Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Anayasaya aykırı bir seçime gidiyoruz

27.4.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan referandum ile kabul edilen 6771 sayılı Kanunun17. Maddesi ile getirilen Geçici 21. maddenin A Bendinde aynen;“Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27’nci Yasama Dönemi milletvekili genel seçimi ve Cumhurbaşkanlığı seçimi 3/11/2019 tarihinde birlikte yapılır. Seçimin yapılacağı tarihe kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri ve Cumhurbaşkanının görevi devam eder” denmektedir. Aynı kanunun 18. Maddesinde de “bu kanun ile Anayasanın 104. Maddesinde sayılan Cumhurbaşkanlığı görev ve yetkilerinin” de birçok kurum ve kuruluşun görevleri gibi “Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunda Cumhurbaşkanının göreve başladığı tarihte yürürlüğe gireceği” kabul edilmiştir.

Geçici 21. Maddenin B bendinde de “bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren en geç altı ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu Kanunla yapılan değişikliklerin gerektirdiği Meclis İçtüzüğü değişikliği ile diğer kanuni düzenlemeleri yapar” denmektedir.

Görüldüğü gibi, Anayasada öngörülen seçim tarihi aylardır Sayın Cumhurbaşkanının da belirttiği gibi 2019 yılının Kasım ayının 3. Pazar günüdür. Bu tarih orada durduğu sürece “olağanüstü bir hal” olmazsa değiştirilememesi gerekir. Olağanüstü hal nedeniyle değiştirilecek olursa da değişikliğin önce Anayasa’da yapılması bilahare Mecliste değişiklik kararının alınması gerekir. “Hukuk devleti” isek (Any. md.2), “Anayasanın üstünlüğü” (Any. md.11) hala devam ediyorsa ben 49 yıllık hukuk hocası, 54 yıllık hukukçu isem, bize bugüne kadar öğretilenler de bizim bugüne kadar öğrettiklerimiz de böyle… Anayasanın Geçici 21. Maddesindeki o seçim tarihi kaldırılmadan, Anayasada o tarih orada durduğu sürece erken seçim kararı Anayasa’ya aykırı olacaktır.

İkinci olarak, Anayasa değişiklikleri sonrası seçimlerden önce  “Kanununun yayımı tarihinden itibaren en geç altı ay içinde” yapılması gereken “uyum yasaları” da yapılmamıştır.. Anayasada “seçimlerden önce” öngörülen “uyum yasaları” yapılmadan alınan “erken seçim” kararı yine Anayasaya aykırı olmuştur. Şimdi “yangından mal kaçırma” misali üzerinde yeterli görüşme yapılmadan kabul edilen “uyum yasaları, velev ki doğru ve isabetli olsa bile, anayasaya aykırı olmuştur.

Sayın Cumhurbaşkanının seçildiği günün ertesinde “bugüne kadar görülen Cumhurbaşkanlarından farklı bir Cumhurbaşkanı olacağı”, yetkisi olmadığı halde “bugünden itibaren Anayasayı askıya alıyorum” beyanatı hatırlanacak olursa, Anayasanın  “demokratik hukuk devleti” (md.2) ve“Anayasanın üstünlüğü” (md.11) ilkelerinin daha o zamandan bertaraf edilip Cumhurbaşkanının “bitaraf” olmaktan çıktığı, “fiili devlet” yönetimine geçtiği iyi bilinmektedir. Bu nedenle Cumhurbaşkanının yeminindeki “tarafsız davranacağı” hükmünün de kaldırılması gerekir. Özellikle “parti başkanlığından” sonra kaldırılacak“tarafsızlık” ilkesi ile o zaman “hukuka” olmasa bile “kanuna” uygunluk sağlanmış olur…

Aslında Sayın Bahçelinin de dilinden düşmeyen bu “fiili devlet” yönetimi, verdiği destek ile yapılan Anayasa değişikliği, fiili yönetime anayasal bir “hukuki kılıf” giydirmiştir. Bununla birlikte, fiili yönetimi seven ve buna alışkın olan Sayın Cumhurbaşkanı fiili yönetime devam etmekte bir sakınca görmediği anlaşılmaktadır. Öyleyse, fiili yönetimi hukukileştirmek isteyen Bahçeli’ye rağmen, fiili yönetim aynen devam ediyor demektir.

Hâlbuki fiili yönetimler “anayasa üstünlüğüne” dayanan “demokratik hukuk devletinde” olmaz. Demokratik hukuk devletinde önce Anayasa ve kanun devreye girer. Bilahare “fiiliyat ve eylem” başlar. Fiiliyatın “önce”,  hukukun “sonra” geldiği sistem “otoriter” devlet sistemidir. Kuzey Kore, Çin Halk Cumhuriyeti, Suudi Arabistan, İran gibi ülkeler böyledir. Onlarda fiiliyattan, eylemden sonra meclisler yapılanı tasdik eder. Tasdik etmeyen meclis üyesi olursa “emri vekalet” sistemi gereği azledilir. Bu nedenle de tasdik etmeyen, azledilmeyen meclis üyesine rastlanmaz.

Türk demokrasisinin en büyük eksikliği yasama ve yürütmenin “yargı denetimi” eksikliğidir. Anayasa ve yasalara rağmen “keyfi” sayılabilecek uygulamalar, “özgür medya” dışında özellikle yargı denetiminden yoksun Türk demokrasisini “hukuki” olmaktan çıkarmakta, başta bağlı olduğumuz uluslararası kuruluşlar raporlarındaki eleştiriler olmak üzere, ulusal düzeyde sert ve seviyesi düşük siyasi tartışmalara yol açmaktadır.

Dünyanın en güçlü devlet başkanlarının ABD’de tabi olduğu “yargı denetimi”, aynı zamanda ABD halkının da hukuki güvencesidir. Bu günlerde ABD başkanı Donald Trump’ın başını yargı denetiminden kaldıramadığı iyi bilinmektedir. Bunun gibi, eski ABD başkanı Nixon’ın Watergate skandalı nedeniyle hapisten “istifa” ederek, Bill Clinton’un Monica Lewinsky olayında “kamuoyunu aldatmaktan” (kamuoyuna yalan söylemekten) Senatodaki demokrat çoğunluğu sayesinde kurtulduğu iyi bilinmektedir. Çünkü bir vakitler oto lastiği reklamlarında da belirtildiği gibi, “kontrolsüz güç, güç değildir”. Donald Trump’ın sonunun ne olacağı da henüz bilinmemektedir.

Tek kelimeyle “yargı bağımsızlığı” demokrasinin en büyük teminatıdır. Yargı “bağımsız” olmazsa Anayasa’ya yeni getirilen “tarafsız” sözünün de bir anlamı olmaz. Bunun son örneklerini Yüksek Seçim Kurulunun “skandal” kararlarında da yakından izlemekteyiz. Geçtiğimiz Cumartesi günü Yargıtay’dan İYİ Parti hakkında gelen olumlu sicil ve kayıtlara rağmen Yüksek Seçim Kurulunda alınan beşe beş olan karar, bir üyenin olmayışı nedeniyle Pazartesi gününe ertelenince, CHP 15 vekilini İYİ Partiye göndererek Yüksek Seçim Kurulunu anayasal “emri vaki” (md.101/3) karşısında bırakmıştır. Bu nedenle Yüksek Seçim Kurulu kararını Pazartesiyi beklemeden Pazar günü “oybirliği” ile açıklama mecburiyetinde kalmıştır. Yüksek Seçim Kurulunun “mühürsüz oylar” konusundaki kararı da hatırlanacak olursa, Yargıtay’dan gelen olumlu “resmi” kayıtlara rağmen karar vermekte zorlanan Kurum’un,“demokratik hukuk devletinde” adalet dağıtmakta ne derece acz içinde bulunduğunu görmek, demokrasimiz ve adalet tarihimiz adına utanılacak ve üzüntü verici bir durumdur.

Tam “demokratik hukuk devleti” anlayışının seçimlerde hayırlara vesile olması en büyük dileğimiz…

(Prof. Dr. Fevzi Demir)

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Hem CHP hem de İyi parti tarafından Ankara Büyükşehir Belediye Adaylığı sıklıkla gündeme gelen Mansur Yavaş, Mart 2019'da yapılacak yerel seçimlere ilişkin olarak ''An...

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş'a özel olarak Kadir Mısıroğlu hakkında, İyi Parti resmi twitter hesabından bir tweet atıldı.

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş'ın 10 Kasım'In arifesindeki ziyaretiyle tekrar gündeme gelen Kadir Mısıroğlu ile ilgili olarak, İyi Parti Genel Sekreteri ve İzmir Mil...

TBMM'de yaptığı konuşmanın üzerinde bir anda birçok eleştiri okunun hedefi haline gelen Saadet Partisi 27.dönem İstanbul Milletvekili Profesör Doktor Cihangir İslam, s...

Atatürk ilah değildir diyerek 10 Kasım tören alanında bağırmaya başlayan Emine Şahin tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Diyanet işleri başkanı'nın Kadir Mısıroğlu ziyareti hakkında konuşan CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel, ''Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, bizim vergilerimizle aldığ...

Atilla Taş, cezaevinde gönderilmek üzere gözaltına alındı. Atilla Taş Kimdir?

Yazarlar
Website Security Test