Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

Yunanlı, bizim denizden her gün 4000 varil petrolümüzü çalıyor!..

19.9.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Bu yöntem ne kadar devam eder; biter mi, bitmez mi ama, yine kafalarını karıştırmayı becerdik. En azından iktidar yanlılarının…

Bu kesime bir tavsiyem var; Ege Adaları ile ilgili konuşurken çok dikkatli olsunlar; çünkü birileri gerçekleri sıralamaya başlarsa çok fena “madara” olurlar.

*

Türkiye ve Yunanistan 11 Kasım 1976’da Bern Mutabakatı’nı imzalar. Bern Mutabakatı’na göre Yunanistan kendi karasularının ötesinde petrol ve doğalgaz arayamaz ve çıkaramaz, denilir.

*

Ancak Yunanistan 1987 yılında Bern Mutabakatı’nı ihlal ederek Taşoz Adası etrafında petrol arama ve sondaj çalışmaları başlatır.

Başbakan Turgut Özal, derhal Türk Deniz Kuvvetleri’ne ait savaş gemilerini Taşoz Adası’na gönderir, TSK alarm durumuna geçer. Özal Yunanistan’ın direnmesi ve krizi sürdürmesi halinde Taşoz-Ahikerya arasındaki toplam 9 adaya Türk askerini yerleştirecek ve Yunanistan’ın adaları kullanma hakkına son vererek adaları geri alacaktır.

İlk hedef Midilli Adası olarak belirlenir.

*

Bugün de benzer bir durum yaşanıyor. Ancak bugüne gelinmesinde önemli bir gelişme var.

*

Bu iktidar döneminde, Yunan Enerji Şirketi ENERGEAN 2009 yılında hiçbir engelle karşılaşmadan Taşoz Adası etrafında petrol arama ve sondaj çalışmalarına başladı. 

Ve Özal’ın durdurduğu Yunanistan, Erdoğan döneminde Bern Mutabakatını ihlal ederek Taşoz Adası Türk Karasuları’nda petrol aramaya başladı.

Biz nedense sessiz kaldık!..

*

Vahim olan; Yunan ENERGEAN Şirketi, KEROGEN Capital adlı İsrail Şirketi ile birlikte 2015’te Taşoz Adası Türk Karasuları’nda 7 petrol kuyusu açarak Türk petrolünü çalmaya başlamasıdır.

*

Bir bilgi; Yunanistan, 2020 İtibarı ile Türk karasularında bulunan 11 petrol kuyusundan günde 4.000 varil ham petrolümüz çalınmaya halen devam ediyor.

*

Bugün 12 Adalar olarak bilinen adaları İtalya'ya 1912 yılında geçici olarak Osmanlı Devleti bırakmıştır.

*

Uyum sağlanamayınca, 3 yıl sonra yani 1915'te Ege Adaları ile ilgili Londra'da bir toplantı daha yapılır. Londra Paktı denilen anlaşmada bu adaların tamamı İtalya'ya bırakılır.

İtiraz eden hiçbir padişah ve sultan çıkmaz!..

*

Şimdi asıl olaya gelelim... 

Uşi Anlaşması'nın ismini aldığı Uşi Lozan şehrinin bir semtidir. Bu yüzden bildiğimiz yani 1923'te imzalanan Lozan Barışı ile bu anlaşma birbirine karıştırılmasın diye bu anlaşmaya Uşi denmiştir.

İşte bugün sahte kiralık tarihçiler, bu durumdan faydalanıyor ve 12 Adaların Lozan Anlaşması'nda gittiğini söylüyorlar.

*

Halbuki o Lozan başka bu Lozan başka. Ne yazık ki bunu bütün millete yutturdular. İnsanları Lozan barışına düşman ettiler.

Gerçek olan budur.

*

Hatta Türkiye'ye Lozan Anlaşması ile geçen pek çok ada ve kayalıklar, bugün Yunan işgali altındadır. Asker yığılarak, ağır silahlarla donatılarak tehdit unsuru olarak karşımızdadır.

Yunan papazların kayalıklarımızda gönül rahatlığıyla mangal yakması bundandır.

 

Biraz cesaret: 

Lütfen okulları açmayın..

 

"Okullar açılıyor" demek, bugünlerde, benim için "savaş başlıyor" ile eş anlamlı. 

O kadar korkuyorum;

Kalbim, nasıl derler, üç buçuk mu, sekiz buçuk mu, her neyse, ondan atıyor. Allahtan ki tansiyon hastası değilim, olsaydım kesin 25 tansiyonla hastanede yatardım.

*

2014 doğumlu minik sarışınım; sarı papatyam kızım Derin de bu yıl 21 Eylül Pazartesi birinci sınıfa başlayacak.

Ortama bakıyorum; “hayır olamaz” diyorum.

Bu koşullarda, ne öğretmenler, ne çocuklar, ne idari ve temizlik personeli, ne de müdürleri okula gidebilir. 

*

Evden apartman komşularına, okul yaşından küçüklere, yaşlılara, çocuksuzlara yayılacak hastalık bir başladı mı dur durak bilmez.

Önleyemezsiniz…

*

Milli Eğitim Bakanı Bey;

Yaz aylarında, sıcakta bitecek sanmıştık, hiç de öyle olmadı. Çocuklarımız evlerde, ailelerinin yanında korunuyordu. Ama şimdi okullar açılıyor.

Belki tek çare durumu biraz kontrol edebilmek için okulların açılışını ertelemek, hatta bu sömestr okulları hiç açmamak. 

Biliyorum çok zor bir karar ama cesur olup imkansızı yapmak gerekiyor.

*

Çünkü; Sağlık Bakanlığı'nın verdiği toplam ölüm sayısı 17 Eylül itibariyle 7 bin 249..

Dünya Sağlık Örgütüne göre, esneklik devam ederse, toplam ölümlerin sayısının ülkemizde 42 bini aşacağı var sayılıyor.

Günlük ölüm vak’ası içinse 590-600’lü rakamlar telaffuz ediliyor.

*

Endişemi, korkumu, evladımı yitirme riskimi düşünerek tekrarlıyorum;

Bitmek bilmeyen salgın hastalık karşısında yapılacak en iyi iş, cesaret edip okulları bir süre daha açmamaktır.

 

Proje yattı…

50 bin avukattan 2 bin imza toplanamadı

Günler boyunca ölümcül salgını ve tedbirlerini, zamları, giderek kötüleşen ekonomiyi, hukukta yok olan adaleti, dövizdeki vahşi tırmanışı konuşup, çözüm arayacağımıza biz ne yaptık;

“Çoklu Baro” diye yarattığımız “suni gündem” üzerinden oyalandık.

Ne oldu?

İstanbul'da kendi barolarını kurmak isteyen yandaşlar, günlerdir 2000 imza toplayamadılar.

Proje şimdilik yattı!..

 “Pelikan” yapılanmasının önde gelenlerinden olarak bilinen İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Selman Öğüt bile dayanamayıp, sosyal medyadan tepki verdi.

“Bu ayıp bize yeter!..”

*

İstanbul'da 50 bine yakın avukat olmasına rağmen 2000 avukatın imzasına ulaşamamak gerçekten tam bir “hezimet…”

Prof. Öğüt, hızını alamamış olmalı ki “yandaş baronun” kurucular kurulunda yer alan Hukukçular Derneği Başkanı Cavit Tatlı’ya da ver yansın etti; hoca Tatlı için “garabet” ifadesini kullandı.

*

Alışmadık “döt”de don durmaz diye bir deyim vardır. Anlamı; İnsanlar hayatlarını kurdukları düzene göre idame ettirirler demektir…

Bilmem anlatabildim mi?

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test