Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Urla Yarımadası'ndan doğan güneş; İYTE!

22.3.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, kenti bilimde dünya ligine taşıyacak dev adımlar atıyor.

ENGİN TATLIBAL

Üç ay önce İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) Rektörlüğü görevine atanan Prof. Dr. Yusuf Baran, Türkiye'nin gerçekten yüzakı akademisyenlerinden biri. Moleküler biyoloji ve genetik alanındaki çalışmalarının yanında akademik yönetim ve diplomasi konularında çalışan Baran, görevine atanmasının ardından kısa süre içinde İYTE'de ciddi bir sinerji yarattı. Bilimsel çalışmaları ve başarılarıyla Türkiye'nin önde gelen üniversiteleri arasına giren İYTE'yi dünya çapında önemli bir marka yapmak istediklerini ifade eden Prof. Dr. Yusuf Baran, Gözlem Gazetesi Yayın Kurulu'nun konuğu oldu, bilimsel vizyonunu ile İYTE'yi anlattı.

Hocam, bilim tarihi ve diplomasisi üzerine çalışmaları bulunan bir rektör olarak, tarihsel perspektifte akademi kurumunun gelişimini, misyonunu ve günümüzdeki yerini anlatır mısınız?

Teşekkür ediyorum. İnsanoğlu temel bazı motivasyonlar çerçevesinde yaşantısını sürdürür. Bunların ilki daha uzun yaşamaktır, ikincisi ise daha kaliteli yaşamaktır. Her zaman daha iyisini istiyoruz. İlk çağlarda mağalarda yaşayan insan, daha iyisini isteme güdüsüyle günde en fazla 30 kilometre yol kat ederken bir günde Türkiye'den New York'a gidip, bir öğlen yemeği yiyip aynı gün geri dönebilecek bir hareket gücüne ulaştı. Mağaradan çıkan insan çadırlarda, kerpiç evlerde, taş evlerde, apartmanlarda ve nihayet cep telefonumuz ile klimasını kontrol edebildiğimiz süper lüks ve akıllı konutlarda yaşamaya başladı. Yani hiç vazgeçmiyoruz ve hep daha iyisini arıyoruz. Bilim, temelde "Niçin" sorusunu yanıtlar; teknoloji ise elde edilen bilgileri günlük yaşantımıza uygular. Niçin güneş sıcaktır sorusunun yanıtını buluruz, ardından güneşın ısısından günlük yaşamda kullanmak üzere enerji elde ederiz. Üniversitelerin tarihsel geçmişine baktığımızda, daha çok bilenin daha az bilene öğrettiği yerler olarak başladığını görüyoruz. 1000'li yıllara kadar bu böyle devam etti; ardından üniversiteler araştırma yapmaya başladı ve yeni bir misyon edindi. Günümüzde ise yapılan araştırmaların insana dokunması ilkesini esas alıyor. Yani merak eksenli araştırmadan, insan yaşamına katkı eksenli bir araştırma anlayışına geçildi. Bu da üçüncü bir misyon olarak karşımıza çıkıyor. Dünyada bilimin yüzde 40'ını üreten Amerika Birleşik Devletleri'nin önceki başkanı Barack Obama, "Bilim bizim güvenliğimiz, yaşam kalitemiz, sağlığımız, yaşam için olmazsa olmazımızdır" der; ancak OECD'ye göre gelişmekte olan ülkeler, bütçede sıkıntı yaşadıklarında ilk önce Ar-Ge'den, ardından kütüphanelerden kısıntıya gider. Oysa Ar-Ge'ye yaptığınız yatırımlar, doğrudan doğruya ekonomik büyümeye katkı sağlar. Nitekim dünyanın gelişmiş ve güçlü ülkelerine baktığınızda, bu gelişmişliğin arkasında sağlam bir yüksek öğretim sisteminin olduğunu görürsünüz. Güçlü üniversiteler, güçlü ekonomi ve güçlü toplum yaratıyor. Bu da dolaylı olarak uluslararası diplomaside masada olup olmayacağınızı belirliyor. Dolayısıyla bizim de Türkiye'de değişim ve dönüşümü bilgi ve bilim eksenli olarak gerçekleştirmemiz gerekiyor. Bunun için toplumun tüm bireylerini eğitmemiz gerekiyor. Camdan yarattığımız faunalarda yaşayamayız, yaşayamıyoruz. Bütünsel olarak toplumun eğitim düzeyini yukarı çekmemiz, bunun için de eğitime ve bilime yatırım yapmamız gerekiyor.

Türkiye'ye ve dünyaya baktığınızda bu bağlamda mevcut durumu nasıl görüyorsunuz?

Esasında dünyada da, Türkiye'de de iyiye doğru bir gidiş var. Cumhuriyet'in kurulduğu dönemde Türkiye'de ortalama insan ömrü 40 yıl civarındaydı. Bugün kadınlarda 82, erkeklerde 86. Aynı tarihlerde Türkiye'de ikisi İzmir'de olmak üzere yedi eczacı vardı, bugün 25 binin üzerinde eczane var. Bilimsel gelişmeler, Türkiye'de bizim ömrümüzü bu denli uzatmış, ilaca ve tıbba hızla ulaşabiliyoruz. Ancak küresel anlamda bizi bekleyen problemler de var. 2030'da dünya nüfusu 11 milyara ulaşacak ve şu anda ürettiğimizden yüzde 50 daha fazla gıdaya ve yüzde 45 daha fazla enerjiye ihtiyaç duyacağız. Öte yandan dünyada sahip olduğumuz topraklar, en fazla bu rakamı, yani 11 milyar insanı beslemeye yetiyor. Küresel sorunlar, sınırların da ortadan kalkması anlamına geliyor. Küresel iklim değişikliği sorunu karşısında "Ben sınırlarımı kapatıyorum, bunun sadece kendi ülkeme zarar vermesini engellerim" diyebilir misiniz? Dünyanın bütüncül olarak bu problemi düşünmesi gerekiyor. Sınırları biz yarattık, dünya eskiden bir bütündü, heryer herkesindi. Fiziki ve siyasi sınırları insan kendisi yarattı. Şimdi o sınırların berisinde kalıp küresel sorunları çözmek mümkün değil. Küresel barış ve demokrasi de dünyanın çözmesi gereken önemli problemlerinden biri. Birbirimizi anlamak ve yapay fay hatları üzerinden birbirimizden nefret etmeyi bırakmamız gerekiyor. Ötesini tanımadığımız sınırları canavarlaştırıyoruz. Dolayısıyla küresel gıda veya su sorunlarının bu durumu körükleme riski var. Bunu önlememiz gerekiyor.

Bilim ve gelişmişlik ilişkisine vurgu yapıyorsunuz, daha somut örneklemelerle açıklamak gerekirse neler söylersiniz?

Bakın, dünyanın bizim de yaşadığımız bölümü, aslında 10'uncu yüzyıla kadar bilimin, matematiğin ve astronominin güçlü olduğu bir bölgeydi. Yukarı taraf ise savaşlarda ve dinsel fanatizm ile sarılı durumdaydı. Olayın rengi ne zaman değişti? "Matematik öğrenmek şarttır"dan "Matematik öğrenmek haramdır" noktasına geldiğimizde olay tersine dönmeye başladı. Biz işte tam o gün oyunu kaybetmeye başladık. Böyle bir ortamda bilimsel olarak hiçbir yere varamazsınız. Hangi bölgelerde insanlar kör kurşunla, terör saldırılarıyla veya trafik kazasıyla ölüyor, hangi bölgede yaşlanıp organ yetmezliğinden ölüyor? Eğitim ve bilim olmadığı zaman çocuklarınız boğularak ölüyor. Eğitim yoksa hayat yoktur. İki sene önce Çin Bilimler Akademisi'ni ziyaret ettim. Çin'de 10 bin kişide 22 doktoralı insan var. Bu rakam ABD'de 17, AB ortalaması 14. Bizde ise 4. Sadece bu rakamlar, size zenginlik ve gelişmişlik hakkında bir fikir veriyor. Alın terinden akıl terine geçen bir dünya ile karşı karşıyayız. Dahili ve harici olarak ülkemize saldıran hainlerden söz edip durunuz, sizin aklını kullanan güçlü bir toplumuz varsa varsın saldırsınlar. Aklını kullanan güçlü bir toplum yaratmamız gerekiyor. Bunun yolu da eğitim ve bilimden geçiyor.

Hocam, biraz da İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü'nü anlatır mısınız?

Bizim üniversitemiz, Çeşme-Urla-Karaburun üçgeninin tam kalbinde yer alıyor. 35 bin dönüm alana yayılan, arazi olarak Türkiye'nin en büyük üçüncü üniversitesi. 1992 yılında kurulan bir devlet üniversiteyiz. Adımızın "enstitü" olmasının sebebi, özellikle sanayiyi güçlendirmek ve bilim üretmek yoluyla endüstriyi desteklemek misyonundan kaynaklanıyor. Batıda da lisans eğitimi veren ve enstitü ismini taşıyan kurumlar var; dünyanın en iyi üniversiteleri arasında olan Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) bunlardan biridir. Biz Türkiye’nin tek yüksek teknoloji enstitüsüyüz. Eğitim dilimiz yüzde 100 İngilizce. Hoca başına düşen öğrenci sayısında Türkiye birincisiyiz. 10 tane araştırma-uygulama merkezimiz var. Bu merkezlerin hepsini UNESCO-TWAS tarafından tanınan uluslararası merkezlere dönüştürüyoruz ve bu konuda Türkiye'de ilk olacağız. Önümüzdeki dönem için hedefimiz, master ve doktora öğrencilerimizin sayısını artırmak, lisans öğrencilerimizin sayısını ise azaltmak. Üç

fakültemizde 14 lisans programında 3851 öğrencimiz, 24 programda 1096 yüksek lisans ve 19 programda 496 doktora öğrencimiz bulunuyor. Mezunlarımız dünyaca ünlü şirketlerde ve üniversitelerde görev yapıyor. Modern toplumlarda her mesleğe ihtiyacımız var ama bizler için en iyi beyinlerin nereye gittiği konusu çok daha önemli. En iyi beyinlerimizi Ar-Ge yapacak alanlara aktarmamız gerekiyor.

"İNSAN OLMAK BİR MAKAMDIR, ONA EĞİTİM İLE ULAŞILIR"

"Bizim zaafiyetlerimizden biri de, doğan her kişiye "insan" muamelesi yapıyoruz. Ancak bana göre insan olmak bir makamdır. Anne babadan doğan her kişi insan değildir, insan olabilmesi için bir eğitimden geçmesi gerekiyor. Eğitmezsek ve insan olma makamına ulaştırmazsak, belki kadınları taciz eden bir sapığa, belki bir hırsıza, belki elinde silahla topluma ateş eden bir terör örgütü üyesine, bir caniye dönüşebilir. Bizim o bebeğin eğitimini iyi organize etmemiz gerekiyor. Bu bir sanat, insan yetiştirme sanatı."

 

"TEKNOPARK, ÜNİVERSİTE-SANAYİ İŞBİRLİĞİ İÇİN ÇOK ÖNEMLİ"

"Gelişmiş ülkeler, üniversiteler ile sanayi arasındaki bağlantıyı çok güzel bir biçimde sağladılar ve bu şekilde başarılı oldular. Biz de bunun için uğraşıyoruz. Üniversite ile toplum arasındaki duvarları yıkacağız. Büyük firmaların Asya ve Orta Doğu üretim bantlarını ülkemize çekerek çok sayıda kişiye istihdam sağlayabiliriz diye düşünüyoruz. Bu bağlamda Ege Bölgesi'nin ilk teknoparkına sahibiz ve bu durum, üniversite-sanayi ilişkisi bakımından oldukça büyük bir önem taşıyor. 25 bin metrekare kapalı alana sahip ve toplam cirosu 650 milyon TL olan ve 148 Ar-Ge firması teknoparkımız içinde çalışmalar yürütüyor."

PROF. DR. YUSUF  BARAN KİMDİR?

11 Aralık 1977 tarihinde doğdu. 1998 yılında Dicle Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Biyoloji Öğretmenliği Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek Lisans derecesini 2002 ve Doktora derecesini 2006 yılında ODTÜ’den aldı. 2007-2015 yılları arasında İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nde öğretim üyesi olarak çalıştı. Bilim, teknoloji, diplomasi konulu ulusal ve uluslararası toplantı/ kongre/ forumlarda (ABD, Brezilya, Çin, Pakistan, İsveç, Azerbaycan, İsviçre, İsrail, Almanya, Şili, Sudan, Yunanistan, Makedonya, Tayland, Bosna Hersek, Sri Lanka, Hollanda, Rusya, Malezya, Güney Afrika vb.) 200’ün üzerinde konferans verdi. Birleşmiş Milletler, Avrupa Parlamentosu, Dünya Bilim Forumu, Bakü Forumu, Dünya Ekonomik Forumu, Dünya Yaşam Bilimleri Forumu, Bilim Diplomasisi, Bilim Liderliği gibi çok önemli toplantılara davet edildi ve konferanslar verdi. Prof. Dr. Yusuf Baran’ın çeşitli kurumlar tarafından desteklenen 40 civarı bilimsel araştırma projesi, 350’nin üzerinde yayınlanmış bilimsel makalesi, ulusal ve uluslararası kongrelerde sunulmuş bildirisi ve bir adet kitabı bulunmaktadır. Dr. Baran’ın 100’ün üzerinde ulusal ve uluslararası kurumlar tarafından verilmiş ödülü bulunmaktadır.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

İMEAK Deniz Ticaret Odası (DTO), dünya kruvaziyer sektörünün en büyük buluşma noktası olan ABD Miami’deki 2019 Seatrade Cruise Global Fuarı’ndan güzel haberlerle döndü...

Medicalpark ve Mövenpick Hotel’in birlikte düzenledikleri kent söyleşilerinin bu ayki konuğu gazeteci, yazar, araştırmacı ve tarihçi Yaşar Aksoy idi. İzmir’in Yunanlıl...

İzmir Karşıyaka nöbetçi eczaneler 11 nisan 2019 Perşembe

Türkiye genelinde konut kredi faiz oranları düşmeye devam ederken, inşaat sektörüne erken bahar geldi. Geçtiğimiz yıl 2.74’e kadar yükselen konut kredi faizleri şu an ...

Dünyanın en eski festivallerinden biri olan, baharın gelişi ve yeniden doğuş anlamına gelen “Holi” kelimesinden alan Holifest, 20 Nisan İzmir Arena’ ya geliyor!

İzmir Başkanlar Kurulu, Nisan ayı toplantısında seçim sonrası gündemi ekonomiye çevirme mesajı verdiler.

Cem Yılmaz İzmir'de Fuar Açıkhava’da ‘Diamond, Elite, Platinum Plus’ gösterisini sergileyecek. Cem Yılmaz İzmir'e ne zaman geliyor? Cem Yılmaz İzmir Diamond Elite, Pla...

Yazarlar
Website Security Test