Facebook ta paylaştweet le
Ana Sayfa / 

Dük

16.4.2021
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Birleşik Krallık ulusları, hep birlikte “yas” yaşıyorlar. Kraliyete bağlı tüm ulusların “dedesi” olarak tanımlanan Prens Phillip’in 9 Nisan’daki vefatı, sadece Britanya topraklarında değil, Commonwealth (İngiliz Milletler Topluluğu) ülkelerinde de büyük hüzünle karşılandı. Tüm medya organlarının olağanüstü saygı gösterdiği “yas” döneminin, Kraliyet Ailesindeki bazı dengelerin yerine oturması için fırsat bile olacağını düşünenler var. Nasıl mı?

Mart ayının başında hastaneye yatırılan kraliçenin eşi, Prens Philip, bir aya yakın hastanede kalıp, bir dizi ameliyat geçirmiş ve paskalya öncesi hastaneden taburcu edilmişti. Taburcu edilirken, medyanın görüntü almaması için hastane bahçesini kamuflajla kaplayan yetkililer yine de gazetecilere mani olamamış, prensin arabadaki görüntüsü ekranlara yansımıştı. Edinburgh Dükü Prens Philip’in o halini görenler, hastaneden çıktığına sevinecekleri yerde daha çok üzülmüşler hatta Prens’in “cansız” olduğunu ya da “dublör” kullanıldığını söyleyenler bile olmuştu.

Hastaneye yattığı günlerde ise, torunu Prens Harry’nin karısı Meghan’ın, Amerikan televizyonlarına verdiği “skandal” röportaj yayınlanmış ve Prens’in bu konudan uzak tutulmasına özen gösterileceği belirtilmişti. Geçirdiği kalp ameliyatı nedeniyle son derece hassas dönemler yaşayan Prens’in skandal röportajın etkilerinden uzak tutulup tutulmadığını bilemeyiz ama Kraliyet Ailesinin de, aile için çalışanların da o röportajdan etkilendikleri bilinen bir gerçek.

Dükün, 100 yaşına girmesine bir kaç ay kalmıştı ve yaş günü kutlamaları için geri sayıma başlandığı haberleri yayınlanmaya başlamıştı ki maalesef vefat haberi gündeme düştü ve ülke bir haftalık yas dönemine girdi. Tüm  Birleşik Krallık çatısı altındaki ulusların, bu ulusların liderlerinin, parlamentolarının, fikir önderlerinin, dini liderlerinin, aklınıza gelebilecek ne kadar ön planda isim varsa, hepsinin “tek yürek “ olup, bu “yas” dönemini birlikte yaşadıklarına tanık oluyoruz. Dükün, bu denli saygı görmesinin nedeninin kraliçenin 73 yıllık hayat arkadaşı olmasından kaynaklanmadığını da bizzat öğreniyorum. Bunu böyle düşünenler olabilir ancak bugüne kadar ön plana çıkarılmayan öyle adımlar atmış ki Dük, vefatından sonra neden bu kadar değer gördüğünün cevabı da kendiliğinden ortaya çıkıyor. Örneğin, Edinburgh Dükü Bursu denen bir fon var ki, 65 yıldır faaliyet gösteren ve her sene büyümeyi başaran bir yardım kuruluşu olarak çok önemli işlere imza atmış. Ne mi mesela? 65 yılda toplam 7 milyon gence burs vererek, hayatlarının tamamen dönüşmesi sağlanmış. Yetenekli ama imkânları dar gençlere, hem de dünyanın 130 ülkesinde, elini uzatan ve gençler kendi yollarını çizip, kendi kanatlarıyla uçmaya başlayana kadar da o eli bırakmayan bir kurumdan bahsediliyor. Kurum, öyle büyümüş ve öyle bir yapıya bürünmüş ki, “ödüller” dağıtmaya başlamış. Verdiği ödüllere layık olmak için canla başla uğraşan gençler de Birleşik Krallık’ın ve İngiliz Milletler Topluluğunun gelişip, ilerlemesine katkı sağlayacak projeler, fikirler, girişimler geliştirmeye başlamışlar. Bugüne kadar 3 milyondan fazla kişi bu ödüllere erişmiş. Gençlerin, ”başarmaları” için, onlara destek olan “yetişkinler” ise “gönüllü” olarak bu vakıfta yer almışlar. Vakfın tüm dünyada 170 binden fazla gönüllüsü var ve bu gönüllülerin 40 bini yetişkinlerden oluşuyor. Müthiş bir başarı hikayesi, 65 yıldır devam ediyor ve her yıl büyüyor. Dük kendi vakfını yürütürken, simgesi panda olan World Wildlife Fund’ın (WWF) da kuruluşunda görev almış ve 20 sene başkanlığını yapmış. WWF’in, dünya çapında hayvan ve çevre dostu bir vakıf olarak tanınmasını ve hatırı sayılır miktarda bağış toplamasını sağlamış.

Uzun lafın kısası Edinburgh Dükü Prens Philip’in, “hatırı sayılır” ayak izleri bırakarak bu dünyadan göçüp gittiğine tanıklık ediyorum.

Biz Türklerin kültüründe olan bir tutum vardır; “bir elin verdiğini diğer el görmez” denir. Birilerine yardım edersiniz ama bunu çıkıp anlatmazsınız, yakışan budur. Aksini yaparsanız bu reklama girer, kibire ve kendini beğenmişliğe girer ki bunun da “iyilik” katında değeri ve anlamı kalmamıştır bana göre.

İşte, Dükün vefatından bu yana, öğrendiklerim ben de bu düşünceleri uyandırdı. Nerdeyse hiç bir medya organında “bağırıp çağırıp” kendini lanse etmeyen, nerede ihtiyacı olan varsa, gidip bulan ve kendi ayakları üzerinde durana kadar yanında duran bir vakıf olduğunu öğrendim. Özellikle, Dükün vefatından sonra dünyanın her yerinden gelen videoları gördükçe, Prens Philip için bugüne kadar beslediğim fikirlerim yön değiştirdi.

Evet, tüm Birleşik Krallık ve İngiliz Milletler Topluluğu “dedelerini” kaybetti ve şimdi cenaze töreninin hazırlığı yapılıyor. Pandemi kuralları gereği sadece 30 kişi katılabileceği için, Windsor Şatosu dünyadan ziyaretçi akınına uğramayacak. Tüm bu haberleri izlerken, benzeri bir durum güzel ülkem Türkiye’de olsaydı ne olurdu diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Örneğin, 30 kişi kuralı olsaydı bile böyle bir cenaze töreninde bu kural anında hiçe sayılırdı gibi geliyor bana.

Gelelim bu vefatın Kraliyet ailesinde neleri değiştirebileceğine?

Öncelikle, Dükün torunu Prens Harry, karısı ikinci hamileliğinin son aylarında olduğu için, tek başına Amerika’dan Birleşik Krallık’a geldi ve 5 günlük karantinaya girip, testlerini de yaptırıp, cenaze törenini beklemeye başladı. Harry’nin bu gelişi, bir yıldan fazla bir süre önce, Kraliyet Ailesindeki “resmi görevlerinden” istifa edip Amerika’ya yerleşmesinden bu yana ülkesine ilk gelişi. Üstelik, karısının başı çektiği skandal röportajdan bu yana abisi, babası ve ailenin diğer üyeleriyle de ilk kez yüz yüze bir araya gelecek. Skandal röportajın üstünden bir ay geçmiş olması, ailede yaşanan şokun etkisini hafifletmiş olabilir, hatta bu görüşme aileyle Harry arasındaki buzların çözülmesine bile neden olabilir ve en önemlisi, karısının gelememiş olması bu görüşmelerin daha sıcak ve samimi geçmesine vesile olabilir.

Bir diğer yön ise, Dükün vefatının, Kraliçenin hayatında çok büyük bir boşluk açacağı ve Kraliçenin de, monarşi yönetimini en büyük torunu Prens William’a bırakabileceği yönündeki fısıltılar. Monarşinin kuralları neyi gerektiriyor, orasını bilemem ama Prens William ve eşi Kate’in, Kraliyet Ailesinin yeni ve çağdaş yüzü olacakları ve bulundukları mevkiye çok yakışacakları kesin.

Öte yandan, içinde bulunduğumuz bu ayın, Prens William ve Kate’in 10. Evlilik yıldönümü olması nedeniyle, BBC ekranlarında yayınlanan belgeselin büyük beğeni toplamasının da manidar bulunduğunu belirtmem gerekir. Özellikle, belgeselin sonunda, William ve Kate’in, tahta çok yakışacağının altının çizilmesi hem de Harry ve Meghan’ın da görüntülerine yer verildiği sırada, oldukça iyi planlanmış bir iletişim taktiği gibi geldi bana.

Sonuç olarak, gündemi birden bire değiştiren Dükün vefatı, bakalım saraydaki dengeleri de değiştirecek mi, izleyip göreceğiz.     

Birleşik Krallık’tan sevgiler

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar