Facebook ta paylaştweet le
Ana Sayfa / 

Su hayattır

9.4.2021
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Yeni yıl ile başlayan yağmurlar öncesinde kurak geçen sonbahar-kış dönemi hepimizi susuzluk konusunda kaygılandırdı. İklim değişikliğinin ve kuraklığın tartışıldığı böyle bir ortamda İzmir Büyükşehir Belediyesi, 22-23 Mart tarihlerinde “Kentlerde Sürdürülebilir Su Politikaları Zirvesi”ne ev sahipliği yaptı. Dünya Su Gününde düzenlenen zirveye İzmir, İstanbul, Ankara, Adana, Antalya, Aydın, Eskişehir, Hatay, Mersin, Muğla ve Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanları katıldı.

Konuşmaların ardından hazırlanan “Su Manifestosu”nu, Başkan Tunç Soyer okudu. “Başka bir su yönetimi mümkün” diye başlayan Manifestoda şu saptamalar yer aldı: 

“Yaşam suda başlayıp serpilmiş, dünyadaki tüm varlıklar suyla birbirine bağlanmıştır. Su olmazsa yaşam da olmaz. Türkiye’mizin çok büyük kısmı, ‘kurak iklim coğrafyası’ olarak sınıflandırılmaktadır. İklim krizinin en ağır sonucu susuzluk tehlikesidir. 2019 Devlet Su İşleri verilerine göre ülkemiz su kaynaklarının yüzde 77’si, tarımsal sulamada kullanılmaktadır. Yüzde 10’u hanelerde, kalanı ise sanayide kullanılmaktadır. Bu veri kuraklıkla mücadelede temel eksenin, tarımsal sulama alanında olduğunu göstermektedir.”

 

Beş Öneri

Manifestodaki asal önerilerin başında su yönetiminin, şehir, havza ve ülke ölçeğindeki su kullanıcısı tüm paydaşların yer alacağı çözüm anlayışı geliyor. Diğer önemli öneri de su yatırımlarının havza ölçeğinde planlanması konusu; “asgari harcama ile azami verim esas olmalıdır.”

Yatırımları planlarken yer altındaki, sulak alanlar ve nehirlerdeki ekolojik su varlığının sürdürülebilirliği dikkate alınması önerisi de, “canlıların ihtiyacı olan suyun, ekolojik dengeyi ve su döngüsünü bozacak biçimde kirletilmesine, azaltılmasına yol açan uygulama, yapılaşma ve madencilik gibi girişimlere izin verilmemesi”ni kapsıyor.

“Tarımda, sanayide ve evlerde kullanılan atık suyun gerekli arıtma süreçlerinden geçtikten sonra farklı sektörler ve ekosistem arasında transferi” önerisi teknolojik yatırımların yapılması konusunda bir uyarı olarak anlaşılmalı.

 

Somut Adımlar

Manifestoda 10 somut adım ileri sürülüyor. Bu somut adımlar arasında bulunan “su yönetimiyle ilgili koordinasyonsuzluğun ortadan kaldırılması” yani “kurumlar arasındaki yetki ve sorumluluk karmaşasına son verilme”si ve tüm paydaşları kapsayan bir ‘Su Kanunu’ önerileri beni 20 yıl geriye götürdü.

İnşaat Mühendisleri Odası Genel Başkanlığı görevini yürütürken bir gün rahmetli Gönül Saray beni aradı. O sıralar DSP Amasya Milletvekili idi. Birlikte Türkiye için “Su Kanunu” hazırlamayı önerdi.

Kolları sıvadık. Su ile ilgili tüm kurumların temsilcilerini bir araya getirdik. Devlet Su İşlerinden (DSİ) Dış İşleri Bakanlığına, Ordu yetkililerinden yerel yönetim temsilcilerine dek…

Bugün de sıkıntı yaratmayı sürdüren “koordinasyon” yani eşgüdüm eksikliği konusu ortaya çıktı.

DSİ, kapatılan ya da işlevsizleştirilen Topraksu, Köy Hizmetleri, YSE gibi kuruluşların yerini dolduramıyordu. Dolduramıyordu ama ortadaki boşluk konusunda bir şey yapılmıyordu. Havzalar ve İZSU, İSKİ, ASKİ gibi yerel yönetim kuruluşları ile DSİ arasında yeterli eşgüdüm yoktu. Su Birliklerinin sorunları büyüktü. Oysa Manifestoda da dile getirildiği gibi su varlığının dörtte üçünü tüketen tarımdaki sulamaya yepyeni bir yaklaşım gerekiyordu.

Bunun üzerine, Brezilya, Bulgaristan gibi ülkelerin çıkardığı “Su Kanunları” incelendi. TBMM bünyesinde bir kanun tasarısının hazırlanması için çalışmalar başladı. Ama DSİ yetkililerinin dayatmacı ve her şeyi ben bilirim şeklindeki yaklaşımı nedeniyle ilerleme kaydedilemedi ne yazık ki!

Bu nedenle Ege Cansen’in 28 Mart 2021 tarihli Sözcü Gazetesindeki “CHP, belediyelerle iktidara yürüyor” başlıklı yazısını yadırgadığımı belirtmeliyim. Cansen alaycı bir üslupla şöyle diyor:

 

DSİ Yeterli Değil

“… Türkiye'de su ile ilgili her şeyin (sadece barajların değil) sorumlusu, yetkilisi ve koordinatörü 1954'te kurulmuş Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü'dür. Esas karmaşa bu yapı değiştirilirse çıkar.”

Bu savın geçerli olmadığını en iyi İzmirliler biliyor. İBB’nin Aziz Kocaoğlu döneminde Efemçukuruna yapmak istediği Çamlı Barajına DSİ’nin karşı çıkışını unutmadık. Bu baraja izin verilseydi Yarımada’da 300 bin kişiye su sağlanabilecekti. Onun yerine yabancı madencilere izinler verildi.

Diğer olumsuz örnek Gördes barajının durumudur. Cumhurbaşkanı ikide bir bu barajın İzmir’e katkı yaptığını söyleyip duruyor. Kendisini fena halde yanıltıyorlar. Çünkü bu baraj delik! Son aylardaki yoğun yağmurlar sonrası doluluk oranı yüzde onu geçemedi. Üstelik İBB gelmeyen su için para ödüyor DSİ’ne.

Bu 2 örnek bile kurumlar arası görüş ve bilgi alışverişinin yani eşgüdümün ne denli gerekli olduğunu gösteriyor. Bunu da “Su Kanunu” ile gerçekleştirebiliriz.

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar