Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

Egemenlık Kayıtsız Şartsız Milletindir!

22.4.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

"Var olmak veya olmamak ?" Bu sadece Shakespeare’in kahramanı olan hamlet için bir bilinmezlik değildir. Tarihin akışı bir milleti öyle bir yere getirir ki, bundan sonrası için önünüzde sadece iki seçenek vardır  " var olmak veya olmamak ?".

Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda başlayan mütareke yılları ve ülkemizin işgal edilmeye başlanmasıyla birlikte bu soru, Türk toplumunun zihnine ateşten harflerle yazılmaktaydı.

İhtilalleri işte böyle zor ve buhranlı günler besler. Buhranlar Liderleri ortaya çıkaran, sancılar içinde çekilen çilelerdir. Bu zorlu günleri geçirmeden liderlerin "var olmak" yolunda ilerlemeleri de mümkün değildir.

19 Mayıs 1919'da Mustafa Kemal'i Samsun'a çıkartan da işte böyle bir "var olmak" kararlılığı idi...

Mustafa Kemal askerlik hayatı içinde, hepsi de bu toprakların çocukları olan binlerce, on binlerce askere kumanda etmiştir. Ama asker başka, halk başkadır... Askere emredilir. Halk, ona ülkenin gerçeklerini anlatmak, kurtuluş yoluna inandırmakla kazanılır...

Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda Anadolu anarşi içinde bulunuyordu. Seferberliğin daha başlangıcında asker kaçakları irili ufaklı çeteler halinde, halkın son elinde kalanı da ellerinden almaktadır. Halk çetelerden bıkmış, ordudan da, hükümetten de umudunu kesmiştir.  Her şeyini kaybetmiş olan halk, artık devlete de savaşlara da karşıdır.  Yorgun ve bitkindir. Yıllar yılı bitmek bilmeyen savaşlardan, isyanlardan, eşkıyalardan bıkmış, kurtuluş umudunu yitirmiştir. Mustafa Kemal’in Samsun-Havza yolunda yol kenarındaki tarlasını süren bir köylüyle yaptığı şu konuşma çok anlamlıdır:

"-Hemşerim! Düşman Samsun’a asker çıkarmış. Belki yarın buraların hepsini eline geçirecek. Sen ise burada hala rahat rahat, toprağını sürüyorsun?

 -Paşa, Paşa! Sen ne diyorsun? Biz üç kardeştik. İki de oğul vardı. Yemende, Kafkas' ta, Çanakkale'de hepsi elden gitti. Bir ben kaldım. Ben de yarım adamım. Evde sekiz öksüz ile yetim, üç dul kalmış kadın var. Hepsi benim sabanımın ucuna bakar. Şimdi benim vatanım da, yurdum da, aha şu tarlanın ucu. Düşman oraya gelinceye kadar benden hayır bekleme."

Kurtuluş Savaşı vermek için yollara düşmüş olan Mustafa Kemal'in yine de bu umutsuz, bezgin Anadolu halkına başvurmaktan başka çaresi yoktur. Bütün umudu, bu yorgun, bu çilekeş halka doğruyu göstermek,  kendine inandırmak, onu kazanmaktır. Yürümeye başladığı yolun meşruiyet kazanması, zafere ulaşması ancak bu halkın gücü ve inanması ile mümkün olacaktır.  Anadolu'da halkın sözlerine değer verdiği ulema, tarikat şeyhleri, eşraf gibi yerelin seçkin kişilerinin öncelikle kazanılması gerekmektedir. Çünkü bu hareket, bir halk hareketi olacaktır...

Mustafa Kemal, Samsun, Amasya, Erzurum ve Sivas’ta halka ülkenin içinde bulunduğu durumu, İstanbul’un, İzmir’in işgalini, düşmanın ülkeyi esir almaya başladığını, Anadolu'daki Rum, ermeni çetelerini, anlatır ve sözlerini hep "önce Allah'a sonra kendimize inanmak, güvenmek zorundayız. Başka çaremiz yoktur " diye bitirir.

Bu yürüyüşe halkla ve İstanbul’dan katılan silah arkadaşları, aydınlarla birlikte devam edilir ve Nihayet, 23 Nisan 1920' de Ankara'da "Türkiye Büyük Millet Meclis' i kurulur.

23 Nisan 1920, Türkiye Milli Kurtuluş Hareketi'nin kendi devletini kurmak için attığı ilk adımdır.Meclis' in kurulması ile birlikte Mustafa Kemal'in çıktığı yol, bir halk hareketi olmaktan çıkmış, bir halk devleti kurma yolunda harekete geçmiştir...

Bu yıl 100. Yılını kutladığımız Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışı, Türk Milletinin tarih yolculuğunda altın harflerle yazılmış bir dönüm noktası, yeni bir var oluşun ifadesidir

Dolayısıyla Anadolu'da yeni bir Türk Devletinin temeli,  23 Nisan 1920'de Büyük Millet Meclisinin açıldığı gün atılmıştır. Mustafa Kemal bu meclisin başkanı seçildiği gün, yeni Türk devletinin de ilk başkanı olmuştur.

23 Nisan 1920'nin sonlarından itibaren gerilla savaşları ile süren Halk hareketi, meclisin çalışması ve yönlendirmesi ile düzenli bir orduya dönüştürülmüş, halkın kurtuluş savaşını Mustafa Kemal'in liderliğinde zafere kadar Büyük Millet Meclisi yönetmiştir.

Bu nedenledir ki Tanzimat’tan bu yana Türkler'in tarihinde Millet Meclislerinin yeri önemlidir ve vazgeçilmezdir.

Büyük Millet Meclisi Kurtuluş Savaşlarını yönetmekle kalmamış yeni Türkiye Cumhuriyetini kurmuş, toplumsal aydınlanma ve özgürlük yolunda ilerlemiş ve "Cumhuriyet Devrimleri"ni yasalaştırarak, desteklemiştir.

Bu yüzden tarihin tozlu sayfalarına dönük eğilimler, yalnız Cumhuriyet devrimlerine değil, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin iradesine de ters düşer.

Örneğin, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin din/laiklik/ egemenlik sorununu, dünya çapında örnek sayılabilecek çözümünün üstünden yüz yıl geçmesinden sonra bile, hala böyle sorunlarla uğraşılması anlamsızdır

 "Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir" diyerek millet yüz yıl önce kararını vermiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin yüzüncü yılını kutladığımız bu günlerde, Atatürk yeni kuşaklara; "akıl ve bilim yolunda ilerleme"yi miras bırakarak geleceğin bütün özgürlük kapılarını açmıştır. Dolayısıyla tarihin gerçekleri ışığında,  Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin hangi koşullar altında olursa olsun, neden asla kapanmaması gerektiğinin ve halkın sadece onun iradesini tanıyacağının bilinmesi, özel bir anlam taşımaktadır.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test