Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Felsefe’yi kim, hangi lisanda yapar?

2.11.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Müzikolog var, piyanist, kemancı vs. vs. gibi müzikçiler, icracılar, virtüözler, sanatçılar var, bir de besteciler var.

Müzik dünyasının içindeki bu çeşitlilik Felsefe’de sanki yok.

“Felsefeci” kavramını da benzer bir şekilde daha bir net ayırmak gerek sanki? Felsefe bilimci, filozof, düşünür gibi? Felsefe bilimci veya öğretmeni kendini felsefe yapmak zorunda veya kutsal kapının bekçisi konumunda hissedince sanki kavramsal bir kargaşa doğuyor.

Kutsal kapı ise tabii “filozof” tabiri ki, herhalde kişinin kendini böyle adlandırması yakışık almayabilir ve “eşyanın tabiatına” aykırıdır.

Gülümseyerek ekliyeyim, bu bekçilik görevini memur olarak konuyla ilgilenen “belgeli” “felsefeloglar” o denli ciddiye alıyorlar ki, bir kısmı, kendileri hariç kimseyi o kapıdan içeri bırakmamak için ilginç bir gayret içindeymiş gibi bir görüntü sergiliyorlar.

Batı dünyasında doktora yapınca “Dr.phil” veya “PhD” titrini alırsınız, yani hukuk, iktisat, edebiyat, felsefe, sosyoloji veya herhangi bir dalda “doktor” olunca felsefe doktoru olursunuz. Bir tek Almanlar mühendisleri (Dr.ing ) ve fizik-kimya gibi dalları (Dr.rer.nat) ayırt ederler.

Felsefe, bilgeliği sevmek anlamında bir kelime, Pitogoras zamanından beri kullanılan bir terim. Tekrar edeyim: Alçak gönüllü, konuyla ilgili insanlar “Filozof” etiketini kendilerine yapıştırmakta zorlanırlar. Bu konuda tam tersine, “profesör” titrini alanlarda ise, ne kadar az derinlik, o denli sık bu yaftayı kendilerine yapıştırma gayretine şahit olabilirsiniz.

 

Hangi lisanla felsefe yapılabileceği konusuna gelince:

Göbeklitepe zamanında (Yarımay medeniyetleri), türümüzün, beş milyon temsilcisinin dünyada yaşadığını varsayalım. Bu, yayına hazırlanan bir bilimsel çalışmada da matematiksel olarak da ortaya çıkan (Prof. Daybelge) epeyce gerçekçi bir sayıdır.

Beş milyon insan farklı lehçelerin, lisanların gelişmesi için yeterli bir rakam, mesela Yeni Gine’de olduğu gibi.

Şu an “onlarca farklı” lisanın, “Yeni Gine’de coğrafi nedenler ile yan yana gelişebildiğini” görebiliyoruz.

Lisanların esnekliğini ve bir nesilden, bir nesile nasıl değiştiğini göz önüne alırsak, lisanların nasıl oluştuğunu tahmin edebiliriz.

Bu açıdan bakılınca Hint / Avrupa lisanlarının (örneğin Kürtçe lehçelerinin, veya İngilizcenin) ve agglutinative lisanların (örneğin Türkçe’nin) ayırım noktalarından birinin Yarımay medeniyetleri zamanında, Urfa yöresinde veya Hakkari coğrafyasında olmuş olması da kuvvetle muhtemeldir.

Özetle, her dil komşu diller ile çok lisanlı bilinç düzeyinde felsefe yapmak için hizmet verebilir, eğer felsefe yapacak insan soyut düşünme, merak ve fikri takip yeteneklerine sahip ise.

Kelime yok ise, gerek olunca üretilegelmiştir. Komşu veya diğer lisanlardan anlamlı farklı kelimeleri almak da hep zihin açıcı ve zenginleştirici olmuştur.

İlla antik Anadolu ve Atina filozoflarının kelime kelime yazdıklarını ezberleyip, “onun tam karşılığı kendi lisanında yok” diye aşağılık kompleksine de kapılmak olsa olsa trajikomik bir yaklaşımdır.

Bunları yazarken bir yandan da bilim, kültür ve felsefe tarihimize damga vuran Latince ve eski Yunancaya olan saygımı da dile getirmek isterim. Uzun yüzyıllar bilim dilleri olarak bu lisanlar batı ülkelerinde bilime yeni pencereler açıp, bilime gerek duyduğu çitleri çekmekte yardımcı olmuşlardır. İletişimin hızlandığı, çok lisanlı ve çok kültürlü olarak küçülen dünyamızda umuyorum artık yeni şeyler söyleme, yeni yaklaşımlar sergileme zamanı da gelmiştir.

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test