Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

Corona salgını sonrasının düzenini düşünmeye başlamalıyız

3.4.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

İster süper güç olsun, isterse imparatorluk, bilim, felsefe ve teknoloji üretemiyorsa hiç bir ülke varlığını uzun süre devam ettiremez.  Bizim kendi tarihimiz de bunun örnekleri ile bezelidir.

Böylesi bir çöküşe giden yolu açan başlıca sebeplerden birisi, toplumsal ve bireysel özgürlüklerin kısıtlanması, serbest ve yaratıcı düşüncenin engellenmesidir. Bazen şimdi yaşadığımıza benzer virüs salgınları da inşalığına ilerleyişine fren yaptırabildi tarih boyunca.

Eskiden dünyaya hakim devletler çoğunlukla askeri güçlerine dayanıyorlardı. Sadece askeri gücü elinde bulundurması yetmiyor aynı zamanda onu dünyanın dört bir köşesine donanması, ordusu, hava kuvvetleri ile yansıtması, kaslarını gereğince acımasızca göstermesi, kullanması da gerekiyordu.

Savaşlar aynı zamanda ekonomi çarkını hızlı döndürmeye de yarıyordu. Dehşetli savaş harcamaları aslında dönüp dolaşıp o ülkenin ekonomisine giriyor, hatta başka ülkelerden savaş için adeta haraç isteniyordu. Yani, savaş harcamaları ekonominin sağ cebinden alınıp sol cebine konuluyor. İstihdam ve üretim olarak da geri dönüyordu.

 

Savaş tanımı ve biçimi değişti

Ama günümüzde savaşlar artık eskisi gibi değil. Top, tüfek, tank, avcı savaş uçağı hala var ve konvansiyonel savaşlar hala eksik değil gezegenimizde ama asıl etki yaratan savaşlar ticaret, teknoloji, iletişim, kur, gıda, enerji, şu, madenler, istihbarat ve yaptırım üzerinden daha etkili yürütülebiliyor.

Doğrudan ateşe girip parmaklarını yakmak istemiyor kimse, mümkünse ateş üzerindeki kestaneleri başkalarına aldırıyorlar. Vekalet savaşları aldı başını gidiyor, paralı askerlere sipariş veriliyor önemli çatışma işleri. Okyanus ve uzay savaşları kara savaşlarından çok daha önemli hale geliyor dünya hakimiyeti mücadelesinde.

Kime sorarsanız sorun Soğuk Savaş sonrası dönemde, 30 yıl sonra bile, küresel düzenin taşlarının daha tam yerli yerine oturmadığını, çok kutuplu, kaos içinde bir düzende yaşadığımızı söyleyecektir. Dünyanın bugünkü en önemli iki süpergücünü sorduğunuzda da tereddütsüz “ABD ve Çin” yanıtını alacaksınız.

Evet, gerçekten de yeni “Büyük Oyun” aynı sıkletteki bu iki güç arasında oynanıyor. Denkleme Rusya, Avrupa Birliği, Japonya ve Hindistan girdiği zamanlar dengeler Washington ya da Pekin lehine değişebiliyor. Türkiye, Brezilya, Endonezya, İran, Güney Kore ve Güney Afrika gibi bölgesel oyuncular da, kimin yanında yer aldıklarına bağlı olarak, belli alanlarda etkilerini hissettirebiliyorlar.

Genel kanaat, ABD’nin tedricen ekonomik ve askeri gücünü kaybetmesi nedeniyle Pekin’in dünya liderliği koltuğuna her geçen gün daha yaklaşmakta olduğu, Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun yüzüncü yıldönümü olan 2049’a kadar adım adım bu hedefine ulaşmak için sistemli bir gayret gösterdiği yönünde.

Bu hedefe giden meşakkatli güzergaha dikenli teller yerleştirmek, Çin’in ilerleyişini yavaşlatmak, hatta durdurmak, için Washington’un da tevekkülle beklemediğini, boş durmadığını da görüyoruz. Hem Japonya, Güney Kore, Tayvan, Hindistan ve ASEAN üzerinden Çin’i çevreleme, hem stratejik Malakka Boğazı’nı kontrol altında tutma, hem ticaret ve teknoloji yaptırımları, hem de ülke içindeki etnik, dini ve ekonomik hassasiyetleri kaşıma gibi yöntemleri ihmal etmiyor.

 

Yeni dengeler kurulmalı

Bana kalırsa, Çin’in güçlenmesi, ABD’nin zayıflaması aslında en kötü senaryo. İkisi arasında dengesizliğin artması, uçurumun genişlemesi, derinleşmesi sıcak çatışma ihtimalini daha da güçlendirecektir. Bu itibarla, iki gücün dengede kalmaları, “kazan-kazan” işbirliği ve ortaklıkları arttırmaları, hasmane eylemlerden kaçınmaları hepimiz için büyük önem taşıyor.

Şunu unutmayalım ki, bugünkü dünya düzeninde ABD'nin kilit bir rolü var. Büyük ölçüde onun taşıdığı askeri ve ekonomik yükler sayesinde işliyor. ABD lehine işlediği sürece iki tarafça da sorunsuz görülen bu durum, serbest ticaretin son otuz yılda giderek artan ölçüde Çin lehine sonuç vermesi nedeniyle artık ABD için bir sorun haline geliyor.

Nitekim Trump iktidarının özünde bu sorunu çözmeye yönelik bir siyasal gündem yatıyor.  Ekonomik alanda Çin ile ticaret dengesini yeniden tesis etme çabası, askeri alanda ise Avrupalı NATO müttefikleri başta olmak üzere güvenliği ABD hegemonyasının devamına bağlı olan ortakların daha fazla sorumluluk alması talebi, bu gündemin ana maddeleri.

Bazı gözlemcilerin Çin ve ABD arasında ikinci Soğuk Savaş olarak tanımladığı duruma daha yakından bakınca, aslında Soğuk Savaşın iki kutuplu yapısı ile günümüz dünyası arasında ciddi farklar olduğu görülüyor. Soğuk Savaş çift kutupluluğu, diğer büyük güçlerin (Özellikle Avrupalı büyük güçlerin) görece güç kaybına karşın ABD ve Sovyetler Birliği’nin niteliksel farklılıkların da yardımı ile süper güç statüsü kazanması sonucu oluştu.

Günümüzdeki durum ise, ABD ve müttefikleri görece güç kaybederken, Çin başta olmak üzere diğer büyük güçler ile bir grup orta boy güç yükseliyor. Bazen BRİÇ (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin), bazen Avrasya Bloğu, bazen de ‘Batıya karşı Diğerleri’ olarak tanımlanan bu dinamik, daha önce Soğuk Savaş döneminde gördüğümüze benzer bir çift kutuplu sistem yaratmıyor.

Soğuk Savaş döneminin aksine Çin ve ABD dışındaki büyük ve orta boy güçlerin manevra alanı çok daha geniş.

Yazılanlara, söylenenlere bakılırsa, Amerika’yı sevmeyen veya nefret eden herkes onun bir gün batmasını bekliyor, arzuluyor içten içe. Bazı Amerikan politikaları böylesi duygusal bir yaklaşıma hakkaniyet kazandırmıyor değil ama şunu da unutmayalım ki Amerika'nın çökmesi demek, Avrupa’nın, Asya’nın, hepimizin çökmesi demektir.

Dünyada hala en büyük yatırım yapan, ihracat kabul eden, teknoloji yaratan, parası uluslararası rezerv birimi olarak kullanılan ülke ABD. Dünyanın jandarmalığını da yapıyor isteksizce de olsa, azaltsa da angajmanlarını. O yüzden en azili düşmanları bile ABD ile işbirliğini, diyaloğu kesemiyor, ortaklığını arıyor, yardımını istiyor dişlerini gıcırtarak da olsa.

Zira, ne Çin, ne AB, ne de Rusya Amerika’nın şu anda üstlenmiş olduğu rolleri yüklenmeye hazır. Buna istekli de değiller, kapasiteleri de yetmez.

Yerleşik kural ve alışkanlıkların yıkılıp gelenekselleşmiş davranış biçimlerinin terk edilmesi, sistem içindeki aktörleri daha önce hiç yapmadıkları (ya da yapmaya cüret edemedikleri) hamlelere itiyor.

 

Corona çok şeyi değiştirecek

Aralık 2019’da Çin’in Wuhan kentinde başlayıp dalga dalga dünyaya yayılan corona salgınının merkezi önce Avrupa’ya geçti, şimdi de ABD’ye ulaştı. İnsanları eve kapatan, birçok sektörü aşındıran, hatta çökme aşamasına getiren bu salgının küresel düzenin yeniden kurgulanması için fırsat yarattığını, bu yeni düzende Çin’in daha ön planda olacağını, hatta - komplo teorilerine tutkun olanlar - bu krizin tetikleyicisinin küresel hedeflerini saklamayan Çin olduğunu ileri sürenler artıyor.

Tersi de söyleniyor. Rusya’nın parçalanmasından sonra liderlik tek başına Amerika’ya kalınca iyice palazlanan bu ülkenin refah, küresel hakimiyet ile tarihsel ve dinsel egolarını kaybetmemek için elinde tuttuğu her türlü aracı, silahı kullanarak Çin’in “Uzun Yürüyüşü”nü sekteye uğratmak için biyolojik savaş enstrümanlarını kullanmakta tereddüt etmeyeceği belirtiliyor.

Acaba öyle mi?

Hiç kuşkusuz dünya bir panik halinde ve maalesef çoğumuz hazırlıksız yakalandık. Nüfus olarak daha kalabalık olan ülkeler, muhtemelen en çok zarar görenler olacak. Eğitimi, disiplini, teknolojisi ile önlemlerini alan ve bunları kesin, tavizsiz etkin biçimde uygulayabilen ülkeler ise zararı en aza indirecekler.

Coronavirüs, Çin’deki otoriter rejim ile ABD’deki popülist yönetim arasındaki şüpheleri yoğunlaştıracak, milliyetçiler arasında karşıt duygular artacak. Bu durum, iktisadi ayrışmayı derinleştirerek ve yeni ve siyaseten daha sürdürülebilir tedarik zincirlerinin oluşumunu tetikleyerek büyük güç rekabetini daha da alevlendirebilir.

 

“Soğuk Barış” derinleşir mi?

ABD-Çin rekabetinin Soğuk Savaş’taki ABD-SSCB rekabetinden daha az tehlikeli olduğu düşünülüyordu, iki ülkenin bir savaşa tutuşamayacak kadar ağır ekonomik bağımlılık ilişkileri geliştirdiği tezi temelinde. Lakin, Amerikan şirketleri tedarik zincirlerini Çin’den Asya’daki ve diğer yerlerdeki daha dostane ülkelere kaydırdıkça zaten alttan alta işlemekte olan bu ayrışma süreci coronavirüs sonrasında daha da hızlanabilir. Yakında her iki ülkenin de -örneğin, Güney ve Doğu Çin Denizlerinde- daha saldırganca askeri faaliyetler içinde olması bizleri şaşırtmamalı.

Her ülkenin 5G ağını dünya genelinde satma rekabeti yoğunlaştıkça ilişkiler daha da kötüleşecek. Çin’in Kuşak ve Yol girişimi, biliyorsunuz, sadece Avrasya’daki kara ve deniz güzergâhlarıyla değil, aynı zamanda yüksek teknoloji koridoruyla da ilgili. Küresel felaketler çağında, Soğuk Savaş’ın alamet-i farikası olan ideoloji üzerindeki basit mücadeleden tamamen farklı olarak çok-boyutlu bir büyük güç rekabetine şahit olabiliriz.

 

Tek seçenek: Ortak küresel çaba

Tıpkı 11 Eylül 2001 saldırıları ve 2008 Büyük Durgunluk gibi, coronavirüs pandemisi de yıllar sonra dahi zihinlerimizde canlılığını koruyacak ekonomik ve jeopolitik bir şok. Belki de coronavirüs, küreselleşmenin ilk aşaması ile ikinci aşaması arasındaki tarihî bir dönüm noktası olarak da tarihe geçebilir. Soğuk Savaş’ın sonuyla başlayıp yakın zamana kadar süren bu 30 yıllık aşamada küreselleşme, serbest ticaret anlaşmaları, küresel tedarik zincirlerinin kurulması, aşırı yoksulluğu azaltırken orta sınıflar oluşturup genişletme, demokrasiyi yayma ve iyice artan dijital iletişim ve küresel hareketlilikle ilgili idi.

Coronavirüs sonrasındaki ise, şayet çok beklenmedik güçlü bir uluslararası işbirliği mekanizması doğmazsa, dünyayı kendi gelişen orduları ve ayrı tedarik zincirleri ile büyük güç bloklarına ayırma, baskıcı rejimlerin yükselişi ve Batı demokrasilerinde orta sınıfların endişesiyle birleşen, yerelciliği, ırkçılığı ve popülizmi doğuran toplumsal ve sınıfsal bölünmeler daha fazla karşımıza çıkacak gibi görünüyor.

Yani, karamsar bir senaryo

Trump ve Amerika’nın salgın ile savaşan kurum ve kuruluşları, ilginçtir, yumurta kapıya gelene kadar, sessizliği tercih ettiler. Çin ise çok etkin önlemleri katı ve tavizsiz bir biçimde uygulayarak virüsü etkisiz kılma yolunda ilerliyor. Aşı veya ilacı da bulup dünyaya dağıtarak önemli bir moral üstünlük kazanabilir.

Böyle bir dönemde küresel güç mücadelesi, mevzi kazanma ve kartların yeniden dağıtılmasından ziyade bu yüzyılımızın yıkıcı virüsüne (ve gelebilecek yenilerine) karşı ortak uluslararası işbirliğine ihtiyacımız var. Nitekim Donald Trump ile Xi Jinping, ihtilafların zirve yaptığı bir dönemde diyalog kanallarını açarak birlikte çalışma kararını aldılar. Bu, arkası gelirse, tabii ki çok önemli bir ilk adım, ama hep “bardağın yarısı doludur” diye iyimser düşünmeme rağmen bu hususta özellikle de ABD’de liderliğin karakteri dikkate alınırsa ne yazık ki karamsar yaklaşıma daha çok şans veriyorum.

Tavsiyem, dünyanın önde gelen kanaat önderlerini bir araya getirecek 12 kişilik bir akıl insanlar grubunun dünyanın gelecek siyasi ve ekonomik mimarisi üzerine, değişmekte olan güç dengelerini ve meydan okumalarını da hesaba katacak sekide, bir küresel yeni düzen çalışması yaparak ABD, AB ve Çin liderlerine sunması.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test