Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Felsefe: Ontoloji, Epistemiyoloji ve Tabu!

26.10.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Bu ve  geçen haftaki “Çok lisanlı bilinç ve Felsefeciler” yazısı için, epeyce kafa yorduktan sonra masaya oturmama neden olan iki terimden bahsedeceğim: birisi ontoloji, diğeri epistemiyoloji.

Ama önce bir başarı öyküsü:

“Tabu” kelimesi  (kutsal yasak anlamında) 1777’de  Polinezya’daki Tonga adasından  yola çıkmış ve birkaç on yılda dünyanın birçok lisanına yerleşmiş bir kelime. Bu yerlilerin kullandığı bir terim idi ama bir ihtiyaca cevap verdiği için hızla dünyaya yayıldı. Ontoloji ve epistemioloji ise yaratılmış kelimeler.

Yanlış anlaşmalara neden olmamak için, önce çuvaldızı kendime, (daha ziyade kendi akademik yontulmama neden olan hekimlik ve yan dallarına) batırarak başlıyayım ki meramım daha iyi anlaşılsın. Ve felsefe ile uğraşan memur dostlarım alınmasınlar. Almanca’da ‘Erbsenzaehler’ yani “bezelye sayıcısı” da derler teknik olarak bir konunun muhasebesini tutana. Bu detaycı çalışma akademik dünya için son derece gerekli bir olgudur. Bu şekilde konunun kökü sağlam tutulur. Ama bu çaba konuya ve topluma hizmet yerine, türümüzdeki doğal kibir ile şahsen öne çıkmaya varınca işler karışabilir.

“Hastane enfeksiyonu” diye bir olgu vardır. Hastanede bir mikrop kaparsın. Bunun adına bu konu ile uğraşanlar bilimselce “hospitalismus” adını taktılar, daha kolay anlaşabilmek için. Baktılar ki, bırakın bu konularla ilgilenmeyen hekimleri bir yana, halk da bu ismi benimsedi. Almanya’da hemen “nosocomial enfeksiyon” demeye başladılar. Bu şekilde en azından konu ile yakinen ilgilenmeyen meslek mensupları bile anlamıyordu neden bahsedildiğini. (Önce okuyucuyu neşelendirmek için “Cerrahlar falan anlamıyordu” diye yazdım ama sonra dahiliyeci kibri ile yaklaşmamak, elleri ile çalışan meslektaşların kalbini kırmamak için, sildim!)

Felsefe’de de uluslararası olarak bir teknik kelime oluştu: “Epistemioloji.” Bilim veya bilgi felsefesi. Bir diğeri “Ontoloji,” eşittir, “varlık felsefesi” ; bu kadarını “mesleki gerek” diye kabullenelim. Ama Embryoloji, Psikoloji, Sosyal Antropoloji varken şimdi neden yepyeni bir terim daha? Neden bir de Antropontoloji? Felsefeciler, normal insanları yaya bıraksınlar diye mi? Hadi canım, sen de!

Okul Felsefecileri göç, gagalama düzeni, ahlak ilişkisi ile uğraşacaklarına, bazıları “eski Yunanca yazan filozofları anlamak için ‘eski Yunanca öğrenmek gerek’ gibi yaklaşımları” sergiliyor. Artık kullanılmayan bir lisanı ezberlemeden de eski Yunan bu çağda kavranamaz mı?

Bazı Eski Filozoflar, tercümelerden, bilhassa “o zamanın düşünce dünyasını anlayınca” kavranabilir de, bir kısmını anlamak için matematik bilgisi daha anlamlı değil mi? “Neologismu”s yani kelime yaratma olmadan, Hegel Almanca’daki “Geist” kelimesini, Ahmet İnam ise lisanımızdaki “gönül” kelimesini dünya felsefesine sokmadı mı?

Almanlar Hegel veya Kant etrafında saf tutarken, biz yerli değerlerimizi benimsemekten kaçınıyor muyuz? Yoksa çoğu felsefe öğretmeni “akademisyen” olunca filozof olma derdiyle kendilerine odaklanıp başkalarını fark edemiyorlar mı?

Kolayca “Mevlana, Yunus Emre edebiyattır, felsefe değildir” diyor bazı akademisyenler. Yaşadığı kültür ve ortamı, yani zamanın ruhunu anlamak Mevlana ve Yunus’u kavramak için de gerekli mi? Böyle çizgiler sadece kürsü çitlerini çekmek için mi?

Felsefe tarihi tabii ki çok önemli ve heyecan verici, ama gönül ister ki bugünün akademisyenleri modern düşünürleri de gözardı etmesinler?  Neyse, konulara meraklı bir amatör gözüyle, dostça ve proaktif olarak değineyim dedim.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test