Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Kışlalı: “Atatürk’ün mirası, bir kanunla değiştirilemez!”

19.10.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Duayen gazeteci M. Ali Kışlalı, GÖZLEM’in, “Türkiye gündeminin başında olan” İş Bankası Hisseleri, “öldürülen” Suudi Gazeteci, İnönü’ye “ABD bayrağı taşıyordu” iddiasıyla yapılmak istenen hakaret, Papaz Brunson’un serbest bırakılışı ve Arda olayı konularındaki sorularını yanıtladı. İşte görüşleri…

GÖZLEM – Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “CHP İş Bankası Hisse Senetleri” konusunu gene ülke gündemine soktu, MHP Lideri Devlet Bahçeli’yi de yanına alarak, Millet Meclisi’nde “yeterli oyu” sağlayarak “hisse senetlerinin Hazine’ye devredilmesi” ile ilgili kanunu çıkarmayı” garantiye aldı. Bu konudaki görüşünüz?

Atatürk'ün vasiyetinin önemi yok mu? Hiç mi hukuki bir ağırlığı yok? Herhangi bir kişinin, kaldı ki bu kişi Atatürk; vasiyeti, bir kanunla değiştirilebilir mi? Bu kişisel hakkın bir kanunla gasp edilmesi bu kadar kolay mı? Ayrıca bu hisseler ile CHP'nin 4 kişiyi İş Bankası Yönetim Kurulu'na sokmasının CHP'ye ne gibi bir katkısı var ki? Kaldı ki, AKP'li olduğu bilinen eski milletvekili ve yöneticiler pek çok kamu bankasının yönetim kurullarında yer alıyor. Bazı kamu bankalarının yönetim kurullarında çoğunluğu sağlamış durumdalar.

GÖZLEM – CHP'yi beş yıl süreyle banka Yönetim Kurulu'nda temsil eden Mustafa Özyürek, “Erdoğan’ın İş Bankası’ndaki CHP hisselerini almak konusundaki ısrarının nedeni” için “Bu hisseleri Hazine’nin uhdesine aldığında, İş Bankası’nı da Varlık Fonu’na devredebilecek. İş Bankası, Anadolu Sigorta'dan Şişecam’a kadar birçok iştiraki olan büyük bir imparatorluk. Bütün bu şirketlere, iktidar hiçbir zaman ulaşamadı. Bu alana bu yolla girerek, etrafına kaynak aktarmak istiyor. Örneği var. Türk Hava Yolları hisselerinin büyük bölümü halka açık olmasına rağmen Varlık Fonu’na geçti. Varlık Fonu vasıtasıyla, zaman içinde İş Bankası yönetimine de hakim olacak. İsterse o hisseleri de satabilecek. Ziraat Bankası ve Halk Bankası’nda yaptığı gibi, İş Bankası’nda da kendi istediği isimleri yönetime atayacak. Böylece şu ana kadar yönetim açısından hiçbir şekilde etkin olamadığı İş Bankası’na iştirakleriyle birlikte hakim olacak” diyor; Görüşünüz?..

Tamamıyla katılıyorum. Kanımca Erdoğan bu hisseleri Hazine'ye devrederek bir taşla iki kuş vuruyor. Hem CHP'ye karşı bir puan daha almış olacak, hem de bu temiz ve değerli bankanın kaynaklarını kendi yandaşlarına kullandırabilecek. Çok garantili işleyen, kurallara bağlanmış olan sistemi kendi amaçlarına uygun kredilerde kullanmak üzere delmek isteyebilirler. Bu bankayı başında olduğu Varlık Fonu'na alarak yeni kaynaklar yaratabilecek.

GÖZLEM – CHP’liler bu konuda “Sonuna kadar direneceğiz” diyorlar; sizce “ne yapabilirler” ve sonuç alabilirler mi?

Bir defa bir kişinin kendi mal varlığını istediği gibi kullanma ve vasiyet etme hakkı, kişinin adalet açısından en temel, en mukaddes haklarından birisi. “Adalet mülkün temelidir” ifadesi de bu hakka işaret ediyor. Üstelik bu kişi Atatürk. Böyle olduğu halde CHP'den henüz bu işin hukuki yönüne dair ciddi bir çalışma, neler yapılabileceğine dönük hukuki bir çalışma ortaya konmadı. Sadece sokak bazında karşı koyma, eylem yapma tarzı söylemler var. Öncelikle CHP'nin Atatürk'ün bu kişisel hakkına, değişik seviyelerde nasıl sahip çıkacağına ilişkin ciddi bir hukuki hazırlık yapması gerek. AKP bunu yasayla geçirirse o noktada CHP ne yapabilir bilemiyorum. Bunu en ileri noktaya götürecek kadar bir beceri ve niyeti var mı onu zaman gösterecek. Öte yandan iktidarın da bu yasayı bu şekilde geçirmesi durumunda yıpranacağını düşünüyorum.

GÖZLEM – Daha önce de benzer kararlar alınmış, kanunlar çıkarılmış, konu birkaç defa “hukuk savaşına dönüşmüş”, sonunda Yargıtay kararları ile “bugünkü statüye gelinmişti”; şimdi ne olabilir?

Ancak şimdi maalesef tüm yargı sistemi, Yargıtay da dahil iktidarın elinde olduğu için Türk yargısından bir sonuç çıkacağını sanmıyorum. Yine de belki Anayasal hak olarak veya uluslararası yargıda bir yaptırım elde edilebilir mi, bunlar incelenmeli. Bunu da inceleyecek oluşum en başta CHP.

GÖZLEM – Geçen ay bu konudaki sorumuza, “Erdoğan, vatandaşı doğrudan ilgilendiren ekonomik kriz, enflasyon, hayat pahalılığı gibi konularda sıkıştı, gündemi değiştirmek istiyor” görüşünü ifade etmiştiniz; bu görüşünüzde bir değişiklik oldu mu?

Bu görüşümde bir değişiklik yok. Gündemi değiştirip, CHP'ye karşı puan almak istiyor. Ama ekleme yapabiliriz. Önceden de dediğim gibi, aynı zamanda bu banka ile gelecek olan ranttan yararlanmak istiyor. Böylece bir taşla iki kuş vurmuş olacak.

GÖZLEM – Erdoğan'ın, İsmet İnönü'nün ABD bayrağı taşıdığı -ki aslında sadece ABD değil, Türk bayrağı da taşıdığı ancak Türk bayrağının kasıtlı olarak karartıldığı anlaşılan- bir fotoğrafını da kullanarak İnönü'ye ilişkin "ABD taraftarıydı, ABD güdümündeydi" anlamına gelecek açıklamaları konusundaki görüşünüz?

Ben o sırada Milliyet'te diplomasiyi izliyordum ve New York Times'ın da Türkiye muhabirliğini yapıyordum. İnönü, Türkiye'nin çıkarları için ne düşündüğünü en açık şekliyle New York Times muhabiri ile bize verdiği demeçte ortaya koymuştu. Bunun öncesinde dönemin Cumhurbaşkanı'na “Türkiye Kıbrıs'a müdahale edebilir mi?” diye sormuştuk. O, bize "bunu Başbakan'a sorun, o asker kökenlidir en iyi yanıtı o verir" demişti. Ondan sonra Ankara'da evinde aynı soruyu İnönü'ye sorduk. O noktaya kadar bu konularda umumi ifadeler kullanan İnönü, ısrarımız üzerine, Dış İşleri Müsteşarı'nın da bulunduğu bu söyleşide bize Türkçe olarak kelime kelime şunu dikte ettirdi: "Türkiye'nin Kıbrıs konusunda hakları bellidir ve bu konuda dünyadaki müttefiklerimiz ve dostlarımız da haklarımızı vereceklerdir". Biz ABD'yi kastederek "Peki müttefikler kabul etmezlerse ne olacak?" diye sorduğumuzda bize "O takdirde dünyada yeni bir düzen kurulur ve Türkiye de bu düzen içinde yeniden yerini bulur" demişti. İnönü'nün bu açık, kesin tutumu ertesi gün New York Times ile birlikte Milliyet'te de manşet olarak yayınlandı. Büyük yankı uyandırdı. O sabah İnönü, Cumhurbaşkanlığı'nın bahçesinde yaptığı gezinti yaparken Türk gazeteciler toplanmışlardı. Gazetecilerin uzaktan "Milliyet'in haberine ne diyorsunuz" diye bağırmaları üzerine, İnönü de kapıya biraz yaklaşarak "Ona sorun" diyerek beni işaret etmişti. Bütün dünya şunu anladı ki, Türkiye hakkı verilmezse, bu hakkını almak için gereken adımları atmaya hazırdı. Ne yazık ki İnönü'nün bu sözleri, ölümünden sonra ailesi tarafından hazırlanan kitaba konmadı. Bunu da üzülerek not etmek gerek diye düşünüyorum. 

GÖZLEM – Suudi “muhalif” gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın “Suudi Arabistan Konsolosluğu’nda, hatta Başkonsolos’un önünde, Suudi Arabistan’dan gelen “özel” ekip tarafından infaz edildiği, dahası vücudunun parçalara bölünerek, Konsolosluktan çıkarıldığı” hemen hemen kesinleşti ve Başkonsolos “diplomatik dokunulmazlıktan yararlanarak”, ülkesine kaçtı. Bütünüyle “bu dehşet verici” olay hakkındaki görüşünüz?

Hukukçulara göre bu tarz adli olaylarda başkonsolosun dokunulmazlığı geçerli olmamalıydı ve başkonsolosun ülkeyi terk etmesine izin verilmemesi gerektiği gibi, konsolosluk da uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde aranabilirdi. Ancak iktidar Suudi Arabistan ile ilişkileri bozmamak için bu yöntemleri uygulamayarak çok daha düşük profilli bir çalışma yürüttü. Öte yandan eğer bir gazeteciyi yok etmek istiyorsan, Suudi Arabistan olarak en iyi bulacağın yöntem bu mu? Suudi Arabistan Konsolosluğu içinde öldürülmesi seçeneği, kız arkadaşı da dışarıda beklerken, en son yapmaları gereken bir yöntemken neden başka bir yolu seçmediler? Adam Amerika'ya da gidiyor, İstanbul'da da dolaşıyor. Bu bir beceriksizlik mi, aksilik mi, yoksa işin arkasında başka bir şey mi var? Bunu bilemiyorum.

GÖZLEM – Bu olay “Türkiye – Suudi Arabistan ilişkilerini” nasıl etkileyebilir?

Burada bir bilgiyi daha ekleyelim. Bu vahşi olayın, Suudi Arabistan'ın ABD tarafından desteklenen yeni veliahtı Prens Bin Selman'ın korumasınca gerçekleştirildiği de, iktidara yakın medya dahil tüm medyada yer aldı. Böyle bir kişi tarafından, hem de Konsolosluk içinde gerçekleştirilmiş olması, bu cinayetin Suudi yönetimi tarafından en azından bilindiğine ya da planlandığına işaret ediyor. Ancak iktidar ilk reflekste de konuya mesafeli yaklaştı, olay uluslararası çapta büyüyünceye kadar çok da üstüne gitmedi. Bu durum da, Cumhurbaşkanı'nın çeşitli hediyeler ve nişanlar aldığı ve çok ılımlı, dost ilişkiler sürdürdüğü Suudi Arabistan'a ne kadar tepki koyabileceği noktasında şüphe uyandırıyor.

GÖZLEM – Suudi Arabistan, “Bu olay sebebiyle ülkemize yaptırım uygulamasına teşebbüs edenlere aynı şekilde mukabele edilecektir”, diyerek, başta ABD ve AB ülkeleri olmak üzere Türkiye’yi de tehdit etti; ne diyorsunuz?

Erdoğan Suudi Arabistan ile ilişkilerini bu olay nedeniyle bozmak istemez. Kaldı ki Trump bile aynı şeyi söyledi. "Kaşıkçı meselesi yüzünden Suudi Arabistan'dan uzaklaşmak istemiyoruz" dedi.

GÖZLEM – Türk Polisi, bütün olumsuz şartlara rağmen, olayı aydınlattı; yorumunuz?

Olayla ilgili genel çerçeveyi, baştan itibaren, dünya kamuoyu, dünya basını çizdi. Kaşıkçı'nın öldürülmüş olabileceği, nasıl öldürülmüş olabileceği hep önce dış basında çıktı. Daha sonra uzlaşma sağlanmasıyla Türk polisi de Suudi polisiyle beraber konsoloslukta yaptığı araştırmada gerekli delilleri buldu.

GÖZLEM – Suudiler, Kaşıkçı’yı, “işe konsolosluklarını karıştırmadan”, kentte gezerken, “sessiz sedasız” kaçırıp, kuytu bir köşede öldürebilirlerdi. Cesedi bile aylar sonra bulunabilirdi, hatta bulunamaya bile bilinirdi de. Sizce, “neden” böyle bir yolu seçmediler de, kör gözüm parmağına, infaz için “bütün dünyanın ve Türk Polisi’nin gözlerinin ilk çevrileceği bir mekanı” kendi konsolosluklarını seçtiler? Bu, acaba “bütün muhalif gazetecilere verilen bir “dünya göz dağı mı” idi?

Gözdağı olabileceğini sanmıyorum. Beceriksizliklerinden ya da umursamazlıklarından olabilir. Sonuçta planlama deyince ilk akla gelen millet Suudiler değildir. Herhalde. Ama hiç şüphesiz işin bu noktaya geleceğini hesaplamamışlardı. Trump'a güvenip "Yanımıza kâr kalır" diye düşünmüş olabilirler.

GÖZLEM – Papaz Brunson konusundaki gelişme ile ilgili görüşünüz?

Komedi. Bu adamın taraftarlarının Trump'a oy verdiği,  desteklediği biliniyordu. ABD'nin bunu burada bırakmayacağı belliydi. Önce ev hapsine çıkartıldı, sonra da serbest bırakıldı. ABD ile yapılan temas ve pazarlıklarla serbest bırakılmış oldu. Türkiye'de adalet sisteminin ne kadar taraflı ve bozuk işlediği ve adalet sistemine iktidarın nasıl etki ettiği de bu vesileyle bir kez daha görülmüş oldu.

GÖZLEM – AKP ve Erdoğan destekçisi Devlet Bahçeli bile “Türk kamuoyunun içine sinmeyen bir durum. Papaz’ı verirken, karşılığında Papaz alınmalıydı” dedi, yorumunuz?

Boş konuşmuş. ABD'nin Türkiye'ye FETÖ'yü vermeyeceği artık ayan beyan ortada. FETÖ sistemini kurduran ve Türkiye üzerine planlarını yapan zaten ABD.

GÖZLEM – AKP kanadı “Bu karar, Tür yargısının bağımsız olduğunu göstermiştir” diyor, siz ne diyorsunuz?

Tebessüm ediyorum.

GÖZLEM – Arda olayı ile ilgili görüşünüz?

Yazık. Büyük bir kabiliyet, yükselişini kaldıramadı. Barcelona'dan sonra adım adım düşerken büyük bir hayal kırıklığı ve moral bozukluğu yaşamış olsa gerek. Bu da bir öfke yaratmış gözüküyor. 

 

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test