Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

Korkuya tutsak edilenler

5.6.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Covid 19 salgınının yarattığı korku önce toplumları tutsak etti. Dünyayı kontrol ettiğini sanan süper güçler ile kendilerini süperman sanan o ülkelerin yöneticileri, nano teknolojik boyuttaki bir virüse yenik düştüler. Korkular daha da arttı. Çözüm insanların özgürlüklerini kısıtlayıp evlerde tutsak etmekte bulundu. Bunca teknolojik ilerlemeye rağmen bilim dünyasında henüz kalıcı bir çözüm yok. İnsanlar çaresiz, kendi amigdalaları yoluyla tetiklenen korku ile tutsaklığı kabullenmek zorunda kaldılar. Evlere kapandılar. Hem de çoğu işini, aşını, geleceğini ve hatta umutlarını kaybederek. Yöneticiler, devlet ve toplumun kaynaklarını seferber etmeye yöneldi. Yine de çözüm olmakta çaresiz kaldılar. İnsanlar kendi canına yönelik varlık sorunlarının çözümünü, kişisel korunmada buldu. Umutlar maskeye, hijyene ve sosyal mesafeye bağlandı. Ancak sosyal mesafe ve evde tutsaklık insanları izole etti. İşte bu izolasyon uygarlığı yaratan süreçlerin bir kısmının ne denli pamuk ipliğine bağlı olduğunu gösterdi. Üretim bantları durdu. İletişim ve ulaşım kanalları tıkandı. Ülkeler arasında vızır vızır işleyen uçak seferleri bir anda durdu. Ekonomilerin kan damarlarının tıkanması, iş ve aş kapılarının kapanmasına yol açtı. İşini kaybetmek, yeni bir iş şansı yoksa umutların tükendiği yerdir. İnsanlar için ve toplum için en büyük felaket böylesi durumlardır. Bu durumlarda çözüm bulma sorumluluğu iktidarlardadır.

Bu çözümün yokluğu iktidar şansının yitirilmesine kadar uzanır. İşte bu tür yaşantının sürdürülemez olması, iktidarları “normalleşme sürecine“ itti. Ekonomilerin tıkanan kanallarının açılması için sürecin ikinci evresine girildi. Yaşamın sürdürülebilir olması için, henüz iş kaybı yaşamayanlar işbaşı yaptı. Şimdi asıl sıkıntı işsizlere ve yoksullara çözüm bulmada düğümleniyor. Ekonomi ve toplum varlığını sürdürebilmek için iş başı yaparken; Türkiye’de belli kesimler evlerde tutsak ediliyor. Bunlar 65 yaş üstü ve 18 yaş altı insanlar. Evet, bir tür ayrımcılık. Gerekçesi, onların korunmaya alınması. Aslında bu durum bu kesimlere, “siz kendinizi koruyamazsınız; üst otorite olarak ancak biz sizi koruruz” deniyor. Bu insanlara güvenmemek anlama gelir. Esasen çoğu 80 üstü insanlar ya ailesinin ya da huzur evlerinin korumasında bulunuyor. 18 yaş altı gençlerden ilkokul öncesi olanlar ya evde bakılıyor, ya da kreşlerde bakılıyor. Geri kalan kesimler, aslında kendi sorumluluğunu taşıyabilecek ve kendilerine güvenilmesi gereken insanlar.

Gençlerin salgını atlatma şansının daha yüksek olduğu da söyleniyor; ya da farkına varmadan ayakta atlatabildiği açıklanıyor. Özellikle bu gençlere şimdiden sorumluluk vermeyip evlere tıkarsak, kendi kişiliklerini bulma ve kedi gelişimini engelleyerek karar verme beceri ve yeteneği köreltiliyor. Bunun yanında en büyük kötülük, 65-80 yaş arasına yapılmaktadır. Bu kuşak yaşamda hala bir şekilde aktif bir kesimdir. Ailesinin günlük işlerini gören bir kesim olduğu kadar; yaşam deneyimi ve birikimleri ile hala toplumda etkin görevler yüklenen ve yürüten bir kesimdir. Zira bizim toplumumuzda da yaşam süresi 80 yaşına doğru tırmanmış bulunuyor. Bu kuşak artık ihtiyar sayılmıyor. Üst orta yaş kuşağı oluyor. Bunları evde tutsak etmenin hiçbir haklı gerekçesi yok. Üstelik 3 aydır evde hareketsiz kalmaları, bir takım yeni hastalıklara ve psikolojik sorunlara davetiye çıkarıyor. Yaşam beklentilerinin kısılıyor. Üstelik bir işe yaramadığı imajı ile bu kuşağa adeta hakaret ediliyor. İktidarların görevi, insanı yaşatmaktır; Onları yeni hastalık rotalarına yönlendirmek değil. Aşırı korumacılık, her zaman bünyeye zarar verir.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test