Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

Suçlu kim? Canına kıyan mı, devlet mi?

15.11.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

İstanbul’da ve Antalya’da gerçekleşen aile intiharlarını bir ya da iki gün konuşup unutacağız.
Çünkü;
“Çocuğuma kitap ve okul önlüğü alamadım” notunu bırakarak, kendisini asan Cemal Can’ı, o da çoğu gazete yazmadığı, televizyonlarda haber olarak verilmediği için sosyal medya üzerinden iki-üç gün konuşup, “ah-vah” çekip unutmuştuk.
Sadece o mu?
Ramazan ayında eve yiyecek götüremediği için intihar eden Hacı Uruç’u,
Ataması yapılmadığı, işsiz kaldığı için kendisini asan Kevser Abdülkadiroğlu’nu,
Kirasını ödeyemeyen, yoksulluk nedeniyle intihar eden tarım işçisi Emine Akçay’ı da toprağa verinceye kadar ona buna söylenip noktayı koymuştuk.
Korkum daha doğrusu endişem, yaşam akışı içinde, bu intiharların sistematik hale dönüşmesidir.
O zaman!..
Yapılması gereken insanları intihara sürükleyen koşullar üzerinde düşünmek, araştırmaktır.
Biz ne yapıyoruz?
Olayları düşünmek yerine toplum olarak “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” modunda, ‘sorunsuz’ yaşamayı tercih ediyoruz.
İntihar eden, öldüğüyle kalıyor!..

Sorumlu aramalıyız
Üzgünüm ama söylemeliyim; böylesine kahredici olaylar karşısında bile, etkili önlemleri almayı, tepki koyma bilincimizi ve demokratik refleksimizi kaybettik.
Sorumlu aramıyoruz!..
Aziz Nesin şöyle der:
"Suç herkese dağıtıldı mı ortada suçlu kalmaz…"
Ama biz ne yapıyoruz?
Sorumlu konumunda olanların, her şeyin üstünü örten tavır ve açıklamalarına kayıtsız-şartsız teslim oluyoruz.

İşsizlik tavan yaptı
Güvencesiz ve ücretlerin çok düşük olduğu çalışma koşulları içinde; muhtaçlık/yoksulluk artarken, milyoner sayısı sürekli yükseliyor. Sosyal eşitsizlik giderek derinleşiyor.

İşsizlik, pahalılık ve yoksulluk tavan yapmış durumda. Beslenme, barınma gibi en temel ihtiyaçlarını karşılayamayanların sayısı giderek artıyor.
Bugün 8 milyon işsizimiz var. Genç işsizliğimiz yüzde 20’leri aştı. Ve bizim hala etkili ve uygulanabilir bir istihdam ve sosyal reform programımız yok.
Sonra, intihar olayları niye artıyor diye feryat ediyoruz!..

Geçinemiyoruz
Ülkemizde intiharlarla ilgili en son istatistik 2018’de yayınlandı.
Resmi kayıtlara göre, geçen yıl 3 bin 161 kişi intihar ederek yaşamına son verdi. Bu, günde ortalama sekiz kişinin yaşamına son verdiği anlamına geliyor.
2017'de 3 bin 168…
2016'da 3 bin 193…
2015'de 3 bin 246…
2014'de 3 bin 169 kişi intihar sonucu yaşamını yitirdi.
TÜİK’in ilgili istatistiklerine göre; 2002 ila 2018 yılları arasında intihar nedeni “geçim zorluğu” olarak belirtilmiş olanların sayısı, 4 bin 481 kişi!..
Yalnızca son bir yılda ataması yapılmadığı için intihar eden öğretmenlerin sayısı ise, 12…

Rakam değil, insan!
Beyler…
Bu sayıları çoğunuz rakam olarak görüyorsunuz…Ama unutmayın, bu sayılar birer rakam değil, birer ‘insan!..’
Anayasamız;
“Devlet, kişilerin maddi ve manevi varlığını geliştirmesi için gerekli koşulları hazırlamak ve engelleri kaldırmakla görevlidir…” der.
Anayasamız;
“Herkesin yaşam hakkı güvence altındadır. Devlet, ailenin huzur ve refahını sağlamak için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür” yazılıdır.
O zaman…
Aldıkları borcu ödeyememeleri, icra takibine uğrama, işsiz kalma, maaşa haciz gelmesi, kısacası geçim sıkıntısı, yoksulluk, çaresizlik ve yalnızlık içinde bu dünyadan ve aramızdan ayrılanlar için "birden çok faili bulunan politik cinayetler” demek de yanlış olmaz herhalde…


Cezanız 10 dolar ödemek!..

Okumayı seven bir insan olarak, hem Nutuk, hem de Kur’an-ı okudum.
Size de tavsiye ederim.
Kur’an da Allah; “adaletli” olmayı ve yardım etmeyi emreder-(Nahl suresi 90...)
Şimdi anlatacağım, Allah’ın bu emir ayetine uygun güzel bir örnektir.
Kanada’da ihtiyar bir adam ekmek çalmaktan tutuklanıp mahkemeye sevk edilir.
Tıpkı bizde de Gaziantep’de yaşanan çocuk olayı gibi…
Yaşlı adam suçunu kabul edip itiraf eder.
Ve yaptığı hatayı şöyle açıklar:
"Çok acıkmıştım neredeyse açlıktan ölecektim!.."
Hakim dinler ve şöyle hükmeder:
‘Sen hırsızlık yaptığını biliyorsun ve ben seni on dolar tazminat ödemeye mahkum ediyorum. Ancak bu parayı ödeyemeyeceğini bildiğim için senin yerine ben ödeyeceğim!..’
Duruşma salonunda herkes şaşırmıştır. Hakim cebinden on dolar çıkarır ve ihtiyar adamın tazminatı olarak hazineye götürülmesini ister.
Ardından ayağa kalkıp ve salondakilere hitaben:
"Hepiniz suçlusunuz ve her biriniz on dolar ceza ödemelisiniz. Zira sizler öyle bir şehirde yaşıyorsunuz ki, ihtiyar bir adam açlıktan hırsızlık yapmak zorunda kalıyor!..”.
Duruşma salonunda 480 dolar toplanır ve toplanan parayı hakim ihtiyar adama verir.
Ve sözlerine şunu ekler:
"Eğer medeni insanların yaşadığı bir şehirde fakir görürseniz, bilin ki o şehrin yöneticileri halkın malını çalıyorlardır…"
Yorum sizin…



Nasıl bir Türk’lük bu?

Osman Bey, sabah saat 7.00'de Casio marka masa saatinin alarmıyla gözlerini açtı.
Puffy yorganını kaldırdı. Hugo Boss pijamalarını çıkarıp Adidas terliklerini giydi.
WC 'ye uğradıktan sonra banyoya geçti.
Clear şampuan ve Protex sabunuyla duşunu aldı.
Colgate ile dişlerini fırçaladı. Rowenta ile saçlarını kuruttu.
Bill's gömleğini ve Pierre Cardin takımını giydi.

***
Lipton çayını içti.
Sony televizyonda medya özetlerini ve flash haberleri izledi.
Citizen kol saatine baktı. Aile fertlerine 'çav' deyip Hyundai otomobiline bindi.
Blaupunkt radyosunu açarak, rock müziği buldu.
Ağzına bir Polo şeker attı. Şehrin göbeğindeki Mega Center 'daki ofisine varınca, Fujitsu-Siemens bilgisayarını çalıştırdı. Microsoft Excel'e girdi.
Ofisboy 'dan Nescafe'sini istedi. Saat 10.00'a doğru açlığını yatıştırmak için Grissini yedi. Öğlen
Wimpy's Fast Food kafeteryaya gitti. Ayaküstü, Coca Cola ve hamburgeri mideye indirdi.
Camel sigarasını yakıp ayaklarını uzattı.
Akşam üzeri iş çıkışı Image Bar' a uğrayıp JB' sini yudumladı, sonra köşedeki Shopping Center 'a uğradı. Eşinin sipariş ettiği Persil Supra deterjan, Ace çamaşır suyu, Palmolive şampuan, Gala tuvalet kağıdı, Sprite gazoz ve Johnson kolonyayı alarak kasaya yanaştı.
Bonus kartıyla ödemeyi yaptı.

***
Hafta sonu eşi Münevver'le Galleria 'ya giden Osman Bey, Showroom 'ları dolaşıp Kinetix ayakkabı, Lee Cooper blue jean satın aldı.
Akşam evde bir gazetenin verdiği TV Guide 'a göz atan Osman Bey, kanallar arasında
zapping yaparak, First Class, Top Secret, Paparazzi gibi programlar izledi. Aynı anda Outdoor dergisini karıştırdı.
Saat 22.00'ye doğru TRT'de Türk dili üzerine bir panel başladı. O türden programları seyretmeyi pek sevmediğinden uykusu gelen Osman Bey, televizyonu kapatıp yatak odasına geçerken, kendini mutlu hissetti.
'Ne mutlu Türk'üm diyene!' diye gerindi ve uyudu.
Hâlâ da uyuyor…
Ne zaman uyanacağı da belli değil!..
Gülmeyin, ya da Osman Bey’i kınamayın…
Çünkü siz de hala uyuyorsunuz ve farkında bile değilsiniz?


Herkesin sonu aynı
Yooo… Osman Bey’i kıskandığım falan yok. Yaşamına bakıp imrendiğim de yok.
Servet düşmanı değilim ama ben de sizler de üç aşağı-beş yukarı Osman Bey gibi yaşıyoruz.
Bu yaşam biçiminin dilimizde karşılığı; Türk malı yerine yabancı-ithal mala olan özlemdir.
Ama haklısınız ve sizin kabahatiniz değil.
Sata sata bu hale geldik!..
Ülkemizin var olan gerçek yüzü bu.
Yani; bir yüzü ballı kaymak, bonfile biftek…
Öteki ve çoğunluktaki diğer yüz ise; borçlarından arda kalan üç beş kuruşla ailesini hayal aleminde veya televizyondaki karnı tokların yaptığı rezillikleri seyrettirerek açlık bastırmaktır.
Örnekteki Osman Bey’in cenazesi yaşamı nedeniyle şatafatlı olarak kalkar…
Vatandaşın ki ise sessiz-sedasız, cami cemaati ile…
Ama…
Çok da yesen, az da yesen, lüks içinde de yaşasan, kıt kanaat da geçinsen değişen hiç bir şey olmayacaktır. Musalla taşı hepimiz içindir.
Önemli olan o taşa layıkıyla konulmaktır…
Allah herkese inşallah bunu nasip etsin derim!..

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test