Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Türkiye’nin derdi, jeopolitik konumu ve tuzaklar...

22.2.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Ülkemiz, Orta Doğu’nun en riskli bölgesinde yer almaktadır. Yüksek potansiyele sahip topraklara, aynı zamanda doğal kaynaklara sahiptir ve ulaşım ile enerji yollarının üzerinde bulunmaktadır.

Nüfusunun çoğunluğu Müslüman bir ülkedir. Ancak diğer inanışlara sahip kapitalist ülkeler kadar din baskısındadır ve etrafı, kaynaklarını paylaşmak sevdasındaki ülkelerle sarılmıştır. Bunlar, örneğin bir İsviçre’nin konumundaki ülkeler gibi değildir; düşman ve paylaşım histerisi olan devletlerdir.

Peki, ülkemiz bu konumu kendisi mi seçmiştir? Tabi ki hayır; bu bir takdiri ilahinin sonucudur diyelim. Değişmesi mümkün müdür? Ona da hayır. Peki, ne yapmalıdır?

Yapılması gerekenler yapılmadığı için bugün sıkıntı içindedir. Sorunların ve dertlerinin kaynağı bugünün yönetimlerinin değil, geçmişte, 1950 yılından beri yaşanan siyaset saptırmalarının sonucudur.

Atatürk yoktan ve parçalanmış bir imparatorluktan bir vatan ve millet yaratmış ve bunun adına da “Türkiye Cumhuriyeti” demiştir.

Türk milletini de tarif ederken “Türkiye topraklarında kurulan ve içinde yer alan insanlarının yer aldığı halkların toplamına Türk Milleti denir” demiştir.

Burada dine, ırka, inançlara ve renge yönelik hiçbir ayrım yapmamıştır... Hepsine birden “Bu milleti var eden halklar” demiştir.

Böylece 1950 senesine gelinmiştir.

Burada biraz duralım...

 

Kimlerle komşuyuz?

Etrafa bakalım, en büyük ülke Rusya... Ezeli ve ebedi soru işaretimiz Ermenistan intikam peşinde... Neden mi? Onları sürmüşüz, öldürmüşüz. Yaman bir harp olmuş, arkadan vurmuşsun ihanet etmişsin, senden de ölenler olmuş, bizden de birlerce şehit var. Sen hala “soykırım” davasındasın?

Irak... Parça parça bir Arap, Kürt, Türkmen karışımı suni bir devlet. İran’da İslam’ın değişik bir varyasyonu var ve daima tetikte olmamız gereken bir ülke. Kıskanan bir halk psikolojisi içindeler...

Gelelim batıya... Yunanistan, ezeli bir sıkıntıdan kaynaklı tacizkar bir tutumla ve salam politikası ile Türkiye’yi dilim dilim nasıl toprak kaybına uğratırım düşüncesinin peşinde... Ege Denizi’nde de doğal kaynakların paylaşımı rekabetinde.

Bulgaristan... Bakmayın sessizliğine, geçmişteki göçleri ve sınır ihtilaflarını hatırlayın.

Romanya, içlerinde en ehven-i şer olanı.

Gelelim Akdeniz’e... Kıbrıs Devleti bölünmüş bir ada... Vahşete uğramış Türk nüfusu ile hala paylaşım serüveni ve ortaklıklar için bir “doğal enerji kuyularının hepsine sahip olma” hırsındaki bir ülke. Kıbrıs anlaşmazlığının baş mimarı ve onların destekçileri olan İngiltere, Amerika, İsrail ve gizli ortak Rusya ile pazarlıklar içinde...

Siz böyle bir konumdaki “Türkiye Cumhuriyeti’nin” başının belalardan kurtulmasını bekler misiniz? Tabi ki hayır...

İşte sizlere anlattığım “komşuların” ihtiraslarının hedefi olan bir ülke Türkiye.

Şimdi ise başta Amerika olmak üzere Almanya, Fransa, İsrail ve AB’nin çeşitli ülkeleri bir olmuş, sınırlarımızda bir “Kürt devleti” kurma hevesinde...

Neymiş, Türkiye’nin sınırları Yeşilırmak’ın kenarlarında bitermiş; orada, yani Irak ve Suriye ile Türkiye topraklarında konfederatif bir yapılanmanın kurulması imiş. Bunun adı da “Büyük Orta Doğu Projesi...” Tam bir tarihsel hesaplaşma ve “vaat edilmiş topraklar” hikayesi...

Kısaca hedef, bu...

Peki bunun ilacı ve teşhis ile tedavisi ne olmalıdır?

Ata’mız bunu anlamış ve kuruluş felsefesine hedefi koymuş.

“LAİK ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti...”

Neden din ile devlet işleri ayrılsın, hepsi kendi ortamında gelişsin? Çünkü insanların en büyük zaafı dinsel inanışlarıdır. Bunu ele geçiren ve dejenere eden, o milleti bitirir.

İngiliz Başbakanı Churchill’in bir teşhisi vardır; Müslüman bir milleti ele geçirmek istiyorsanız iki hususu ele alıp değişime uğratacaksınız: Din ve eğitim sitemleri.

Bunları da tarikatlar ve cemaatler ile yaparsınız. Tıpkı dünyadaki 54 Müslüman devlet gibi...

Birleşmiş Milletlerde ve İslam İşbirliği Teşkilatı’nda bu rakama yakın kayıtlı üye ülke var. Bunlar içinde bir tane adam gibi olanını gösterebilir misiniz?

Yoktur ve bu gidişle de olamayacaktır.

Çünkü hepsi gerçek dışı inanış ve dejenere edilmiş söylemlerle afyonludur.

Henüz sadece Türkiye bunun dışındadır. Peki bunun sebebi nedir? Ülkeyi kuran dahinin öngörüleri...

Ancak günümüzde bu dejenerasyonların etkileri genişlemektedir.

Bunun da miladı, 1950 seçimlerinde gelen iktidar ile birlikte siyasetçilerimizin gafletleridir. Adım adım bir tuhaf hale gelmekteyiz. Korkarım işin ucu kaçacak gibi görünüyor...

Temennim ve sizlere anlatmak istediğim, inanışlarımız ve komşularımızın durumu ile emperyalist devletlerin hasret ve gayretlerinin arkasındaki düşüncelerin ne olduğunu bilmesi siyasilerimizin uyanık olmasıdır.

Türkiye bugün bunu anlamalıdır. İnsanlarımızın kendilerini düşünmesi normal; ama geleceğin de bu devletin tutum ve davranışları ile ancak “payidar” olacağı unutulmamalıdır. Bilmem biraz olsun anlatabildim mi?

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 1 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Ali Türker

24.02.2019 - 17:32
Harika bir tesbit ve yaşadıklarımızın özeti. Teşekkür ederim.
Diğer Yazarlar
Yazarlar
Website Security Test