Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Kışlalı: ''Fırat’ın Doğusu’na harekat konusu çok kritik!..''

14.12.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Duayen gazeteci M. Ali Kışlalı, GÖZLEM’in, “yerel seçim ittifakları” ve “Fırat’ın Doğusu’na yapılacak harekat” başta, iç ve dış konularla ilgili sorularını cevaplandırdı. İşte görüşleri…

GÖZLEM –İttifaklar ve destekler netleşti; bu tablo, Cumhur İttifakı’na mı, Millet İttifak’ına mı yarar?

AKP ile MHP'nin oluşturduğu "Cumhur İttifak"ında MHP, İstanbul, Ankara ve İzmir'de aday çıkarmayacak. Karşılığında da AKP'nin Manisa ve Muğla'yı MHP'ye bırakacağı, bunun dışında pek çok il ve ilçede de ittifak yapacakları ifade ediliyor. Buna karşın CHP ile İyi Parti'nin "Millet İttifakı"nda ise İyi Parti İstanbul, Ankara ve İzmir ile beraber Antalya, Bursa, Adana, Aydın, Muğla, Tekirdağ, Eskişehir ve Hatay olmak üzere 11 Büyükşehir'de aday çıkarmayacak. Buna karşın şu 10 büyükşehirde de CHP aday çıkarmayacak: Balıkesir, Denizli, Manisa, Kocaeli, Konya, Samsun, Trabzon, Kayseri, Sakarya ve Gaziantep. Bu görüntü her iki ittifakın da işine yarayacak. CHP ile İyi Parti anlaşmadan AKP'nin MHP ile yaptığı ittifak daha avantajlı gözüküyordu. CHP ile İyi Parti seçime ayrı ayrı girselerdi oylar parçalanacaktı. Ama aklın yolu bir, CHP ile İyi Parti de ittifak kurunca birbirlerini destekleyecekleri illerde daha avantajlı konuma çıktılar. Burada en önemli soru AKP'nin İstanbul veya Ankara'yı kaybedip kaybetmeyeceğidir. Bu noktada da herhalde Millet İttifakı'nın yani CHP'nin bu illere göstereceği adaylar önemli olacaktır.

 

GÖZLEM –Sizce, ittifak ve destek uzlaşmalarından hangi parti ya da partiler kazançlı çıkacaktır?

AKP'nin kazançlı çıkacağı kesin, çünkü eğer ittifak yapmasaydı Ankara ve hatta İstanbul'u kaybetmesi gündemdeydi. Şimdi bu olasılık azalmış gözüküyor. MHP de genel oyu düşmesine rağmen, AKP'den alacağı illere göre bu ittifaktan fayda sağlayacak olabilir. İyi Parti için bu seçim bir nevi kendini gösterme seçimi. CHP ile ittifak yaptığı büyükşehirlerden birkaçını kazanabilirlerse, bu ittifaktan azami faydalanmış demeklerdir. CHP'nin durumu biraz daha farklı. İyi Parti ile ittifak yapmasına karşın Ankara ve İstanbul'a göstereceği adaylar açısından sıkıntı yaşayabilir. Eğer bu şehirlerde biraz muhafazakar bir aday gösterilirse taban tepkisi oy kaybettirebilir. Buna rağmen, Ankara için Mansur Yavaş’ın şansı, geçen seçimde sabaha karşı sandıklarda olanlar önlenebilirse, Kayserili Özhaseki’den fazla olabilir. Buna karşılık tabanın istediği adaylar muhafazakar ve özellikle MHP'den kaçacak seçmenden oy alabilir mi, bu da belli değil. Muharrem İnce'nin Cumhurbaşkanlığı seçimi kampanyasını hatırlarsak, bilhassa İstanbul mitingini dikkate alırsak, müthiş bir ilgi vardı. Bu durumda Muharrem İnce'den İstanbul'da yararlanmamak, ki halen başarılı olduğu ifade edilen, ancak ilçesi dışında çok tanınmayan Beylikdüzü Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun CHP İstanbul adayı olacağı söyleniyor, bana hatalı geliyor. Cumhurbaşkanlığı seçiminde İstanbul oylarına bakıldığında Tayyip Erdoğan oyların yüzde 50'sini almış, Muharrem İnce ise yüzde 37'de kalmış. Ancak HDP, İyi Parti ve Saadet Partisi oyları da eklenince Erdoğan'a karşılık muhalefetin oyu yüzde 50-50 olmuş. İnce muhalefetin oylarını büyük ölçüde toplayabilir miydi bilemiyorum. Öte yandan kendisinin karşısında Erdoğan'ın değil de başka bir AKP'linin olacak olması ve ekonomik durumdaki bozulma hiç şüphesiz şansını arttırırdı. 

 

GÖZLEM –Daha yerel seçim meydanları görünmeden, karşılıklı “çok ağır” ifadeler kullanılıyor, Meclis’te küfürleşmeler / kavgalar oluyor; tavanda böylesine bir tablo oluşurken, tabanda neler olabilir?

Tavanda yer alan ve kısmen AKP'lilerin ekonomik gidişattaki kaygıları ve FETÖ ile ilişkilendirilmeleriyle ilgili savunma mekanizmaları sonucu ortaya çıkan tartışma ve kavgaların doğrusu tabana, yani yerel seçimlerde sokağa ciddi bir şekilde yansıyacağına ilişkin herhangi bir gösterge göremiyorum.

 

GÖZLEM –CHP, hâlâ Ankara / İstanbul / İzmir adaylarını tespit edemedi, sizce neden?

Yukarıda da ifade ettiğim gibi, CHP, İyi Parti ile ittifak yapmasına karşın Ankara ve İstanbul'a göstereceği adaylar açısından sıkıntı yaşayabilir. Eğer bu şehirlerde biraz muhafazakar biri aday gösterilirse taban tepkisi oy kaybettirebilir. Tabanın istediği adaylar ise muhafazakar ve özellikle MHP'den kaçacak seçmenden oy alabilir mi, bu da belli değil. Ben yine de CHP'nin İstanbul'da Muharrem İnce ile yarışa girmesi gerektiğini düşünüyorum. CHP'nin kalesi olan, Türkiye'nin 3. büyük şehiri İzmir'de ise aday olmayacak Aziz Kocaoğlu’nun yerine Kılıçdaroğlu kimi aday gösterse, yarışta olan diğer adaylar ve taraftarları tepki gösterecektir. Bu tepkiyi olabildiğince sınırlamak açısından olacak, bir adayı açıklamak için acele etmiyorlar. Sonuçta CHP bu ili her şekilde kazanacağını düşünüyor olsa gerek.

 

GÖZLEM –AKP’nin İzmir’de bir Denizlili aday göstermesini, İstanbul adayını hâlâ açıklamamasını nasıl yorumluyorsunuz?

AKP İzmir'de daha iyi bir aday bulamadığından olacak, İzmir'deki Denizlilerin de çok olduğundan hareketle böyle bir yol izlemiş gözüküyor. Teklif götürdüğü ifade edilen ve kamuoyunda da açıklanan isimlerden herhalde olumlu yanıt alamadılar. İstanbul'da ise Binali Yıldırım'ın AKP İstanbul yönetimi ile ilgili sıkıntıları var ve bazı ilçe belediye adaylarını kendisi belirlemek istediği için, AKP İstanbul'u en sona bıraktı. Yıldırım'ın Meclis Başkanlığı'ndan eğer kazanırsa belediye başkanlığına geçmesiyle protokoldeki sırasının düşecek olması ve buna ilişkin önleyici bir yasal düzenleme getirme isteği de bu gecikmeye neden olmuş olabilir. Son olarak acaba Erdoğan, İstanbul'u belirlemek için “CHP'nin adayını da bekliyor olabilir mi” diye düşünmüyor da değilim.

 

GÖZLEM –İzmir’de 15 yıldır çok başarılı olan bir başkan vardı, küstürüldü; “Artık yokum” dedi. Boşalan koltuk için talip çok, ama “aday adayları arasında onun boşluğunu dolduracak isim de yok”; bu yorum İzmirlilerin çoğunluğunun kanısı. Sizce, Aziz Kocaoğlu “neden” küstürüldü ve “Gitme” denmedi?

Acaba Kocaoğlu'nun tekrar seçimde yarışa girmemesinde "küstürülmesi" kadar, yerel seçimlerden sonra CHP Genel Başkanlığı'nı hedefliyor olmasının da rolü var mı bilemiyorum. Şurası kesin CHP İzmir'de seçime Kocaoğlu ile girseydi, başka kim olursa olsun büyük ihtimalle daha yüksek oy alırdı ve kesin tekrar seçilirdi. Buna karşın yeterince güçlü bir aday olmaz da CHP, ben ihtimal vermiyorum ama İzmir'i kaybederse, Kemal Kılıçdaroğlu'nun koltuğunu koruyamayacağı da kesin olur.

 

GÖZLEM –ABD Genelkurmay Başkanı Joseph Dunford, Suriye'de adını SDG koydukları 8 bin PKK/YPG üyesini eğittiklerini söylüyor ve “Suriye'nin doğusunda istikrarı sağlamak için 35-40 bin kadar yerel gücün eğitilip donatılması bekleniyor. Şu anda bunun yüzde 20'si kadarını (yaklaşık 8 bin) tamamlamış durumdayız” diyor. Bu, Fırat'ın doğusunda terör örgütünün “düzenli orduya geçişi” demek. Para ve silah da yığıyorlar. Yorumunuz?

ABD'nin burada kendisine bağlı bir Kürt yapılanması-devleti kurmakta kararlı olduğu belli. Öte yandan Cumhurbaşkanı Erdoğan da hafta içinde, yakın dönemde Fırat'ın Doğu'suna dönük bir operasyon başlatılacağını, burada ABD askerlerini değil, PKK/YPG'li terör unsurlarının hedef alınacağını açıkladı. Yerel seçimler öncesi, kötü ekonomik durumu unutturma’ya faydası'nın da olabileceği bu adım tekrar gösteriyor ki, Erdoğan da Fırat'ın Doğusu'na harekat yapmakta kararlı.

 

GÖZLEM –Bu arada Ankara’da “güvenilir kaynakları olan” Yeniçağ Gazetesi Ankara Temsilcisi Ahmet Takan “Devletin hassas koridorlarına ‘Terör örgütü PKK, Türkiye'deki militanlarına Mart ayı içinde askerî üniforma giydirecek’ şeklinde bir istihbaratın düştüğünü” yazdı; görüşünüz?

Yeniçağ Temsilcisi yazısında bu durumu "PKK'lılara bir özgürlük savaşçısı tanımı altında uluslararası koruma getirilecek olmasına" yormuş ancak bu konuda benim doğrusu bir görüşüm yok.

 

GÖZLEM –Tam da bu sırada Cumhurbaşkanı Erdoğan “Fırat’ın doğusuna birkaç gün içinde harekat başlayacak. Orada Amerikalı askerlerle çatışmayacağız, oraları teröristlerden temizleyeceğiz” dedi. ABD askerleri orada iken ve bizim ‘terörist’ dediklerimize eğitim ve silah verirken, bu harekat nasıl olacak?

TSK Fırat'ın Doğusu'na bir operasyon düzenlerse, ABD askerleri ile çatışmadan bir sonuç elde edebilir mi? Bu konu çok kritik. Orada Suriye Hükümeti var. Rusya var. ABD sürekli güç yığıyor, eğitim veriyor. Buraya bizim müdahalemiz durumunda ABD ile çatışmayı "olası" sayarsak durum kötü olur. Ben Amerikalılarla çatışma olasılığını düşünemiyorum. Eğer öyle olursa, bu dünya çapında bir sorun haline gelir. Cumhurbaşkanı Türkiye'nin oradaki niyetini defalarca tekrarladı. 'ABD'lilerle çatışmayacağız' dedi. Ama TSK bunu nasıl gerçekleştirecek, bu devam eden bir konu, çeşitli gelişmeler olabilir. ABD bir adım atarsa, Türkiye bir adım atacak? Rusya ne yapacak, AB ne düşünüyor? Ne olabileceğini zaman gösterecek.

 

GÖZLEM –“TSK’da Türban” konusunda Danıştay’da görüş bildiren” savcı için, “Sen kimsin, sana ne oluyor” diyerek ağır bir fırça atan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu sözleri evrensel hukuka, Anayasa’ya uygun mu? Bu tablo, “Cumhuriyet” adının sadece onlara verildiği “savcılar” bakımından çok incitici değil mi?

İdarenin yargı sürecine karışması, müdahale etmesi evrensel hukuka ve anayasaya aykırıdır. Cumhuriyet Savcısı'nın görüşü çok aydınlatıcıdır: “Anayasanın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir.... Her ne kadar davalı idarece, düzenlemenin dini inanç ve ibadet hürriyetini güvence altına alarak, kadın personele istemesi halinde belirli şekil ve şartlar altında başını kapatma özgürlüğü tanıdığı belirtilmekte ise de; idarenin düzenleme alanının kamu hizmetinin gerekleri ve kamu yararıyla sınırlı bulunması, kamu hizmetinin ana ilkelerinden olan tarafsızlık ilkesinin idarece öncelikle gözetilmesinin gerekmesi nedeniyle, kamu hizmetini yürütmekle yükümlü bulunan ve bu statüye girerken belirli ilkelere uymayı kabul eden kamu görevlilerinin, din ve vicdan hürriyetinden bahisle dinsel mensubiyetlerini öne çıkarmalarına olanak sağlayacak şekilde kural getirilmesi, Anayasanın 2. maddesinde yer alan 'laiklik ilkesi' varlığını korudukça, hukuken kabul edilemez." Ancak Danıştay  “yürütmeyi durdurma talebini” reddetti ve TSK'da türban giyilmesinin önünü açtı.

 

GÖZLEM –“AKP Liderini eleştirmek” bile “Cumhurbaşkanı’na hakaret” sayılıyor. “Aynı eleştiriler, muhalefet liderlerine yapılınca”, şikayetler “Siyasette bunlar olur, en ağırları bile söylenebilir, demokratik rejimlerde tahammül edilmeli” gerekçesiyle dava talepleri reddediliyor, ama AKP Genel Başkanı’na gelince, “eleştiriler ‘Cumhurbaşkanı’na hakaret’ kapsamına alınıp, gözaltılar, tutuklamalar, tazminatlar ve mahkumiyetler var; görüşünüz?

Konunun yasal çerçeve içinde ele alınması ve buna göre karar verilmesi, genelde demokrasilerde esastır. Türkiye de bir demokrasi olduğunu iddia ettiğine göre, eğer bu şartı karşılıyorsa verilen kararların değerlendirilmesi ona göre yapılır, yapılmalı.

 

GÖZLEM –Fransa’daki “Sarı Yakalılar protestoları” Avrupa’ya yayılırken, Türkiye’de birdenbire “Gezi Olayları” gözaltıları ve tutuklamaları başladı. Sonunda SÖZCÜ Gazetesi’nin kapısı çalındı ve Necati Doğru ve Emin Çölaşan gibi gazeteciler için de 15 yıla kadar hapis cezası istenen davalar açıldı; yorumunuz?

Gezi Olayları'nın aradan 5 yıl geçtikten sonra gözaltı ve tutuklamalarla birdenbire gündeme gelmiş olması, Türkiye'deki siyasi durumun değişme işareti gösteriyor olmasındandır. FETÖ'yle baştan beri mücadele etmiş olan SÖZCÜ'nün ve yazarlarının, FETÖ'cülük suçlamasıyla suçlanmak istenmesi yerinde bir değerlendirme midir? Esas soru budur.

 

GÖZLEM –MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de “Fransa’yı baştan ayağa saran ve diğer Avrupa ülkelerine sıçrayan Sarı Yelek terörüne özenen varsa bunun bedelini çok ağır ödeyeceklerini de şimdiden ifade etmek isterim. 1 Nisan 2019 sabahı Türkiye’nin başına çorap örmek için hazırlık yapan, sarı rüyalar gören kimler varsa karşılarında bizi bulacaklar” dedi. Böyle bir ihtimal mi var, MHP de “sarı yakalılara karşı, ülkücüleri mi sokağa sürecek?”; görüşünüz?

Böyle bir ihtimal olacağını düşünemiyorum. Bu saçmalık.

 

GÖZLEM –Ali Koç, Haziran ayı başında, “Aziz Yıldırım’ın 20 yıl oturduğu” koltuğa seçimi çok açık farkla kazanıp oturduğunda büyük ümit vermişti. Ama şu anda Fenerbahçe Futbol Takımı, tarihinde görülmedik bir başarısızlık kodunda. 15 maçta “eksi 8 averaj ve 14 puan ile”, puan cetvelinde düşme hattının içinde, 17’nci. Neden ve ne yapılmalı?

Yönetim Ersun Yanal ile yeniden anlaşmış gözüküyor. Fenerbahçe'de bir değişim süreci var. Başarı bir anda gelemeyebilir. Takımın alt yapıya daha fazla önem vermeye ve Türk futbolcuların iskeletini kurduğu bir formatta oluşturulmaya ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Bu sezon kaybedilmiş olabilir ama Ersun Yanal ile gelecek yıllarda çok büyük başarılara ulaşabilecek bir Fenerbahçe'nin altyapısı oluşturulabilir.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test