Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Devlet imkanıyla seçim yarışı

22.2.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Kaptırmışız bir seçim dalgasına kendimizi, meçhule doğru sürüklenmeye devam ediyoruz. Kavga, gürültü, hakaret, darp, cinayet, kaza, felaket haberlerinden geçilmiyor. Şöyle insanın yüzünü güldürecek, memnuniyet iştahını kabartacak, derin bir nefes almasını sağlayacak haberlere hasretiz. Gerçi bizi yönetenler öyle şeyler söylüyorlar ki, ya biz başka bir ülkede yaşıyoruz ya da onlar başka bir ülkeden bahsediyorlar. Kimi milli gelirde Amerika’yı geçtiğimizi anlatıyor, kimi dünyada insani yardım şampiyonu olmakla öğünüyor, bazıları da ihracatta rekorlar kırdığımıza inandırmaya çalışıyor milleti. At atabildiğin kadar, bunun KDV’si, ÖTV’si filan yok nasıl olsa. Millet inanıyor ya, ona bakıyorlar.

Şöyle çıkıp gerçekleri erkekçe anlatacak birine muhtacız. Dünyada kendi kendine yeten 7 ülkeden biriyken, şimdi neredeyse tüm gıdamızı dışarıdan ithal eder hale geldik. Buğday, kuru fasulye, nohut, mercimek, bulgur deposu değil miydik biz? Şimdi hayvanlara yedireceğimiz samanı bile dışarıdan getirtiyoruz. Nasıl oldu, kim bu hale getirdi Türkiye’yi?

Çarşı pazarda her şey ateş pahasıysa, bir liralık gıdayı on liraya yiyorsak eğer, bunun sorumlusu da Bay Kemal mi acaba? Evet, Bay Kemal’in de kusuru az değil, tüm rezaletlere seyirci ve kayıtsız kalarak, doğru dürüst muhalefet yapmayarak, Türkiye’yi bugünlere getirenlere destek olmadı değil. Ama bunun faturasını ona değil, ülkemizi iyi yönettiklerini iddia edenlere çıkartacağız elbette.

İç ve dış politikadaki sürekli yanlışlarımız, Türkiye’yi iyice hırpaladı. Anayasayı ve yasaları bir tarafa iterek, ülkeyi aklımızın estiği şekilde yönetmeye kalkmamız, hepimize pahalıya patladı. Ne işimiz vardı tarikatlarla, ne işimiz vardı cemaatlerle, niye ne istedilerse verdik onlara? Laik düzende Müslümanlığımıza mani olan mı vardı? Bu iktidar gelene kadar, ibadetimizi dilediğimiz gibi yapamıyor, namazımızı rahatça kılamıyor muyduk yani?

Neden Ergenekon gibi, kumpas ve balyoz davası gibi senaryolar ürettik ki? Neden yetişmiş, yasaları yutmuş, devleti bilen tecrübeli kadroları, dünyadan haberi olmayan yandaşlarla değiştirdik ki? Böyle yaparak Ordu’muza, yargımıza, bürokrasimize niçin onarılması güç yaralar verdik ki? Neden onlara saygınlığı ve güveni zedeledik ki? Bunların samimi ve dürüst cevabını bulmak zorundayız. Bulursak, sıkıntıları hafifletecek yolculuğumuz da, çok rötarlı olsa da başlayabilir.

Çoğunluğa dayanarak, çoğunluğa güvenerek, bir devleti tepeden tırnağa değiştirmeye kalkıştık mı, bunun ağır faturalarını da millete ödetiriz işte. 4 milyon Suriyeliyi kime sorup aldık bu topraklara? Kendi gariplerimizi görmezden gelip, İslam dünyasının gariplerine kucak açmaya kalkıştık mı, zaten bir araya getirmekte zorlandığımız iki yakamızı, bir daha kolay toparlayamayız. Kindar ve dindar bir nesil yaratacağız diyerek, doğru mu yaptık acaba? Yoksa milli eğitim politikamızı tanınamayacak hale getirip, çocuklara kötülük mü ettik? Ne yaptığımızın feci sonuçlarını çok yakında hep birlikte göreceğiz. Tarımı bitirdik, hayvancılığı öldürdük, işsizliği arttırdık, sanayiyi zor duruma düşürdük; sermayeyi dışarıya kaçırdık, bilgisiz yönetimimizle çok sayıda fabrika ve işyerinin kapanmasına sebep olduk. Milletin vergilerini, alınteri dökerek kazanmaya alışmamış milyonlarca insana dağıttık. İşsizlik parası, süt parası, dul ve yaşlılara yardım desteği, muhtardan yoksul kağıdı alan gücü kuvveti yerinde kimselere bile karşılıksız paralar verdik. Milleti iyice tembelliğe alıştırdık anlayacağınız.

Böyle bir ortamda seçime gidiyoruz. Ama onu da doğru dürüst beceremiyoruz. İktidar devletin tüm imkanlarını kullanarak propaganda yapıyor. Yani maça 3-0 galip başlıyor. Televizyonların gazetelerin yüzde 90’ı ondan yana. Yüklenip duruyorlar güçsüz muhalefete. HDP ile kol kola girmekle suçluyorlar CHP’yi. Bu yetmiyor, yeni partiyi de aynı çuvala sokuyorlar. Hainlerle işbirliği içinde olmakla suçluyorlar onları. Zavallı muhalefet, diyemiyor ki (bir zamanlar onlarla kol kola giren, dağdan inen teröristlerin altına kırmızı halılar seren, mahkemeleri sınırlara götürerek teröristleri temize çıkarmaya çalışan, İmralı’yla diyaloga giren siz değil miydiniz?)

HDP’nin ülkenin bölünmez bütünlüğünden yana olmadığını ve asıl maksadını, sokakta çelik-çomak oynayan çocuklar bile biliyor. Öyleyse niye yargı harekete geçmiyor, neden gereken yapılmıyor ve niçin böyle bir zihniyetin Meclis’te temsiline imkan veriliyor ki? Hem Anayasa’yı ve yasaları açıkça ihlal eden böyle bir partinin faaliyetine izin vereceksin, hem devletin milyonlarını her yıl onlara (partilere yardım fonundan)dağıtacaksın, hem de onları devamlı hainlikle suçlayacaksın. Olmaz böyle şey, doğru değil böyle bir politika. O partiye oy veren milyonlarca insanı da hainlikle suçlamak, büyük bir yanlıştır. O milyonların içinde bizim gibi ülkesini seven, Türkiye’nin aleyhinde düşünmeyi ve davranmayı aklından bile geçirmeyen çok insan var. Durup dururken bunları niye suçlarız ki?

Ağzımızdan çıkan lafları kulaklarımızın iyi duyması gereken bir dönemden geçiyoruz. Hepimizin dikkatli konuşması, dikkatli düşünmesi ve birbirimizi üzecek, yaralayacak davranışlardan kaçınması lazım. Özetle milleti sarıp sarmalayacak, tümünü samimiyetle kucaklayacak bir üslupta, bir lisanda buluşmalıyız.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Yazarlar
Yazarlar
Website Security Test