Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

Cihad mı, Cihad - ı Ekber mi?

24.1.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Bana göre, “hayranı ve tiryakisi olduğum” Türk Sanat Musikisi’nin “en büyük bestekarı” Buhûrîzâde Mustafa Itri Efendi’dir!

Hem “dini”, hem “lâdini” bestelerini (güfte ve şiirlerini) dinlemek benim için yaşamımım ve günümün “en duygulandığım ve doyumsuz bir manevi lezzet duyduğum” anlarıdır!..

Ne yazık ki, bestelerinin de, güftelerinin de, şiirlerinin de bugünlere ulaşanlarının sayısı çok ama çok azdır. Duydum ki, “yenileri bulunmuş”; internete girdim araştırırken, Doçent Dr. Türkan Avlan’ın “Itrî’nin Na‘tının Şerhi” adlı yazısına rastladım.

Doya doya iki defa okudum. Ve… O yazının bazı bölümlerinden bu haftaki “ana” yazımı çıkardım.

O bölümlerde, bütün insanlara “insanlık dersi” var. Hem de Hazreti Muhammed’den!..

O ders, “Peygamberimizin gösterdiği ‘nefisle mücadele’ yolunun bugün yaşadığımız Dünya ve elbette ülkemiz için ne kadar elzem olduğunu” ortaya koyuyor. Okuyalım.

“… Itrî için yeryüzü bütün güzellikleriyle süslü bir çiçek bahçesidir. Aslında beyitte vurgulanan; ‘alçaklık, kötülük’ mânâsındaki ‘denâet’ kökünden türeyen dünyanın ‘masiva’ olduğu; yani insanı Allah’tan uzaklaştıran aldatıcı güzelliklerle bezenmiş olduğudur. Kur’an-ı Kerim’de ve hadis-i şerîflerde dünyaya meyleden; mal, mülk hırsı ve nefsanî hevesler peşinde koşan insanın hüsrana uğrayacağından sık sık bahsedilir. Hz. Peygamber, yaratılmış herşeyin, 18 bin âlemin Efendisi olduğu hâlde dünyanın aldatıcı ve geçici güzelliklerini terk etmiş, gözü Cenab-ı Hakk’tan sapmamıştır.

“… Hz. Peygamber ‘Ölmeden önce ölünüz’ hadis-i şerifinde buyurduğu gibi manevî ölümle nefsanî arzulardan kurtulan Cenab-ı Hakk’ın âşıklarına yol gösteren bir sultandır.

“… Aslında Hz. Peygamber nefse muhalefetin ve dünya zevklerini terk etmenin çok zor olduğunun farkındaydı. Bu nedenle masivadan el çekmeyi ve nefsiyle savaşmayı cihad olarak görmüştür. Arapça’da cihad ‘her zorluğa göğüs gerip çalışmak, ve gayret etmek’ gibi mânâlara gelir. Müşriklere ve kafirlere karşı durmak ve Allah’ın şeriatını yeryüzüne yaymak uğruna ömrü boyunca mücadele eden ve her türlü zulme katlanan Hz. Peygamber, cihadın sadece cephede savaşmak olarak algılanmasını istememiştir. Müminler nefislerinin düşmanlığına karşı daima cihad etmekle mükelleftir. Bunun içindir ki zorluklarla dolu Tebük Savaşı’ndan zaferle dönen Hz. Peygamber, yolda ashab-ı kirâma ‘Şimdi küçük cihâddan büyük cihada, nefsimizle cihada dönüyoruz!’ buyurmuştur. Hz. Peygamber burada düşmanla savaşmayı küçümsemiyor; aksine ömrü boyu nefsiyle mücadelenin zorluğuna dikkat çekiyor. Kin, haset, egoizm, gurur, büyük günahlara meyletme gibi yıkıcı ve tahrip edici nefs-i emmareye ait düşman duyguların hepsiyle birden ömür boyu savaşmak hakikaten çetin bir cihaddır. Nefsine karşı cihad-ı ekberde zafer kazanan müminler için Allah yolunda can vermek çocuk oyunu gibi eğlencelidir. Yahya Kemal’in ifadesiyle onlar, şehit olacakları için cihada giderken de ‘çocuklar gibi şendik’ derler. Hz. Peygamber her iki cihadı da en mükemmel şekilde birleştirmiş eşsiz bir komutandır. ‘İki göz vardır ki Cehennem ateşi görmez: Harp meydanları ve cephelerde nöbet tutan askerin gözü ve bir de Allah korkusundan ağlayan göz.’ hadis-i şerifinde de her iki cihadın birbirini tamamladığını vurgulamıştır.”

Teşekkürlerimle sayın Türkan Avlan hocamız, bizler için çok değerlisiniz!..

 

Demirkol'dan, Aslangil'e "piyano" mektupları!..

 

Haftalık Yazı’ma “Itri ile” başladım, sevgili dostum, kardeşim ve bana göre, “ülkemin sayısı az gurularından biri olan”, dahası son yıllarda kendini gazete yazarlığına veren, bitmedi; “Türk Sanat Müziği’ne adayan, besteler yapan” Nihat Demirkol ile devam edeyim.

Kendisi “günümüzün en iyi Türk Sanat Musikisi piyanistlerinden” biridir ve “Fevzi Aslangil’e Mektuplar” adlı piyano dinletisi ile İzmirli sanatseverlere “büyülü” bir gece yaşatırken, bizler onu dinlemek bol bol alkışlamak fırsatını bulduk.

Feyzi Aslangil, “Münir Nurettin Selçuk’un piyanisti” olarak tanınır. Rahmetli Münir Nurettin’in “O tek basına bir orkestradır” dediği (Dikkat; “O tek başına bir saz heyetidir” demiyor) Aslangil, Türk Sanat Müziği piyanisti olarak, rahmetli arkadaşımız, bestekar, müzikolog, hoca, düşünür, yazar ve udi Çinuçen Tanrıkorur’un “Türk Sanat Müziğinde piyanoyu bütünüyle reddetmesine rağmen”, musiki tarihimize adını “altın harflerle yazdırmış” bir sanatçıdır.

“Piyanist” Demirkol’un, “piyanist” Aslangil için derlediği “dinleti / resital / konser” ülkeyi dolaşıyor, Azerbaycan (Bakü) ve Kırgızistan (Bişkek) ile de yurt dışına çıktı ve devam edecek.

Ben de tartışmada ve uygulamada “Çinuçen’den yanayım” ama, “Piyanoda dün Aslangil, bugün Demirkol olunca”, hem sanatsal, hem duygusal açıdan “Onların piyanoları hariç” diyorum ve de “galiba” bu ayrışımda da haklıyım!..

Türk Sanat Müziğine aşık sanatseverler, “Fevzi Aslangil’e mektupları” izleyin, “sahnede olduğu gece” sizler de o salonda olun ve Türk Sanat Musikisi’ne doyun!..

Ve de elbette, “sanata büyük değer ve katkı veren” Folkart ailesine de, o gecenin “tatlı sunucusu (Her zaman öyledir) Volkan Severcan’a da ve bizleri Folkart Academy (Neden ‘Akademi’ değil?) salonunda toplayan sevgili Ünal Ersözlü’ye de sonsuz teşekkürlerimle…

 

İnternet'ten "esen" rüzgarlar!..

**********

 

Sözün Özü

Bir tarikat şeyhinin öldürülüşünden büyük üzüntü duyuyor, tivitler atıyoruz ama, aynı günlerde Cemevine saldırılmasına, oraya buraya “Bitmedi / Ölüm” yazılmasına karşı “sus pus” oluyoruz; ülkemi tanıyamaz oldum!..

 

Okuyucu Soruları

Ya Olimpiyat Finali oynarsak?

Bir değil, birkaç okuyucumdan aldığım maillerde “soru” ortak; “Kafalarını ‘kadın vücuduna takan’ insanların, kılık kıyafetlere kadar müdahaleleri zirve yaptı. O kafalıların şikayetlerini dikkate alan laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Televizyonu (TRT) da Türk Kadın Voleybol Milli Takımını Tokyo Olimpiyatlarına taşıyan Türkiye – Almanya Milli maçını naklen yayımlamadı, ki maçtan sonra Kadın Voleybolcularımıza ilk tebrik telefonu Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan geldi. Sebep, Kadın Voleybolcularımız şortlarla oynuyorlarmış, baldır ve bacakları görünüyormuş.

Siz çok uzun yıllardan beri spor da yazıyorsunuz; TRT’yi yöneten kafalar, Kadın Voleybolcularımız Olimpiyatta final oynarlarsa, o maçı da yayınlamayacaklar mı?”

CEVABIMDIR: Sporun birçok dalında “kadın sporcuların ‘şort’ giymesi” uluslararası bir uygulamadır. Türk kadın sporcuları da, basketboldan, voleybola, atletizmden güreşe, boksa ben bildim bileli pistlere, salonlara, minderlere, ringlere “şort giyerek” çıkarlar; yüzme havuzlarında da mayo!..

Bugüne kadar içlerinde Dünya, Avrupa Şampiyonlarının, Olimpiyat madalyalıların olduğu binlerce kadın sporcumuzun “spor kıyafetidir”; şort ve mayo!..

“Çağdaşlıkta çok geride kalmış” İslam Ülkeleri bile “kadın konusunda” ileri adımlar atarlarken, bizde “zaman tünelinin gerilerine doğru gitmek” ne demek oluyor?..

TRT ekranlarında “istemediğiniz bir görüntü varsa”, kaparsınız, olur biter; bir milli maçı “baskı ile” sansür ettirmek ne demek?..

Bakınız, İran’ın “olimpiyat madalyalı” tek kadın sporcusu olan Kimia Alizade “Başarılarımı kendilerine ve başörtüme atfettiler. Ben İran’da yıllardır ezilen milyonlarca kadından biriyim. Bana ne emrettilerse yaptım, ne dedilerse onu giydim. Bizler onlar için önemli değiliz, bizler sadece onların kullandıkları araçlarız” diyerek isyan etti.

Ve de… Ülkesini terk ederken, şu mesajı verdi; “İranlı yetkililer madalyalarımı siyasi amaçları için suistimal ettiler. Beni ‘Bir kadının bacaklarını açması ahlaklı değil’ diyerek aşağıladılar. Bu ikiyüzlülüğün, yalanların, adaletsizliğin ve yağcılığın parçası olmak istemedim. Avrupa’ya kendi isteğim ve kararımla gidiyorum. Vatanımdan ve evimden ayrıldığım için üzgünüm.”

İşte “TRT sansürünün altında” Alizade’nin anlattığı kafa yatıyor; çok yazık!..

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test