer yargıları noktasında ayrı düştüğümüz noktalar mevcuttur.

Bunun yanında Türkiye, geçmiş 60 yılda iki defa AB’ye girme şansını yakalamış, ancak kullanamamıştır. Ecevit’in tesir altında aldığı ters karar ve Demirel’in bir başka kararsızlığının sonucunda bu iki şans kaybedilmiştir.

Ancak şu andaki durumun bir başka nedeni ise, AB’nin hala perde arkasında Amerika’nın da etkisinde bir topluluk olmasıdır. Bunun derecesi ve niteliklerinde bir takım başkalıklar mevcut ise de Amerika’da olduğu gibi AB’nin arkasında da dünya para hareketlerinin yönlendiricisi bir “para imparatorluğunun” etkisi olduğu unutulmamalıdır.

Bugün Türkiye ile Amerika S-400 ve F-35’ler konusunda ihtilaflıdır. Rusya ile ilişkilerinin düzgün olması ise ayrı bir Amerika endişesi olarak karşımızdadır. Eğer bu boyutların türbülansı devreye girer ve artan etkileri bahis konusu olursa, Türkiye’nin AB ile ilişkilerin gelişmesi mümkün değildir.

Bugünkü durumda Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerini kesmesi de söz konusu olamaz. NATO içindeki durumu ve konumu da bir ölçüde AB ve Amerika’nın etkisindedir.

Yani karşımızda iki yanı da kirli bir çubuk vardır.

Türkiye’nin gayesi, iki tarafın etrafındaki denge politikasının dar yolunda yapacağı çalışmalarında başarılı olmaktır.

Bence Türkiye’nin artık bir karar arifesinde olduğu ortadadır. Sayın Cumhurbaşkanımız AB’ye açık bir hitapta bulunmuştur; “Bizi istemiyorsanız söyleyin, yolumuzu çizelim” demiştir. Ama cevap yoktur.

Amaç, oyalama ve bu arada çeşitli tuzaklarla ülkemizi zayıflatarak ve engeller çıkartılarak, terör örgütlerini destekleyerek bizi biat ettirmektir.

Şu an Türkiye’nin AB’ye alınma ihtimalinin üzerinden konuşursak, rakamsal ifade kocaman bir “sıfırdır.”

Peki, biz ne yapmalıyız? Türkiye’yi adeta parçalamayı hedefleyen güçlere karşı gelecek güce kavuşmamız gerekmektedir. Bu gücü harp anlamında değil, ilişkiler ve diplomasideki başarılarımızın kalitesindeki kabiliyet ve ehliyetimiz ile kazanabiliriz.

Türkiye, konumu itibariyle bugün değil, asırlardır yok edilmeye ve küçültülmeye çalışılmaktadır.

Bunun da çaresi, ülkemiz için eşit hukuksal koşullar, demokrasi, laik rejim şartları ve güçlü ekonomi ile etkin ve derin bir devlet diplomasisidir. Tarafları kesin teşhis ve hedeflerinin ne olduğu noktasındaki bilimsel ve tarihsel tespittir.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test