Facebook ta paylaştweet le
Ana Sayfa / 

Şehit ailesine haber götürmek!..

26.2.2021
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Gara’da 16 şehit verdik. Bir komutan yazmış, mail kutuma düştü. Gözlerim nemli, yazısını bu haftaki sütunuma alıyorum, herkes okumalı, herkes!..

Komutan anlatıyor; “Siz oğlu şehit olan aileye acı haberi vermeye gittiniz mi hiç?”

“Hayır” mı? Okuyunuz o halde:
… Sabah daha mesaiye başlamadan yazılı bir emir düşer önünüze; “Yukarı Köy’den Ahmet oğlu Mehmet şehit düşmüştür.”

“Yarabbim” dersin, dağa çıksam üç gün aç susuz kalsam da şu haberi vermesem…

Ama giyersin tören üniformanı, birkaç Mehmetçikle birlikte, hastaneden gelen ambulansı alırsın arkaya, düşersin yola.

Vatandaş da öğrenmiştir artık, önde bir askeri araç, arkada bir ambulans ile geliyorsa, bir eve ateşin düştüğünü.. Yaklaştığın her kasaba veya köyün buz kesildiğini hissedersin. İçinden geçip gittiğin her yer rahatlar…

Neyse varırsın köye. Askerde evladı olan her haneden inceden bir sızının yükseldiğini, “Aman bizim eve doğru gelmesin” diye dua edildiğini duyar gibi olursun…

Bütün köy donmuştur adeta… Herkes büyülenmiş gibi izler seni. “Hangi eve gidilecek” diye ıstıraplı bir merak sarar ortalığı…

Şehidin evine doğru yaklaşmaya başladığında, bahçedeki ihtiyarın büyülenmiş gibi sana baktığını, bacaklarının titrediğini, elindeki bastondan güç alarak zar zor ayakta durmaya çalıştığını görürsün.

Ayakların geri geri gider.

Pencerelerde bir hareket başlar ve kapının önüne telaşla bir anne çıkar, bir sana, bir arkanda yere bakan Mehmetçiklere, bir de ambulansa bakar…

Sonra atar kendini yere. Oğlu daha toprak altına girmeden, o ana düşer toprağa… Öyle bir vurur ki yere, zelzele oluyor sanırsın..

Konu komşu yığılır, bin feryat bin figana karışır, dersin ki; “Kıyamet budur…”

Kimi ana önce sana doğru koşar, ellerine sarılır, son bir umutla yüzüne bakar; “Yaralı değil mi komutan?” der!..

Başını öne eğer, hiçbir şey diyemezsin. Dizlerinin bağı çözülür, çökersin anayla birlikte yere, o ağlar, sen ağlarsın…

Hemşire elinin titremesinden, gözünün yaşını silmekten, sakinleştirici iğneyi yapamaz bile…

Baba… Fidan gibi evlatlarını vatana feda eden o babalar..

Sicim gibi gözyaşları dökülürken gözünden, acıya gark olmuş bir gururla, “Vatan sağ olsun, vatan sağ olsun, şehit babasıyım ben” dediğini duyarsın…

Kimi içine akıtır gözyaşlarını, kimi de donar kalır.. Kimi günlerce konuşamaz, Kimi dua eder, kimi beddua…

Kimi kendi saçlarını, kimi saçlarımızı yolar, ne şapka kalır başınızda, ne rütbe omuzlarınızda, söker atar…

Asıl büyük kıyamet bir iki gün sonra kopar. Gerçekle yüzleşme günüdür…

Bu sefer cenazeyle birlikte varırsın köye tören mören hak getire..

Köylü alır şehidini omuzlarına, yer yerinden oynar, ne protokol kalır, ne düzen..

Kimi “Evladımı en son haliyle hatırlamak istiyorum” der, görmek istemez naaşını…

Kimi de “İlle de göreceğim” der; gösteremezsin ki; ya yüzü yoktur ya bacağı…

Yanımızdaki bir üsteğmen ya da yüzbaşı elinde daha önce de okuduğu, sadece isim hanesi değiştirilmiş standart metni okur, “Kanı yerde kalmayacak” diyerek, bitirir konuşmayı..

Tabuta sarılan analar, babalar, bacılar, gardaşlar duymaz bile bunu, duysa da inanmaz..

Sonuç olarak; Orada bir mezar, bir bayrak, bir ana, bir de baba kalır..

Bugün 13 hanede daha bunlar yaşanıyor bilin istedim.

Ruhları şad olsun, başımız sağ olsun.

+++++++++

Şair Eşref Şayet Yaşasaydı… Ne yazardı?..

“Zıkkım” üstüne bir Hiciv...

“Türk dilinin en alevli bedduası nedir ?” dersen...

“Onbeşliler”den bu yana, o feryâdı söyler türküm

Pek bilinmez, “ağı” değil, “acı” için gelir dile...

Ölü evinde kavrulan, helvanın adıdır “zıkkım !”

“Evinizde kavrulmadan...” , derken şehit anası

İçine ağlasa bile, içi sönmeden yanası

Suudî Kral’a düştü, onun tutulmadı yası...

Nasıl inansın adalet, temeliymiş diye mülkün?

Eyyy boş yere cemaatten, helâllik isteyen imam!

Musallaya sor hakkını, buna mecbur eder iz’an

Cana, canâna ve aşka hürmetin adıdır, imân

Kork muhakkak hiddetinden, nihaî hükmünden “Hak”kın...

Sabi-sıbyânın bu âhı, yerde kalmaz, kalmayacak!

“Onaltılar” türküsünü, kimler yakıp söyleyecek?

Kiraz ağacı tezene, sizi elbette edecek...

Hem tarih önünde hem de, halkın vicdanında mahkûm...

Nihat Demirkol

++++++++++

İnternet’ten “esen” Rüzgarlar!..

 

Erzurum'da şehirlerarası sefer yapan bir yolcu otobüsünde muavin horlayan yolcuyu insanları rahatsız ettiği gerekçesiyle uyandırır.

Ancak adam tekrar uyur ve horlamaya devam eder.

Bunun üzerine muavin sinirlenir ve adamla tartışmaya başlar, tartışma büyüyünce muavin adamı otobüsten indirmeye karar verir.

Sinirlenen adam muavini bir güzel döver, otobüs şoförü müdahale edince şoför de dayaktan payını alır.

Yedek şoför de gelir, adam onu da dövdükten sonra otobüsten iner, inerken de boksör olduğunu söyler.

Aynı muavin, başka bir gün yine bir yolculuk esnasında yolculardan birinin horladığını duyar ve yolcuyu kibar bir şekilde uyandırdıktan sonra sorar:

-Gardaş boksör misen?
-Hayır...
-Karateci misen?
-Hayır...
-Tekvandocu misen?
-Hayır...
-Kungfucu misen?

Adam şaşırır ve yine “Hayır” der.

Bunun üzerine muavin şaşkınlıkla sorar; “Peki gardaş, neyine güvenip horlirsen?”
++++++++

Erdem ve… Politika

Peygamberimiz Hazreti Muhammed önünden geçen bir cenaze için ayağa kalkınca, Ashab – i Kiram “Ya Muhammed niye ayağa kalkıyorsun, bu cenaze Müslüman değil ki” dediklerinde “Biliyorum, ama içindeki İNSAN’dır1” demiştir…

Ali Naili Erdem

++++++++

Sözün Özü

Dünya ne hâlde, ülkem ne hâlde, Pandemi ne hâlde, halkım ne hâlde, ekonomi ne hâlde, esnaf ne hâlde, çiftçi ne hâlde, emekli ne hâlde, işsiz ne hâlde; siyasetçiler ne yapıyor?
Birbirini yiyor; peki Cumhur, peki Millet “bunu” mu istiyor?..
++++++++

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar