Facebook ta paylaştweet le
Ana Sayfa / 

Bu ortamda ne yeni anayasa yapılabilir ne de reform!

26.2.2021
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

İktidar sıkıştıkça ortaya yeni gündem konuları atıyor. Başta salgınla ilgili gelişmeler olmak üzere, ekonomik ve sosyal sorunlardan bunalmış insanımızın dikkati özellikle başka konulara çekilmeye çalışılıyor. Ama ne yapılırsa yapılsın, hayatın acı gerçeklerinin üzeri bir türlü örtülemiyor.

İlginç olan, bir yandan ‘yeni ve sivil anayasa’ ile ‘reform’ kavramlarının konuşulduğu bugünlerde, diğer yandan milletvekili dokunulmazlığı ve parti kapatılması tartışmalarının yapılmasıdır. Bu konuları birbiriyle ilişkilendirmekte ve kavrayıp çözümlemekte doğrusu zorlanıyoruz. Aslında bu çelişki ve garabet, ‘sivil anayasa’ ve ‘reform’ söylemlerinden neyin murat edileceği konusunda ipuçları vermekte ve özünde turnusol işlevi görmektedir.

‘Yeni ve sivil anayasa’ konusunun ortaya atılması sorunsalı, elbette yalnızca iktidarın gündemi değiştirmek ve gündeme hâkim olmak isteğiyle açıklanamaz. Bunun yanı sıra, iktidarın bu girişimini, öncelikle muhalefet blokunu karıştırmaya ve dağıtmaya yönelik bir hamle olarak da değerlendirmek gerekiyor. Tabii bir de mevcut cumhurbaşkanının üçüncü kez seçime katılabilmesinin sağlanması ile 50+1’in kaldırılması gibi amaçların hedefleneceği de düşünülebilir.

Hangi sistemin anayasası?

Özellikle altını çizmek gerekir ki, yeni anayasa yapılabilmesi için çok geniş bir siyasal ve toplumsal uzlaşıya ihtiyaç vardır. Oysa içinde bulunduğumuz dönem, toplumda kutuplaşmanın, siyasal gerginliğin ve çatışmanın en yoğun yaşandığı dönemdir.

İşte bütün bu nedenlerle, gerginlik ve kutuplaşma siyaseti güden ve bunu özellikle hedefleyen iktidarın, ‘yeni ve sivil anayasa’ hamlesini samimi bulmak mümkün değildir. Üstelik iktidar blokunun parlamentoda, bırakın anayasayı değiştirecek çoğunluğu, olası değişiklikleri referanduma götürecek çoğunluğu bile yoktur.

Ayrıca, sözü edilen bu yeni anayasa, hangi sistemin anayasası olacaktır? İktidar bloku, adına ‘cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi’ denilen bugünkü mevcut sistemden vazgeçmediğine göre, doğal olarak bugünkü sistemin daha çok kökleşmesine ve kalıcılaşmasına yol açacak bir anayasa olacaktır.

Neyi yıkıp, neyi kuracaksınız?

İktidar sözcülerinin, öngördükleri bu yeni anayasaya ‘yeniden kuruluş anayasası’ demeleri de dikkat çekicidir. Burada öncelikle bunu ileri süren çevrelere, ‘neyi yıkıp da neyi kuracaksınız?’ sorusunu yöneltmek gerekiyor. Buna bağlı olarak, Ayasofya imamının ‘yeni anayasada laiklik ilkesi bulunmasın’çıkışı da ilginçtir.

Ayrıca, konuyla doğrudan ilgili olan bakan da 1921 anayasasına gönderme yapıp, onu referans alınacak olumlu bir örnek olarak ileri sürmektedir. Burada amaç, laiklik ilkesinin bulunmamasından dolayı muhafazakâr kesimlere, içerdiği sözde ‘yerel özerklik’ anlayışı nedeniyle de bazı etnik çevrelere sıcak gelebileceği hesabı üzerinden, bir kafa ve kavram karışıklığı yaratmaktır.

Oysa 1921 anayasası, savaş koşullarında yapılmış, cumhuriyet öncesi bir geçiş dönemi anayasasıdır. Böylesi bir yaklaşımla, günümüzün ihtiyaçlarına cevap verilmesi ve çağdaş bir anayasa yapılması mümkün değildir.

‘Yetmez ama evet’çileri unutmuyoruz!..

Anayasa değişikliği ya da yeni anayasa yapılması gibi konular ne zaman gündeme gelse, hiç unutulmaması gereken konu; 2010 anayasa referandumunda ‘yetmez ama evet’ diyenlerle ‘ha-vet’çilerin tutumudur.

Anımsanacağı gibi, o dönemde iktidarın oltasına takılan bir kısım liberal ve sözde sol çevreler, ‘yetmez ama evet’ diyerek iktidarın amaçlarına hizmet etmişti. ‘Ha-vet’çi olarak tanımlanan diğer bir bölüm de ‘evet ya da hayır denilmesi fark etmez, sonuç bizi ilgilendirmiyor’ diyerek konuyu önemsizleştirmişti. Bütün bu aymazlıkların faturası, ülkemiz ve halkımız için maalesef çok ağır oldu!..

Bunca zaman sonra bile, hâlâ ciddi bir özeleştiri yapmadan günümüzde ahkâm kesmeyi sürdüren bu çevrelerin tutumuna doğrusu hem şaşırıyor hem üzülüyor ve hem de acıyoruz!.. Ancak bunca yaşanan acı deneyimden sonra, herhalde gerekli dersi almışlardır diyerek, iyi niyetli olanlarının artık ‘yoğurdu üfleyerek yiyeceklerini’ düşünüyoruz!..

Önce sistem değişikliği…

Günümüzde öncelikle yapılması gereken sistem değişikliğidir. Ülkemize ve halkımıza uygun düşmeyen bugünkü tartışmalı yönetsel sistem, güçlendirilmiş parlamenter sistemle mutlaka değiştirilmelidir. Muhalefet bloku, görüldüğü kadarıyla, bu amaca yönelik olarak ciddi bir hazırlık yapmaktadır. Parlamenter demokrasiyi hedefleyecek böylesi köklü bir değişim de ancak yeni bir seçimle ve seçim sonrası oluşacak yeni bir yönetimle mümkün olacaktır.

Muhalefetin parlamenter sistemle ilgili hazırlıklarından ve çalışmalarından tedirginlik duyan iktidarın; bu girişimleri gölgelemek adına, yeni anayasa konusunu gündeme getirdiğini düşünüyoruz.
İktidar, mevcut sistemde ısrarcı olduğuna göre, bu iktidar döneminde yeni bir anayasa yapılması mümkün görünmemektedir. Muhalefet partilerinin de aldıkları tutumlardan, iktidarın bu tavrını gördükleri ve şimdilik doğru biçimde değerlendirdikleri anlaşılmaktadır

Yapısal reformdan ne anlıyoruz?

Anayasanın yanı sıra ülkemizde en çok sözü edilen bir başka kavram da yapısal reformdur. ABD’de yaşanan başkan değişiminin ardından, başta ABD ve AB olmak üzere uluslararası egemen çevrelere şirin görünmek üzere, iktidar reform kavramını yeniden gündeme getirmiştir.

Oysa gerçeğin altını özenle çizmek gerekirse; içinde bulunduğumuz ortamda ve koşullarda, bu iktidarın, yeni bir anayasa ve köklü bir reform yapacak gücü de hâli de kalmamıştır. Onun için böylesi bir beklentiye girilmesi gerçekçi olmayacaktır.

Yapısal reform anlayışı, ülkenin hukuk düzeninin ve demokrasi çıtasının çağdaş evrensel ölçütlere yükseltileceği bir dizi yeni ilkeyi ve uygulamayı ifade eder. Bugünkü mevcut anayasa hükümlerinin, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının bile uygulanmasında zorluklar çıkarılan bir dönemde, reform sözcüğünün ne anlama geleceği belirsizdir, tartışmalıdır.

Yapılacak olan mevzuat değişikliği ve düzenlemesi

Dolayısıyla, bu bağlamda önümüzdeki kısa erimde yapılacak değişiklikleri, ‘reform’, hele hele ‘yapısal reform’ olarak nitelendirmek yanıltıcı olacaktır. Ancak bu değişiklikler olsa olsa ‘mevzuat değişikliği ve düzenlemesi’ olarak tanımlanabilir. Bunlar da büyük ölçüde, dış finans çevrelerinin istekleri doğrultusunda, onları güvence altına alıp rahatlatacak uygulamalar olacaktır.

Biz, yeni anayasanın da yapısal reformların da ancak toplumun en geniş kesimlerinin ortaklaşmasıyla; iyileştirilmiş güçlendirilmiş katılımcı parlamenter bir demokrasinin ülkemizde yerleştirilmesi ve kurumsallaştırılmasıyla gerçekleştirilebileceğini düşünüyoruz.

Bunun yolu da bütün bu yaklaşımları samimiyetle benimseyip hayata geçirecek yeni bir iktidardan ve dolayısıyla bunu sağlayacak öncelikli bir seçimden geçmektedir.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar