Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Ekonomide Sorun Ne? (2)

19.6.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Ekonomist Ümit Kumcuoğlu, gazetemizde ekonomideki son gelişmeleri değerlendiren bir yazı kaleme aldı.

Bir önceki yazımızda 60 yıldır çözemediğimiz temel sorunları ele aldık.

Türkiye ekonomisine çok uzun vadeli olarak baktığımızda Türkiye başarılı bir ülkedir diyebilir miyiz? Hem evet, hem de hayır. Son 100 yılda kişi başına milli gelirimizi dünya ekonomisinin ortalamasından daha hızlı büyütebildik. O bakımdan kendimize çok da haksızlık etmeyelim. Ama itiraf etmeliyiz ki asli hedefimizin altında kaldık. Güney Kore ve İspanya gibi birinci lige çıkmayı hedefledik ama başaramadık. Bunun temel sebebi ekonomimizin en derin sorunu olan dış denge sorununu çözememiş olmamız. Yukarıda anlattığımız gibi, 1960’lar, 1980’ler ve 2000’lerde olduğu gibi cari açıkla yaşamayı başardığımız dönemlerde hızlı büyüdük, ama bunu sürekli kılamadık. 5-10 yıl değil

20-30 yıllık bir hızlı büyüme dönemi için temel yapısal sorunlarımızı çözmek gerekiyordu.

Bugün Türkiye’nin önünde üç seçenek var:

  1. Sürünerek devam etmek;
  2. Esas sorunu çözmeden bununla daha iyi yaşama formülümüze dönmek;
  3. Esas sorunu çözmek.

Mevcut siyasi iktidar şimdilik birinci yolu seçmiş gibi görünüyor. Bir dış denge kriziyle karşı karşıya olduğumuzu görüyorüz, ama itiraf etmiyoruz. Ciddi önlemler almadan işlerin normale dönmesini temenni ediyoruz. Ekonomi literatüründe “imkansız üçlü” tabir edilen politika demetini uygulamaya çalışıyoruz: devlet uluslararası sermaye hareketleri serbest iken hem faizlerin, hem de kurun seviyesini belirlemeye çalışıyor. Ancak her zamanki yaratıcılığımızla tarihe geçecek bir deney yapıyoruz: imkansız üçlüden ikisini seçip birini bırakmak yerine her üçünü 2/3 oranında yaparak toplamda 2/3’ü tutturmaya çalışıyoruz. Bu formüle “sürünerek devam etmek” adını vermemin sebebi şu: bir Arjantin vakası yaşayacağımızı, yani dış borçları ödeyemez duruma geleceğimizi sanmıyorum. Ama dış denge problemimizi ekonomimizi küçülterek yönetiyoruz. Bu yolda devam edersek son 5 yılda 12 bin dolardan 9 bin dolara inen kişi başına milli gelirin daha da azalması, aynı zamanda yıllık trend büyüme oranının da %5’ten  %2-3 arasına düşmesi kaçınılmaz görünüyor.

İkinci yol 1961, 1980 ve 2001’de adım adım geliştirilen politika demetinin güncellenmesi olur. Bu senaryoda temel yapısal sorunumuzu çözemediğimizi kabul edip bu sorunla en iyi şekilde yaşamayı deneriz. Öncelikle 3 ila 5 yıl vadeli, kapsamlı bir ekonomik istikrar programı hazırlarız. Siyasi irade kararlı bir şekilde bu programın arkasında olduğunu açıklar. Kamuda çok nitelikli bir ekonomi yönetimi ekibi kurulur. Serbest kura geri döneriz, ancak serbest kurdan endişe etmemize sebep olan iskleri azaltırız: TL reel faizi sıfırın üzerine çekeriz, kurun düştüğü anlarda merkez bankası döviz rezervlerini artırır. Bankaların ihracatla ilgili işlemler dışında yurt içinde döviz kredisi vermesine izin vermeyiz. Kamu projelerini dolardan Türk lirasına döneriz. Bankalara kamudan sermaye desteği veririz. Bütçe açığını kontrol altına alırız. Bu senaryoda küresel likidite bolluğundan yeniden faydalanma imkanımız doğar. Bu şekilde büyüme dünyada likidite bollıuğu olan dönemlerde yıllık %5 trendine dönebilir.

Üçüncü yol ise dünya ülkeleri arasında birinci lige çıkabilmek için kapsamlı bir kalkınma politikası geliştirmek; birkaç nesildir bir türlü başaramadığımız yeniden yapılanmayı bu sefer kararlılıkla gerçekleştirmek. Ancak bunun için Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran 1919 elitinin siyasi gerçekçiliği kadar tavizsiz bir ekonomik gerçekçilik şart.

Böyle bir programın temel unsurları neler olabilir? Hem devlet, hem de özel sektördeki verimsizliklerin üzerine kararlılıkla gitmek. Ulusal çapta bir insan kaynakları politikası oluşturmak ve eğitim seferberliği yapmak. Yatırım ve ticaret ortamını yeni girişimciler lehine düzeltmek. Sorunlara yerel çözümler bulunmasına izin vermek. Kamunun sübvanse edeceği alanlarda kaynağı üreticiye değil tüketiciye vermek.

Bu yolda karşılaşacağımız en önemli sorunlardan biri Türkiye’nin başarılı olanlardan fedakarlık isteyip başarısız olanlara destek olma refleksi. Bu nedenle ekonominin dinamik kesimleri sürekli olarak verimsiz kesimlerini sübvanse etmek zorunda kalıyor. Gelir ve servet dağılımını düzeltmeye yönelik adımlar elbette ki çok gerekli, ama bunların başarısız işletmeler yerine sade vatandaşı desteklemek şeklinde yapılmasına özen göstermek şart. Türkiye’de kaynakların yanlış kullanımının tek sorumlusu devlet değil; bu nedenle de sorun geçmişte özelleştirme ile çözülemedi. Verimsizlik ve başarısızlığı teşvik konusunda Türk özel sektörünün performansı da maalesef devlet kadar kötü. Bunun en temel sebebi de ekonomimizdeki rekabet eksikliği.

Kapsamlı bir kalkınma politikası oluşturabilmek için bir başka zorunluluk da dünya ekonomisinde nasıl bir rol oynamak istediğmize karar vermek. Doğu Asya ülkeleri gibi sanayi ürünleri ihracatına mı odaklanacağız? Hindistan gibi outsourcing ve hizmetler ihracatına mı odaklanacağız? Doğu Avrupa ülkeleri gibi AB ekonomisiyle çok derin bir entegrasyona mı gideceğiz? İngiltere gibi dünyanın dört bir yanından sermaye çekmeye mi çalışacağız? İsrail gibi az sayıda sektörde dünya çapında işlerin yapıldığı bir girişimcilik merkezi mi olacağız? Yoksa bölgesel bir istikrar ve normallik adası olarak kaliteli insan kaynağı için bir cazibe merkezi mi olmaya çalışacağız? Hedefi net bir şekilde belirleyip üzerinde toplumsal uzlaşmayı sağladıktan sonra tüm kamu politikalarını bu hedefe odaklanarak oluşturabiliriz. Eğitimden dış politikaya, yargıdan seçim sistemine, sosyal güvenlikten vergi sistemine uzanan tutarlı, parçaları birbirlerini destekleyen bir model kurabiliriz. Ancak hangi yolu seçersek seçelim bundan sonra kamu düzenimizi güvenlik odaklı değil kalkınma odaklı olarak tasarlamamız gerekiyor.

Yeni bir kalkınma politikası geliştirmek uzun ve zorlu yol. Bu yazımla kapıyı aralamak istedim. Önümüzdeki günlerde bu konudaki görüşlerimi kapsamlı olarak paylaşmaya devam edeceğim.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Türkiye’nin Suudi Arabistan’a ihracatı Mayıs’ta yüzde 50’nin üzerinde, Haziran’da yüzde 30, Temmuz’da ise yüzde 21 arttı.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, Twitter hesabından yeni bir paylaşım yaptı. İSO Türkiye İmalat Sektörü İhracat İklimi Endeksi verilerini paylaşan Albayrak, Tür...

Türkiye'de işsizlik oranı, mayısta geçen yılın aynı ayına göre 0,1 puan artışla yüzde 12,9 oldu.

Son zamanlarda gümüşteki yükseliş analistlerde gümüş için konsolidasyon beklentisi oluşmasını sağladı. Ancak analistlere göre bu durum geçici.

Pandemi sürecinde tüketimi artan ve kilogram fiyatı 18 liraya kadar yükselen limona getirilen ihracat kısıtlaması Resmi Gazete'de yayımlanan kararla kaldırıldı.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Murat Uysal, BDDK (Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu) Başkanı Mehmet Ali Akben ile önde gelen bankaların genel ...

Osmanlı Sultanlarının tercihi Çekirdeksiz Sofralık Sultani Üzümün ihracat yolculuğu 8 Ağustos 2020 Cumartesi tarihinde başlıyor. Mevlâna (Razaki) Sofralık üzümünün ihr...

Yazarlar
Website Security Test