Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

Murat Kışlalı; ''Yaycı amiralin istifasında Hulusi Akar’ın rolü olabilir!..''

22.5.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Gazeteci / Yazar Murat Kışlalı, GÖZLEM’in ''ülke gündemindeki konularla ilgili'' sorularını cevapladı. İşte görüşleri…

GÖZLEM– Deniz Kuvvetleri Komutanı’nın haberi olmadan, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanlığı görevinden alınan ve ‘görev tayin edilmeden Genel Kurmay Başkanlığı emrine verilen” ve “bu tayin üzerine istifa eden” Tümamiral Cihat Yaycı olayı konusunda düşünceleriniz?

K– Tümgeneral Yaycı, çok kısa süre önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da övgüyle bahsettiği bir “deniz uzmanı”. Türkiye’nin Libya ile yaptığı, Doğu Akdeniz’deki enerji haklarını korumaya alma amaçlı ve iktidarın aslında son dönemde bu konuya ilişkin yaptığı en (belki de tek) doğru icraat olan Libya Antlaşması’nın mimarı. Ayrıca Türkiye’nin Ege’deki haklarının, adalar konusunun da etkili stratejistlerinden birisi. Görevden alınmasının “Donanma Komutanlığı’nın 1.5 milyon lira bedelli torpido teli ihalesinde, mallar hatalı bulunduğu için iptal edilmesinde rolü olmasıyla gerekçelendirildiği” anlaşılıyor. Son dönemde yıldızının da parlamasının üzerine, bu ihale noktasından ortaya çıkmış olduğu tahmin edilebilecek bir “üst düzey çatışma” sonrası görevden el çektirilmiş olması muhtemel. Bu konuda Ankara’nın deneyimli gazetecilerinden Deniz Zeyrek, yine isimleri başarıları nedeniyle ön plana çıktığı bir dönemde “hak etmedikleri görevlere atandırılarak istifa ettirilmelerinin” sağlandığını ifade ettiği Özel Kuvvetler Komutanı Korgeneral Zekai Aksakallı ile 2. Ordu Komutanı Orgeneral Metin Temel örneklerini verdikten sonra “Aksakallı ve Temel gibi Yaycı da yeni sistem sayesinde hem Milli Savunma Bakanı, hem Genelkurmay Başkanı gücünde olan Hulusi Akar’la karşı karşıya geldi ve kaybetti” diye yazdı. Yaycı’nın Erdoğan’ın teveccühüne karşın görevden alınabilmesini de “Belli ki ‘Ya ben, ya o’ cümlesi bir kez daha kullanıldı” diye açıkladı. Orduda da “Akar öne çıkanları istemiyor, tek adamlık bir yönetim yapısı gözetiyor” kanısının hâkim olduğu anlaşılıyor. Ankara’daki genel kanı kabaca bu.

GÖZLEM– Bütün dünyayı sarsan, sosyal hayatı, insan sağlığını ve ülkelerin ekonomilerini alt üst eden bir pandemi bitirilememişken, “normalleşme sürecindeki gelişmeler” konusunda neden İktidar ve Muhalefet “bu kadar ters düşüyorlar”; birinin “Ak” dediğine, öteki “Kara”, ötekinin “Ak” dediğine, beriki “Kara” diyor, görüşünüz?

K– İktidar – muhalefet ilişkisinin doğal bir tezahürü olmasının dışında, Coronavirüs pandemisine ilişkin iki uçta yer alan yaklaşımı ben “ekonomi – sağlık ikilemine” bağlıyorum. Burada hep bir kazanç – bedel ilişkisi var. Ülkenin ekonomik durumu iyi olmadığı için iktidar ekonomiyi canlı tutmaya önceliği verip, sağlık ile ilgili önlemleri, Bilim Kurulu’nun çok önemli bazı önerilerini bile dikkate almamasından da anlaşılacağı üzere, çeşitli algı yöntemlerini de kullanarak bir nebze geride tutma tercihini yapabiliyor. Muhalefet ise, biraz da tabii yumurta küfesi sırtında olmadığından, ekonomiyi iki aylığına kapatırken mağduriyetleri devlet kasasından giderip, bu salgından sağlık açısından en minimal zararla çıkılmasını sağlayacak tedbirlerin uygulanması gerektiğini düşünüyor.

GÖZLEM– Bir misal çok çarpıcı; Futbol Federasyonu “Süper Lig başta her lig için bir başlama tarihi” tespit etti. Federasyon Başkanı Nihat Özdemir “Süper Ligin başlama tarihinin 12 olacağını” açıklarken, “Şimdilik” dedi. Yani bu açıklamanın yapıldığı günden sonra 12 Hazirana kadar geçecek sürede “olumsuz gelişmeler olursa” başlatılmayacağına da işaret ederek; “7 ayrı tarih ve formülümüz daha var” dedi. Buna karşılık, Muhalafet ve medyadaki birçok gazeteci ve spor yazarı, “Ligler ‘mutlaka’ 12 Haziran’da başlatılacakmış gibi” ve de “Parayı sağlıktan önde tutuyorlar” ithamı ile Federasyonu ve kararını yerden yere vurdular, hâlâ da vurmaya devam ediyorlar; ne diyorsunuz?

K– Burada da ekonomi – sağlık ikilemi çok açık bir şekilde kendini gönderdi. Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir hafta içinde yapılan toplantının ardından kulüplerin finansal açıdan zor durumda olduğunu, bu nedenle 18 kulübün tamamının isteğiyle Süper Ligin 12 Haziran’da başlamasıyla ilgili karar aldıklarını, ancak gelişmelere bağlı olarak son kararın 28 Mayıs’ta verileceğini açıkladı. Tabii 18 kulübün tamamının da bu fikirde olması, bu kulüplerin oyuncularının, teknik heyetinin de böyle düşündüğünü göstermez. Sonuçta birileri hastalanacaksa, bu kulüpler değil sporcular, teknik heyetten birileri olacak. Öte yandan verilen bu kararın son ana kadar değiştirilebilecek olması önemli. Bence hâlâ gerekirse maçların Temmuz ayı gibi daha ileri bir tarihte, hatta bazı önerilerde olduğu gibi Antalya gibi bir ilde hızlandırılmış bir şekilde haftada iki kez oynanmak suretiyle Ligin tamamlanması mümkün. Lig tamamlansın ama bir kişi bile hayatını kaybederse, bunun altından kalkmak zor olur.

GÖZLEM– Ne kadar aksi iddia edilse de, Süleyman Soylu’yu istifaya kadar götüren gece de dahil, bugünlere AVM’lerin açılmasına kadar geçen süre gösteriyor ki; “Türkiye’de ABD’den, Brezilya’ya, Çin’den, İtalya’dan, Fransa’ya kadar birçok ülkede görülen “felaket tabloları” hiç olmadı ve olmayacak da. Gidişat “sabitlenen bir iyileşme” gösteriyor. Ankara’da kulisin göbeğinde yaşıyorsunuz; “hâlâ ‘olumsuz’ bir gidişattan söz edilebilir” mi?

K– Hükümetin verdiği rakamlar doğruysa bir iyileşme görülüyor. Öte yandan bir de sahada mücadele eden ve bu işi bilimsel açıdan takip eden doktorların söyledikleri var. Türk Tabipler Birliği’ne göre rakamların düşüyor olması, bu salgının bittiği anlamına da gelmiyor. Bu konuya hâkim, salgın ile mücadelenin yönetim masasında olan konunun bir uzmanı bana şunları söyledi: “Salgın hâlâ devam ediyor ve virüsün etkisini azaltacak, önünü kesecek herhangi bir yöntem, bir aşı bulunmadıkça veya virüs kendini etkisiz hale getirmediği müddetçe salgın devam edecek. Gevşemeyi ve rahatlığı ben anlamıyorum. Test sayılarını azaltınca rakamlar düşüyor gibi gözüküyor ama kendileri rakamlarla oynayarak ya da gizleyerek oluşturdukları algılara kendileri de inanıyor, ama sonra da gelen tepkilere göre bunu düzeltmeye çalışıyorlar. Bu ana kadarki en büyük başarı halkın kişisel önlemlere, sosyal mesafeye, maske kullanımına, kişisel hijyen şartlarına çok büyük ölçüde uyması idi. Virüsün yayılma hızının 1,56’dan bir haftada 0,72’ye düşmesi imkan dahilinde değil. Ya bir yanlışlık ya bir bilgi tahrifatı var. Açıklanan bu rakam neye göre hesaplanıyor? Doğru bizim sağlık sistemi de ilk başta zorlandı. Ama İtalya’da yaşanan korkunç olaylar yaşanmadı. Bunda İtalya gibi ülkelerdeki örneklerin yarattığı refleksle sağlık çalışanlarının, doktorlarının imkânsızlıkları göz ardı ederek, kendi sağlıkları pahasına giriştikleri mücadelenin büyük payı var. Rakamlarda bir azalma var ama Sağlık Bakanı Koca’nın iddiasının aksine bu serbestleşme ikinci dalgayı mutlaka getirecek. Bu yaz sonu, sonbahar olabilir. Bununla ilgili iyimser bir husus, bunu sıçratacak absürd uygulamalar olmaz ise bu ikinci dalganın ilki gibi yüksek bir dalga olmayacağının ümit edilmesi. Şansımız varsa ve aşısı bir şekilde kışa kadar bulunursa, en azından salgınla baş etme yolları kolaylaşmış olacak. Yoksa virüsün 2025’e kadar varlığını sürdüreceği ve dünya nüfusunun yüzde 60’ına bulaşacağı tahmin ediliyor.”

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test