Facebook ta paylaştweet le
Ana Sayfa / 

Ülkeye zarar veren tartışmalar

9.4.2021
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Bu hafta başında gündeme düşen “Emekli 104 Amiral’in Bildirisi” ile ilgili pek çok şey konuşuldu, yazıldı. Bir sayfalık metinde geçen bir tek cümle ve zamanlaması ön plana çıkarılarak; darbe dendi, muhtıra dendi, parmak sallama dendi, zevzeklik dendi, hadsizlik dendi… ama bu bildiride konu edilen “Montrö Boğazlar Sözleşmesinin önemi ve tartışma konusu yapılmaması gerektiği, basında ve sosyal medyada yer alan bazı görüntülerin üzüntü yarattığı, anayasanın değişmez, değiştirilmesi teklif edilemez temel değerlerinin titizlikle sürdürülmesi zarureti” yani konunun özünü teşkil eden hususlar; Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan başka bu bildiriye karşı olanların hiç birisi tarafından konu edilmedi, üzerinde durulmadı.

 

Bence darbeler ülkemizin bekası için ne kadar tehlikeliyse, milli çıkarlarımıza ve kazanımlarımıza, anayasamıza ve hukuk devleti ilkemize vurulan darbeler de o kadar tehlikelidir. Aynı şekilde son derece tehlikeli bir konu da laiklik ilkesine vurulan darbedir. Tartışmalarda bu konudan hiç bahsedilmemekte, özellikle laiklik ilkesine bağlılıkla ilgili fikir beyan edilmemektedir. Konu laiklik olduğunda ülkemizdeki siyasetçilerin çok büyük bir bölümü konuşmaktan kaçınmaktadır. Bu laiklik karşıtlarının oylarını kazanmak için yapılıyorsa ülkemize yazık ediliyor demektir. Bildiriyi “zevzeklik” olarak tanımlayan ya da sessiz kalmayı tercih eden muhalefetin yaklaşımını da bu kapsamda değerlendirmekteyim.

 

Bunun yanında bir hukuk devletinde, yargıya intikal etmiş bir konuda siyasetçilerin ve gazetecilerin kendilerini yargının yerine koyarak hüküm vermesi, yargılama süreci devam ederken, hukuk profesörleri ile birlikte, kamuoyu önünde uluorta tartışılması da aynı derecede sakıncalıdır kanaatindeyim. Bunun ötesinde Yargıtay ve Danıştay’ın açıklamaları da bana ilginç gelmiştir. Yargı sürecinin başlangıcında, ifadelerin alınması bile tamamlanmadan yapılan bu açıklamalar, sürecin devamında önlerine gelmesi kesin olan bir dava konusunda “ihsas-ı rey” anlamına gelmez mi ve soruşturmayı yapan savcılara, yargılamayı yapacak mahkemelere mesaj niteliğinde değil midir?

 

Bu bildirinin, tartışmaların ve bir tekkede takke ve cübbeyle görüntü veren amiralin Türk Silahlı Kuvvetlerinin moral ve motivasyonunu olumsuz etkileyeceği tartışma götürmez. Kesinlikle doğrudur. Silahlı Kuvvetlerimiz hiçbir siyasi tartışmanın içine sokulmamalıdır, yasal ve anayasal çizginin dışına çıkarılmamalıdır, Atatürk İlke ve Devrimlerine bağlılığı konusunda kuşku oluşturulmamalıdır. Zaten askerimizin moral ve motivasyonu Balyoz ve Ergenekon kumpaslarıyla, FETÖ’cü kalkışmayla yerle bir edilmiş, emir komuta ilişkisi bozulmuştur. Bu kumpaslar döneminde de aynı hassasiyet gösterilseydi, FETÖ’nün orduya sızması engellenebilseydi belki bu günleri yaşamayacaktık. Bununla birlikte amirallerin lojmandan çıkarılması ve korumalarının kaldırılması kararı bence uygun olmamıştır. Bu “benim gibi düşünmeyene hak tanımam, can güvenliği de umurumda olmaz” anlamına gelir. Amirallerin ya da ailelerinin muhtemel bir provokatör eylemine maruz kalması devleti ve TSK’yı zor duruma düşürecektir.

 

Bu arada Cumhurbaşkanı’nın 5 Nisan akşamüzeri yaptığı konuşmanın hemen arkasından, ülkemizin saatiyle gece yarısı ABD’nin Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşılık Verme Yasası (CAATSA) yaptırımlarını yürürlüğe koyacağı haberi basında yer almıştır. Ülkemizde darbe tartışmalarının tozu dumanı arasında bu haber dikkatlerden kaçmış, üzerinde durulmamıştır. ABD’nin Montrö Boğazlar Sözleşmesinden kendisini Karadeniz’de sınırladığı gerekçesiyle rahatsız olduğu uzun zamandır bilinmektedir. Yaptırım kararı S-400’lerle ilgili olduğuna ve bildiğimiz kadarıyla S-400’ler konusunda yeni bir gelişme olmadığına göre acaba ABD; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Montrö Sözleşmesi'nden çıkma ile ilgili halihazırda ne bir çalışmamız ne de böyle bir niyetimiz vardır ama…” şeklindeki açıklamasını bu konuda önüne konan bir engel, ya da bir pazarlık unsuru olarak mı görmüştür? Devletimize parmak mı sallamaktadır?

 

Sonuç olarak; toplumda yarattığı etkiye, gösterilen tepkilere, muhalefetin tutumuna ve yapılan resmi açıklamalara dikkatle bakıldığında bu bildirinin turnusol işlevi gördüğünü ve hedefine ulaştığını söylemek yanlış olmayacaktır. Günlerdir tartışılan bu konunun ülkemize ne derece zarar verdiği de ortadadır. Devlet, ilgili kurumlarının öngörüsü ve alacakları önlemlerle bu tür zararları engellemeli, halkın huzuru ve devletin güvenliği için gerilimi düşürmeye çaba harcamalıdır. Böyle hassas konularda gereken açıklama, gereken ölçüde hiçbir siyasi amaç gütmeden gereken zamanda yapılmalıdır. TSK ve yargı bu tür tartışmaların dışında tutulmalıdır. Ben; Cumhurbaşkanı 5 Nisan günü akşamüzeri yaptığı konuşmayı çok önceden yapsaydı bütün bunlar yaşanmazdı kanaatindeyim.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar